debe başlıkları

dört mezhebin hak olduğuna kim karar verdi

  • bu konuda uzun uzadıya bir tanım yapmak yerine din ve mezhep ayrımcılığı başlığında da paylaştığım bir fıkrayı eklemekle yetiniyorum:

    köprüden geçmekte olan yobaz, bir adamın intihar etmek üzere olduğunu görür. koşarak yanına gelir ve “dur, sakın yapma!” der. adam “neden?” deyince yobaz, “yaşamak için birçok sebep var.” karşılığını verir ve aralarında şu konuşma geçer:

    yobaz: intihar etmek üzeresin. peki dindar mısın?

    korkuluklardan sarkan adam: evet.

    y: ne tesadüf ben de… hristiyan mısın yoksa budist mi?

    a: hristiyan.

    y: oh ne güzel ben de… katolik misin yoksa protestan mısın?

    a: protestan.

    y: oh ne iyi ben de… episkopal misin yoksa baptist mi?

    a: baptist.

    y: ben de, ben de… tanrının baptist kilisesi’nin mi, yoksa isa’nın baptist kilisesi’nin mi üyesisin?

    a: tanrı’nın baptist kilisesi’nin.

    y: işte bu harika, ben de… tanrı’nın reformcu baptist kilisesi mi, tanrı’nın orijinal baptist kilisesi mi?

    a: tanrı’nın reformcu baptist kilisesi.

    y: ne tesadüf ben de… 1879 tarihli mi, yoksa 1915 tarihli reformdan yanasın?

    a: 1915.

    bunu duyan yobaz birden hiddetlenir ve “vay kâfir, işte şimdi ölmeyi hakettin!” diye bağırarak adamı köprüden aşağı iter...

  • islamda tıpkı türkiye'nin ve hatta islam aleminin %80'inin olduğu gibi benim de içine doğduğum sünnilik ya da ehli sünnet vel cemaat denilen bir ana yol ve bunun 4 tane tali yolu/mezhebi vardır. peki ehli sünnet vel cemaatin hak olduğuna daha doğrusu 4 mezhebin : hanefi/şafii/maliki/hanbeli tek ve mutlak doğru yollar olduğuna kim ya da kimler karar vermiştir? sorumuz bu.

    571'de muhammed doğdu. 610'da ilk vahiy geldi. 622'de medineye hicret etti. 624 bedir savaşı. 625 uhud savaşı. 627 hendek savaşı. 630 mekke'nin alınması. 632 muhammed'in ölümü. 634'e kadar ebubekir halife. 634-644 arası ömer. 644-656 arası osman ve 656-661 arası da ali.

    ali'nin halifeliği döneminde müslümanların ilk fitne dediği olay gerçekleşti. islam devletinin siyasal haritası üçe bölündü:

    1-muaviye
    2-ali
    3-hariciler

    siyasal olarak ayrılan islam bu üç ana alter üzerinden akaidi (inançsal) ve fıkhi (hukuksal) olarak da ayrılmış oldu.
    bu üç taraflı savaşın sonunda kazananı muaviye olmuş ve 661-750 yılları arasında hüküm sürecek emevi devletini kurmuştur. 750 yılında emevi hanedanının neredeyse tümünü katleden abbasi hanedanı iktidara gelmiş ve islamın kaderinin ne olacağı bu hanedan zamanında belirlenmiştir artık. emeviler sırasında 100 yıl boyunca öteki sayılan ali taraftarları mı, bağımsız akılcılar tarafı mı yoksa emevi sisteminde yetişmiş katı gelenekçi metinlere ve hadislere sadık alimlerin tarafı mı? ya da başkaları mı? kuran net değil muhammed de öldü, kuranı nasıl anlayacağız? herkes başka başka mı anlayacak? bu ayet ne demek istemiş? gerçek islam ne?

    abbasilerin ilk dokuz halifesi sırasında seffah ile vasık arası dönemde (750-847) abbasiler kah ali tarafına geçmiş, kah emevilerden kalan ideolojiyi sürdürmüş, kah felsefeye merak sarmış ancak oldukça özgür bir ortam yaratmışlardır. mesela 5. halife harun reşid hem sünni islamın temellerinden imam-ı azamın talebesi ebu yusuf'u adalet bakanı yapmış hem de mutezile denen akılcılara destek olmuş, beytül hikmet denilen bilim ve felsefe okullarının temelini atmıştır. abbasilerin ilk yüz yılı bugünkü ışid'in mezhep imamı olan ahmed bin hanbel gibi aşırılar dışında her görüşün savunulduğu özgür, felsefeye ve akla müsait bir ortam sunmuştur. onuncu halife mütevekkil tahta geçince bu özgür ortamı yok etmiş ve tarafını belli etmiştir: muaviye'nin yetiştirdiklerinin ideolojisi. işte muaviyenin zaferi abbasileri böyle değiştirmiş ve bugünkü ehli sünnet vel cemaat denen içinde ışid'den, suudilere ve fetullaha kadar islam dünyasının %80'inin bulunduğu sünni türklerin de içine doğduğu ideolojiyi yaratmıştır.

    ehli sünnet vel cemaat denilen sünniliğe göre dünyada insanlar ikiye ayrılır:

    müçtehitler: islamda kuran ve hadisten yasa çıkarabilenler (peygamber, 4 halife, bazı sahabeler ve islamın ilk 300 yılında yaşamış bir kaç yüz kişi)
    mukallitler : islamda kuran ve hadisten yasa çıkarabilenleri taklit etmesi gerekenler (taklitçiler, bütün tarih boyunca yaşamış, yaşamakta olan ve yaşayacak geriye kaç milyar insan kaldıysa onlar)

    bu şu anlama geliyor, sadece kuranı ya da hadisleri okuyarak kendi kendine dini yaşayamazsın. kuranı anlayamazsın. kendine ben müçtehitim diyen ve bugün kendini ehli sünnetin temsilcisi olarak görenlerin işaret ettiği bir takım orta çağ insanlarının hadis ve kuran aracılığı ile sadeleştirdiği, sokaktaki adamın anlayacağı hale getirdiği kurallara, yasalara, yönetmeliklere, ahlak kurallarına, etik kaidelere muhtaçsın.

    ehli sünnete göre müçtehit olabilmenin yolu istinbat sahibi olmaktır.

    istinbat sahibi olmanın yolu:

    1-kuranı anlamıyla birlikte ezbere bilmek.
    2-anadil seviyesinde arapça, kureyş arapçası, akademik seviyede arapça etimoloji ve gramer, arap dili tarihi bilgisi.
    3-kuran ayetlerinin iniş sırasını, hangi olay üzerine indiğini, iniş sebebini, iniş tarihini tek tek bilmek.
    4- fıkıh, tefsir, akaid gibi ilim dallarına hakim olmak. nasih/mensuh yapabilmek. yani hangi ayet sonra gelerek önceki ayetin hükmünü kaldırmış bunu bilmek.
    4-başta kütüb-ü sitte olmak üzere 2. ve 3. derece hadis kaynaklarını da okumak ve tüm hadisleri (500 bin-1 milyon civarı) ezbere bilmek.
    5- bütün hadislerin ravilerini yani muhammedden itibaren kimler aracılığı ile en son kitaba işleyen buhariye, tirmiziye, müslüme geldiği bilmek.
    6- bu ravilerin, hadisleri nesilden nesile iletenlerin kimler olduğu.. rical ilmini yani hadis rivayet edenlerin yaşlılığında delirip delirmediği, aklını kaç yaşına kadar koruyabildiği, yalan huyu olup olmadığı, hayat hikayesini bilmek.
    7- hadislerde hangisinin diğer bir hadisi neshettiği, yani sonradan vuku bulup önceki hadisin hükmünü kaldırdığı.
    8- ayrıca imam malik'e ve hatta sonraki fıkıhçıların tümüne göre allah'ın kalbe koyduğu gizli bir ilim türü de gereklidir.

    ehli sünnete göre islamda içtihat kapısı defakto olarak reel dünyada kapanmıştır. yani mesela kurana bakarak sünnilikte kılınan namazın 5 vakit olmadığını söylemek yasaktır. ya da kuranda "malınızın kırkda birini zekat verin" yazmadığı halde böyle bir kanun çıkarmak içtihattır. veya kuranda net olarak anlatılmayan tesettür, türban, başörtüsünün islamın şartı olduğunu söylemek bir içtihattır, yeni müçtehit olmaksızın değiştirilemez. esasında ehli sünnet "içtihat kapısı kapandı" demez. ancak yukarıdaki nitelikleri şart koşar ki 1 milyon tane hadisi ezberlemek ve onların ravilerini, hayat hikayelerini bilmek fiziksel ve biyolojik olarak mümkün olmadığına göre m.s 933 yılında ölen ebu cafer el tahavi gibilerden sonra artık müçtehitliğin var olması da mümkün değildir. mesela sünni fıkhının en büyük alimlerinden olan suyutinin güya 600 bin hadisi ravileri ve senetleri ile bildiği iddia edildiği halde (nasıl oluyorsa artık) sırf muhammedden 800 yıl sonra geldi diye müçtehit olduğu kabul edilmez. kendisi müçtehit olduğunu iddia etmiş, tepki görmüş ve sonra müçtehitlik sevdasından vaz geçmiştir.

    yani sünniler içtihat kapısı kapanmadı deseler de onlar kapıyı sonuna kadar kapatmış ve hatta üzerine de beton dökmüşlerdir. bugün de bu şartları sağla seni test edelim mesela rastgele bir hadisin ravilerini ve bu ravilerin tek tek hayat hikayelerini sana soralım hepsini bilirsen seni müçtehit kabul edeceğiz diyerek dalga geçerler. hatta hepsini bilsen bile sende "kalp ilmi" yok, allah vergisi ilmi ledünni yok, sen yine müçtehit olamazsın derler.

    yani arkadaşlar bunlar -ki 1.4 milyar insandan bahsediyoruz- orta çağda yaşamış bir takım adamların zekalarına kendi akıllarını emanet etmiş, kendi akıllarını beş para etmez kabul etmiş, kendilerini belki insan olarak bile görmemişlerdir.

    muhammedi gören ve doğrudan hadislerin içinde yaşayan sahabileri, halifeleri saymazsak muhammedi görmeyen müçtehitler genel olarak 3 kısma ayrılır:

    1-mezhep imamları
    2-mezhep müçtehitleri
    3-mesele müçtehitleri

    bunların tümü muhammedden sonra 200-300 yıl içinde yaşamış insanlardır. sünnilerin iddiası şu: "bu insanlar sahabileri, sahabileri görenleri gördüler. haliyle hadisleri ve muhammedin sözlerini direkt ilk elden ikinci elden dinlediler, muhammedi dinleyenlerle beraber yaşadılar onların hayatlarını gördüler. muhammedden 60 yıl sonra doğan imam-ı azam mesela 8 tane "muhammedi dünya gözüyle görmüş adam, sahabe" tanımıştır görmüştür. muhammedden 500 yıl sonra, 1000 yıl sonra gelenler bunların bildiklerini bilemezler." oysa bu iddia bir tek tezle yerle bir oluyor: eee muhammedden sonraki 300 yıl içinde yaşamış yüzlerce kalifiye adam varken neden sadece 4 tanesinin çizdiği yol hak yol olsun? muhammede yakınlık bu soru dahilinde anlamsız.

    bunların 1 milyon hadis bildiği filan akla mantığa sığmaz. yemeden, içmeden, uyumadan saniyede bir sayı saysan bir milyona kadar saymak bile 1.000.000/60/60/24=12 gün ediyor. ortalama bir hadis 3-5-10 cümle, bunun bir tanesini ezberlemek kaç dakika, kaç saat alır? her bir hadisin ravilerinin hayatlarını ezberlemek kaç saat, kaç gün alır? aklı başında olduğuna karar vermek kaç münazara alır? hafıza kaç tane cümle ve bu cümlelerin tarihlerini, anlatanların hayat hikayelerini alır? bir milyon tane mi? saçmalık değil midir bu? bir de bu adamların kimsenin bilmediği o "allah vergisi kalp ilimine" sahip olduğuna kim karar vermiş? allah bu adamlara o bir milyon hadisi ezberleyecek "özel bir zeka" verdiyse bunu verdiğinin ispatı nedir? kendi ifadeleri mi yoksa?

    peki bu imkansız kanunları kim koydu? neden koydu ve nasıl koydu?

    çok kişi var:

    ebû abdillah el-kurtubî (ö.1273)
    el-isnevî (ö. 1370)
    şah veliyullah-ı dehlevi (ö.1762) izâle-tül-hafâ isimli kitabında yukarıdaki kuralları tek tek yazmış.
    eş-şevkânî (ö.1834)
    ebû zehra (ö. 1974)
    müçtehit olduğunu iddia eden ve yüzbinlerce hadis ezberleyen suyuti'ye 1490'lı yıllarda "sen müçtehit değilsin" diyen sünni islamı ve eşariliğin merkezi mısır'daki el ezher uleması allame şihabüddin bin hacer-i heytemî...

    bu meselede, önce bir bugünkü türkiye tarikatlarının ve farkında olmasalar da hemen hemen bütün türk halkının yaşadığı nakşibendiliğin ana bayii imam-ı rabbani'ye (ö. 1624) bağlanalım.

    "kitâba ve sünnete, ya’nî kur’ân-ı kerîme ve hadîs-i şerîflere uygun i’tikâd lâzım olduğu gibi, müctehidlerin kitâb ve sünnetden çıkardıkları ahkâma, ya’nî islâmiyyete uygun işlere, ahkâm-ı islâmiyyeye uymak lâzımdır. bu ahkâm, halâl, harâm, farz, vâcib, sünnet, müstehab, mekrûh ve şübheli olan işler demekdir. bu ahkâmı öğrenmek de lâzımdır. [müslümânlar iki kısmdır: yâ (müctehid)dir veyâ (mukallid)dir. müctehid olmayan her müslümâna mukallid denir.] mukallidlerin, kitâbdan ve sünnetden, müctehidlerin çıkarmış olduğu hükmlere uymıyan hükm çıkarmaları câiz değildir. kendi çıkardığı hükmlere göre yapacağı işleri kabûl olmaz. her mukallidin bir müctehide uyması, ya’nî bir mezhebe girmesi lâzımdır. bulunduğu mezhebin muhtâr olan, ya’nî âlimlerin çoğunun uyduğu hükmlerine uymalıdır." (mektubat, 1. cilt, 286. mektub)

    yine türkiye'de en etkili alimlerden imam-ı birgivi'ye (ö. 1573) bağlanalım:

    "uzun zamandan beridir ictihad kesilmiştir." (tarikat-ı muhammediyye s. 114)

    peki bu işin kökü nereye dayanıyor? şimdi de bugünkü zillet dünyasını yaratan süpermen gazali'ye bağlanalım:

    "hiçbir müctehid, başka bir müctehidin sözü ile amel edemiyeceği gibi, hiçbir mukallid, taklid ettiği, uyduğu mezheb imamının sözünün dışına çıkamaz! çıkar diyen kimse yoktur. âlimlerin en faziletlisi sayarak imam diye tanıdığı mezheb kurucusuna bağlandıktan sonra, hoşuna gidenleri başka taraflardan alamaz. her yönden ona uyması lazımdır. uyduğu imama muhalefeti münker bir harekettir ve bu muhalefeti sebebiyle günahkardır." (ihya, 9. kitab, 2.bab, s.803)

    başka ne demiş gazali reis?

    "ictihad mevkiine yükselemiyenler, bu asırda olanlar gibi, kendilerine sorulan meseleye, ancak bağlı bulundukları mezheb imamından naklederek cevap verirler. eğer imamının ictihadını zayıf bulursa, onu terk etmesi caiz değildir. binaenaleyh başkasının ictihadıyla cevap veremeyeceğine, mezhebi de bilinmiş olduğuna göre, daha mücadele etmesinde ne kâr var? eğer bir meselede şüphe ederse uygun olan (ben bunu anlayamadım, belki bağlı bulunduğum mezheb imamının bu babda bir cevabı var, fakat ben bilemiyorum; çünkü ben başlı başına bir müctehid değilim.) demesi lazımdır." (ihya, 1. kitab, 4. bab, hilaf ilmi ve münazaranın afetleri; c.1, s.113)

    evet gazali'nin müçtehitinden şüphe edenler için yaptığı telkini görüyor musunuz? mesela bir içtihat söyleyeyim size. bir müçtehit olan imam-ı şafii'den: içinde bok bile olsa iki kulle (13 m3) su temizdir. kars'taki şafiiler bu içtihatı 20. yüzyıla kadar devam ettirdiler. hala devam ediyor mu bilemem. ilgilenenler için bu konuda otobiyografik bir kitap: (bkz: kulleteyn)
    yani diyor ki gazali efendi: içinde bok bile olsa sırf şafii söyledi diye o suyla abdest alman sağlıklıdır bundan şüpheye düşersen de "benim aklım almaz ben müçtehit değilim" de diyor.

    peki gazalinin ideolojisi nereye dayanıyor? işte yukarıda anlattım. ilk fitne dolayısıyla üçe ayrılan islam dünyası, muaviyenin galibiyeti ve ardından ortaya çıkan emevi islamı. bunun abbasilerde tekrar bir şekillenmesi. abbasi halifesi mütevekkilin akılcılar yerine müçtehitçi ve fıkıhçı islamı seçmesi. ardından medreselerin bu eşari ideoloji ile dizayn edilmesi. bu medreselerde yetişen alimlerin hindistan'dan endonezya'ya kadar yayılması ve bu medreselerin ideolojilerini oraya taşıması ardından gelen selçuklu hanedanı ve nizamiye medreseleri. nizamiye medreselerinden yetişen alimlerin tekrar bir uzak doğu ve kuzey afrika seferi yapması. en son osmanlının bektaşi ruhunu mısır'dan gelen eşari alimlerin darma duman etmesi ve osmanlıyı bir arap ülkesine çevirmesi. en son da bugünümüz. ama tüm bunların içinde dünya insanlarına en fazla zararı yine gazali vermiştir. çünkü gazali eşari islamı hakim islam yapmıştır artık. ehli sünnet vel cemaat denen yol bu şekilde doğmuştur. bunu biraz daha detaylandırayım şimdi:

    imam-ı azam (d.699-ö.767) ilk sünni mezhep imamı kabul edilir. imam-ı azam öldükten 13 yıl sonra ise hanbeli mezhebi kurucusu ahmed bin hanbel dünyaya gelmiştir. gel gör ki imam-ı azamın eserlerinin hiçbirinde sünni, ehli sünnet vel cemaat gibi ifadeler geçmez. ehli sünnet vel cemaat ya da sünni teriminin etimolojik kökeni ahmed bin hanbel'in "er-red ale'z-zenâdıka ve'l-cehmiyye" kitabına dayanır. yani sünni ya da ehli sünnet ifadesi, terimi, tanımı ilk kez muhammed'in ölümünden 200 yıl sonra hanbel'in kitabında geçmiştir. ahmed bin hanbel'in mutezile düşünceye yakın olan abbasi halifeleri zamanında yaşadığını, ideolojisi yüzünden hapse girdiğini ve neredeyse bütün hayatını mutezile ile mücadeleye adadığını biliyoruz. ebu hasan el eşari (873-935) 40 yıllık muteziliğinden dönerek eşarilik mezhebini kurana kadar olan sürede hanefi, şafii, maliki, hanbeli, ibn küllab, imam ebu muhammed, imam ebu yusuf, haris el-muhasibî, ebu'l-abbas el-kalânîsî ehli sünnetin prototipi olan ideolojiyi taşıma konusunda köprü görevi görmüştür. ve sünniliğin kökü olan zihniyeti ebu hasan el eşari'ye kadar taşımışlardır. keza semerkantlı türk el maturidi (863-944) yine imam-ı azam- ebu yusuf- imam ebu muhammed ve imam-ı azamın yolundan olan abbasi devleti rey şehri kadısı mukatil er-râzî isimlerinin köprü görevi görmesi aracılığı ile bugün sünniliğinin kökü olan ideoloji ile tanışmıştır, hanefi olmuştur. şafi mezhebinin kurucusu imam-ı şafi imam-ı azamın talebesi olan ebu muhammedin talebesidir. diğer bir deyişle şafi, imam-ı azamın öğrencisinin öğrencisidir.

    *sıffin savaşı yapılıyor. muaviye kazanıyor.
    *emevi devleti kuruluyor. bu dönemde hadisler üzerinden bir islam sistemi geliştiriliyor, prototip henüz.
    *bu sistem 100-200 yıl sonra yüzlerce kişi tarafından "gerçek islam budur" iddiasıyla topluma sunuluyor.
    *bunlardan dördü: hanefiyye, şafiiyye, malikiyye, hanbeliyye diğerleri: ezarika, necedat, ibaziye, acaride, sufriyye, vasıliyye, amriyye, huzeyliyye, nazzamiyye, asvariyye, muammeriyye, bişriyye, hişamiyye, murdariyye, caferiyye, iskafiyye, sumamiyye, cahıziyye, hayyatiyye, kabiyye, cubbaiyye, behşemiyye, salihiyye, hadbiyye, hüseyniyye, cebriyye, cehmiyye, dırariyye, bekriyye, neccariyye, bergusiyye, zaferaniyye, müstedrike, mürcie, yunusiyye..... ve daha yüzlercesi.
    *işte tüm bunlardan sadece 4 tanesi seçiliyor ve gerikalanların tümü küfür, yanlış yol, kafirlik, bidat olarak kabul ediliyor.
    *bugün 1.4 milyar insan 1000 yıl önce yapılan o seçime göre hayatını yaşıyor.
    *oysa 1200 yıl önce yukarıda az bir ksımını saydığım mezheplerin tümünün takipçileri vardı. henüz şafii doğmadan, maliki doğmadan önce yukarıdaki mezheplerden bazılarına tabii olan insanlar vardı.

    yani bugün hanefi olan sana hanefiyyenin yolunu 1000 yıl önce seçtiren biri var.

    o seçimi kim yaptı? nasıl yaptı?

    eşariyye, maturidiyye ve hanbeliyye (selefiyye) okulları yaptı bu seçimi.

    bu seçimi tarih sahnesine geri dönüşü olmayacak şekilde işleyen siyasi anlamda selçuklu sultanı alparsaln'ın veziri nizamülmük, entelektüel anlamda gazali'dir çünkü eşarilik gazali sonucu hakim ideoloji olmuştur. oysa alparslan'ın amcası tuğrul bey döneminde selçuklu veziri bir mutezi olan ebu nasır kunduri idi.

    bugünkü ehli sünnet vel cemaat mezhebi eşari, gazali ve nizamülmülk'ün eseridir.

    ya da en azından islam dünyasının %80'ine hakim olması diyelim. mutezile/eşari/gazali meselesine dair detaylı bilgi için: (bkz: #56582208)

    örneğin islamın şartının 5 olduğu fikri. kuran'da islamın şartı 5'tir diye net bir ifade var mı? kuranda belki 500-1000 tane emir cümlesi var, bunların tümünü sıkıp/eleyip de islamın şartı beştir diye ortaya atanlar kimler? peki hadislerden hangisinin doğru hangisinin yanlış olduğuna kim karar veriyor? elbette fıkıh mezhepleri karar veriyor. ebu hasan el eşari m.s 920'li yıllarda yazdığı risalet el-iman isimli eserinde bu şartların 5 tane olduğunu yazmıştır. mezhep imamları 700'lü ve 800'lü yıllarda yaşadılar. itikadı belirleyenler eşari, hanbeli ve maturidi 800 ve 900'lü yıllarda yaşadılar. iş buraya gelene dek ırak, suriye, iran, hicaz, mısır, kuzey afrika'da birileri yukarıda verdiğim mezhep imamlarının peşinden gittiler. eşari, maturidi ve selefi okulları kurulduğunda ortada yüzlerce imam ve mezhep vardı bunlar kendi kafalarına göre sistemler bulmuş ve islamı "peygamber öldükten sonra" kendi kendine idare edebilecek bir din haline getirmeye uğraşmışlardı. işte bunlardan hanefilik avantajlıydı çünkü imam-ı azamın öğrencisi abbasi devletinde bütün imparatorluğun adalet bakanı, kadıların kadısı görevine gelmişti.o hanefiliği yaydı. onun öğrencisi zaten şafii idi ve hanefilik ile uyumluydular, şafiinin öğrencileri devlet idaresinde şafiiliği yaydılar. medine'de ortaya çıkan maliki mezhebinin avantajı onu o dönemki mısır ulemasının benimsemesi, desteklemesi ve yaymasıydı. sahra altı ve üstü afrikası bugün komple malikidir, mısır merkez olduğu için daha karışıktır. hanbelin avantajı ise abbasiler tarafından uğradığı zulüm ile bağdat halkının hanbel'den etkilenmesidir. yani özellikle eşarilik çıktığı vakitler bu mezhepler en yaygın mezhepler olmuştur. tümü de siyaset yoluyla yayılmıştır. eşarilik işte bu yüzden kusursuz bir islam yerine en yaygın olan islam türlerini tek çatı altında toplamak zorunda hissetmiştir kendisini.

    bugünkü ehli sünnet mezhebi bir takım ilahi dokunuşlar sonucu ortaya çıkan hak yol değil, siyasi olaylar sonucu ortaya çıkan bir tür mecburiyetler ittifakıdır. yoksa imam hanbeli ile imam-ı azam'ı aynı çatı altında birleştirmek düpedüz saçmalıktır. hanbel arapları bırak ufacık kureyş kabilesinden başkası halife olamaz derken hanefi kişi anadilinde namaz kılabilir yasasını koymuştur islam dinine içtihat olarak. bunların neresi ortaktır? işte hanbel ve hanefiyi aynı şemsiye altına alan muktedir eşari ideolojidir. daha sonra 15. yüzyılda zoraki olarak bir eşari olarak yetişen ibn-i haldun islamda mezheplerin 5 tane olduğunu söyleyecekti: hanefi, şafii, hanbeli, maliki, zahiri. zahirilerin hanbelilerden pek bir farkı yoktur. bugün yaşasa onu da ehli sünnet kabul ederlerdi. sadece takipçisi yok artık. endülüste ispanyollar emevilerle birlikte bu mezhebi de yok etti.

    eşari okulunun ünlü alimleri şunlardır:

    el bakıllani, muhammed bin el hasan, ebu ishak, tahir el bağdadi, el semani, el cüveyni, el gazali, ibn-i tümart, fahreddin er razi, adud eddin el ici, el cürcani.

    bunların içinde en ünlüsü gazalidir.

    işte bunlar mutezile ile mücadele etmiş ve islamın akla değil de nerede ne el yazması nakille gelen bilgi varsa o kullanılarak inşa edilmesi gerektiğini savunmuştur. bu hadiste muhammed şöyle demek istedi, şunda da böyle demek istedi, orada şunu yapmıyor vs..... binlerce sahabi... onlardan gelen milyonlarca rivayet... örneğin: tuvalette nasıl davranılacağı, bir insanın kıçını nasıl yıkaması gerektiği akılla değil de mesela onlardan gelen milyonlarca rivayet tek tek elenerek, ayıklanarak birbiri ile çelişenler tarihlerine göre ayrılarak, daha sonraki tarihe ait hadisler daha üstün kabul edilerek, 700'lü yıllarda kıç yıkama ile ilgili alimler ne demişler, 800'lü yıllarda ne demişler, 1000'li yıllarda ne demişler diye tümüne bakarak sonra bu alimlerin hangisinin daha üstün olduğu hakkında münazara ederek rey ile oylama ile "kıç bu şekilde yıkanmalıdır" hükmüne varıyorlar. sünni islamın çalışma prensibi budur. (sonra gelir aşağıya yazarlar "yeak yeaaa biz akılcıyız yukarıda dezenformasyon yapmış skocax.) (kıç yıkama yöntemi açıklamları hakikaten vardır bu arada)

    oysa tuvalete girer kıçını güzelce yıkarsın. milyon tane rivayete harcayacağın kafanı daha faydalı işlere harcarsın, kadı ve müfessir yetiştireceğine kimyacı ve fizikçi yetiştirirsin. 20. yüzyılda tuvalet kağıdını icat edersin elini dışkıya sürmeye gerek kalmaz artık. kıç yıkamaya dahi karışan bir tanrı daha başka nelere karışır? böyle bir tanrı olabilir mi? bir tanrı böyle bir din göndermiş olabilir mi? ehli sünnetdenen fıkıh üzerinden hayat tarzı belirleme ideolojisi korkunç derecede absürd değil midir?

    sünnilikte mezhepler iki kısımdır.

    sünnilikte itikatta hak mezhepler:
    1-eşarilik
    2-maturidilik
    3-selefilik (bunu tr sünnileri kabul etmez, bunu çıkarmak için hanbeliyi de aşağıdaki listeden çıkarmak gerek zira hanbeliler hep selefidir ve onlar da diğerlerini kabul etmiyor zaten)

    sünnilikte fıkıhta, amelde hak mezhepler
    1-hanefilik
    2-şafiilik
    3-malikilik
    4-hanbelilik

    türkler ekseriyetle hanefi ve maturididir. suudiler ekseriyetle selefi ve hanbelidir, belki çok azı eşari ve hanbelidir. mısırda şafi eşari ya da maliki eşari vardır örneğin.

    maturidi ekolünün eşari kadar güçlü medreseleri, alimleri, siyasi destekçileri yoktur. ancak semerkant bölgesinde hanefilik bu görüş ile ve bu ekol ile yayıldığı için hanefiliğin resmi bayisi konumundan dolayı itibar görmüştür. maturidi dini güya akılla yorumladığını iddia eder ancak kuranı mahluk olarak görmez ezelidir der ve aklın kurandan da hadisten de daha aşağıda olduğunu tasdik eder, ibadet meselelerinin akıla kapalı olduğunu mesela hac yapmanın mantıksız hareketler silsilesi olmasına rağmen mantıksız olduğu düşünülmeden iman edilmesi gerektiğini söyler, maturidilik insanın özgür iradesini kabul etmez bunun yerine tam olarak kendi ifadesi ile "insanın yaptıkları allahın yaptıklarıdır, beşer hürriyeti insanın eline verilmiş değildir" der tıpkı eşari gibi. maturidi eşariden daha makul bir mezhep olsa da yine de yarım akıllıdır. eşari imanı kalp ile tasdik ve "marifet" olarak tanımlarken maturidi imanı dil ile ikrar ve kalp ile tasdik olarak tanımlar. en nihayetinde maturidi de tıpkı eşari gibi kıç yıkamanın yolunun her insanın kendi aklı ile değil de ayetler, hadisler, tefsirler, içtihatlar, raviler, ravilerin hayat hikayeleri, nasih/mensuh vs. tümüne bakıldıktan sonra belirlenmesi gerektiğini düşünür.

    eşari, maturidi, muteziler varken henüz hadis kitapları yazılmamıştı. buhari, tirmizi,müslüm gibi kütübü sitte kitapları 10. yüzyıl civarında yazılmıştır hep. hatta gazali kitaplarında kütüb-ü sitte'de olmayan hadisleri kullanmış olmasından onun da bugünkü sünniler gibi "kütübü sitte müslümanı" olmadığını anlıyoruz. demek ki başka bir tarihte kütüb-ü sitte ile dört mezhep birleştirildi. sünni islamın formülü şudur:

    sünni islam= kuran + kütüb-ü sitteye tam iman + müçtehit seçme mecburiyeti

    kütüb-ü sittenin yani altı hadis kitabının doğru ve sahih olan üzerinde şüphe olmayan hadisler olduğuna dair ilk yazı 12. yüzyılda ibn-i kayserani tarafından yazılmıştır: (bkz: kütüb-i sitte/#53192577)

    resmi ve siyasi anlamda 4 mezhebin hak mezhepler olduğunu:

    1- mısır'da memluk devleti 5. sultanı baybars (ö. 1257) tarafından 4 mezhep tek islam yolu olarak net olarak tanınmıştır. (4 mezhep çoğunlukta olduğundan ve baybars bütün islam dünyasının hükümdarı olmak istediğinden, yoksa çok dindar olmayan bir kıpçak türkü olduğu bilinir.)

    2-osmanlı devleti memluklardan sünni halifeliğini alınca elbette 4 mezhepin hak olduğunu kabullenmişti ancak resmi anlamda 1745 yılında 1. mahmut islamın hak mezheplerinin 4 tane olduğunu deklare etmiştir.

    hindistan, pakistan ve bangladeş gibi en yoğun müslüman nüfusuna sahip ülkeler (islam dünyasının %30'u) 16. yüzyıldan itibaren babür imparatorluğu ile müslüman olmuştur. bu devlet, ideolojisini semerkant ve buhara'dan alır. semerkant maturidi ve buhara da eşari etkidedir. ayrıca timur'un devamı olması dolayısıyla şii etki de mevcuttur. endoenzya 202 milyon nüfusla dünyadaki en kalabalık islam devletidir. endonezya'da sünni islam biraz lokala adapte olmuş ve değişmiştir ancak oranın islamlaşması da eşari etki ile olur ki neredeyse bütün endonezya şafi mezhebindendir. 16. yüzyıldan itibaren, gazalinin yolundan gelen şafi okulu alimleri gitmiş ve müslüman yapmışlardır onları. yani bugünkü islam nüfusunun yarıdan fazlası son beşyüz yıllık hikayedir ve eşarilerin şekillendirdiği gazalinin de son noktayı koyduğu 4 mezhepin seçildiği, fıkıh diye bir garabete mahkum kalmış sünni islam oluşumunu tamamladıktan sonra o oluşmuş haliyle uzak asyadaki kalabalık nüfuslara yayılmıştır.

    sonuç olarak aklı mühürleyen de bugün yaşayanlara 1000 yıl önce mezhep seçen de eşari ideolojidir, gazalidir, nizamülmülk'tür, mütevekkil'dir, abbasilerdir, siyasettir, halife olma, daha fazla meşruiyet elde etme, daha fazla destek görme çabasıdır.

    esasında akıl meselesi sadece islamla ilgili bir mesele değil. sadece islamda akılsızlıklar var diğer dinler hep süper akılcı diye bir iddiam da yok. mesela hindu bir kadının ibadeti var şu resimde. 2015 kasımında çekilmiş bir fotoğraf. kadın, güneş tanrısı surya'nın rahmetine ve mağfiretine nail olmak için çocuğunu yere yatırmış üstünden geçiyor. buna saçmalık demeyecek miyiz? buna dersek peki islamdakilere ne demeli? üzerinde siyah bir kumaş olan kare prizma bir kutunun etrafında dönmek nerde tarif edilmiş, hangi kitapta? hangi dinden olursa olsun bu tür çılgınlıklar allahın emri olamaz. insan bunu anlamalı. eğer 150 yıl önce 40 sene olan ortalama insan ömrü bugün 70-80 sene ise bu batının akılcılığı yüzündendir. demek ki zamansal ilerlemeci bir durum söz konusu. demek ki bugünümüz geçmişimizden daha iyi. demek ki akıl bir işlere yarıyor. islam dünyasına bakınca da aklı göremiyoruz. işte kıç yıkamayı bile insan aklına emanet edemeyen bu saçma sapan fıkıh düzeni yüzünden. bugün elimize ulaşan en eski arapça yazı (bugünkü alfabe ile) kudüs'te kubbetüs sahra'daki mozaiklerde yazılı ayetlerdir ve muhammedden 60 yıl sonraya 692 yılına aittir. bugün elimizde 7. yüzyılda yazılmış bir kuran bile yok. elimize ulaşan en eski kuran muhammedden 200 yıl sonra yazılmış (yeni bir tane bulundu akıbeti net değil). o da tam bile değil bir parçası sadece. arapçanın kendisi ve kuran bile böyle muallaktayken bir de üzerine hadistir, rivayettir, ravidir, içtihattır, ricaldir 12-13 yüzyıl önce oluşmuş tüm bunlara koşulsuz iman edilir mi? tanrı bana da akıl vermemiş mi? bana karışacaksa bile bunu kendini müçtehit ilan edenlerin yorumları üzerinden neden yapsın? bunlar çılgınlık değil mi?

    fıkıh denen komedi üzerinden hayat tarzı belirlemek sosyal düzen kurmak çılgınlık değil mi?

    kaynakça:
    bütün kütüb-i sitte hadisleri şurada:http://sunnah.com/
    taraflı ama akademik bir mezhepler tarihi: http://kitaplar.ankara.edu.tr/dosyalar/pdf/595.pdf
    ciddi bir mezhep eleştirisi kitabı: https://yenidenuyanis.files.wordpress.com/…-din.pdf
    el ezher aliminin taraflı mezhepler tarihi kitabı:https://ia601700.us.archive.org/…0 m.ebu zehra..pdf
    bazı meşhur tefsir kitapları: http://tefasir.blogspot.ru/p/tefsir-kitaplar.html
    gazali kitapları: https://yadi.sk/d/nrgygbplgqqzz
    imam-ı rabbani mektubat:http://hakikatkitabevi.com/…/turkce/07-mektubat.pdf
    http://www.yeniumit.com.tr/…tesiri-ve-imam-maturidi
    http://www.bilgelerzirvesi.org/…-dr-ali-karatas.pdf
    http://cijeonline.com/…cije/article/viewfile/78/129
    http://www.yardimcikaynaklar.com/…ulari-ve-grsleri/
    http://www.koprudergisi.com/…goster=yazi&yazino=432
    http://mamluk.uchicago.edu/…_2009-berkey_pp6-22.pdf
    http://www.pewforum.org/…-global-muslim-population/
    http://www.fethullahgulenforum.org/…li-on-tolerance
    http://www.cfr.org/iraq/islamic-state/p14811 (ışid sünni değil diyenler sünniliğin ne olduğunu bilmiyor)
    http://www.teneoholdings.com/…eneo_insights9-12.pdf (2. sf. 3. paragraf)
    not: vakit bulduğumda islam kaynakları ve okuma listesi şeklinde detaylı bir entry yazacağım.

    edit: bugün ışid sünni değil diyenler 20 yıl önce seyyit kutupçuların peşinden ayrılmazdı.
    buyrun gazaliyi bile yeterli bulmayan ibn-i teymiyeci ehli sünnet hanbeli bir türkiye ışidçisi: http://www.youtube.com/watch?v=3hisf-kkgxm
    ışid sünni değildir diyenler ehli sünnet vel cemaat yolunun hanbeli mezhebinden olan ışid ile aralarında mütabık kalmadıkları bir tefsir, hadis, fıkıh kitabı getirsinler. ışid ve vahhabileri sünnilikten atarsanız hanbeli mezhebini de çıkarmanız gerekir çünkü geriye hiç hanbeli kalmaz!

    edit2 eleştirilere kısaca cevap vereyim:

    •dini inancımın ne olduğu merak edilmiş. bunu sorgulamak medeni bir ülkede ayıptır. ayrıca diyelim ki yukarıda ben 2+2=3 yazdım. eğer haksız olduğumu iddia etmek istiyorsanız size düşen "hayır 3 değil 4'tür" demek mi yoksa bana matematiği kimin öğrettiğini merak etmek mi?
    • eğer ameliyat için doktora gidiyorsak din için de müçtehite gitmemiz lazım örneği verilmiş. sünni islamın klasik örneğidir. youtube'a cübbeli ahmet mezhep yazın bu örneği verir o da. arkadaşım kusura bakma da eğer sen yukarıda anlattığım gibi kıçını temizlemek için illa müçtehitten içtihat almak zorundaysan al zaten sana bir şey dediğimiz yok.
    • ekonomi düzelirse, milli gelir artarsa türkiye'de eşari/sünni gelenekten dolayı geri kalmışlık olmaz denmiş. sen eşari/sünni gelenekten dolayı zaten ekonomini düzeltemezsin çünkü kız çocuklarını bu gelenekten dolayı okutmuyorsun bir de imam hatip açarak çocukların haftada 13 saatini saçma sapan arap tarihi dersleri için çalıyorsun. ikincisi de kuveyt bugün kişi başı gelirde dünyada en üstlerde petrolden dolayı. noldu her gün süper icatlar mı yapıyorlar? muazzam sosyal bilimciler mi çıkardılar? çağ mı atladılar? sığır gibi yaşıyorlar hala.
    •bu 4 mezhep serbest piyasada doğal yoldan hakkı olduğu için ve süper şeyler oldukları için en yaygın mezhepler olmuştur denmiş. yukarıda açıkladım. imam-ı azamın öğrencisi ebu yusuf abbasilerde adalet bakanıdır. yani "deve sidiği içmek sağlığa faydalıdır" diyen hanefi mezhebi ebu yusuf'un siyasi gücü yüzünden değil de süper akılcı ve süper hakikatçi olduğu için mi yayılmıştır?
    • hala ışid sünni değildir buhariyi inkar etmiştir diyen var. ışid buhariyi satır satır uyguluyor. ömründe açıp buharide ne yazıyor diye bakmamış bir de millete buhari öğretmeye kalkıyor arkadaşımız. buyrun buhari dahil bir çok hadis kitabında geçen ve sünnilere göre yanlış olması mümkün olmayan ve kafa kesmeyi, göz oymayı normalleştiren hatta deve sidiği içmeyi de normalleştiren bir hadis (sen içmeyerek buhariyi inkar ediyorsun ama ışid de deve sidiği içmiyor sanırım, onun da var bazı çelişkileri) , aslında doğruları konuşacaksak ışid'e düşman olarak buhariyi inkar eden sensin güzel kardeşim:

    --- spoiler ---
    "ey allah'ın resûlü! biz hayvancılıkla uğraşıp sütle beslenen (çöl) insanlarıyız, (çiftçubukla uğraşan) köylüler değiliz." dediler. bu sözleriyle, medine'nin havasının kendilerine iyi gelmediğini ifade ettiler. resûlullah, onlara (hazineye ait) develerin ve çobanın (bulunduğu yeri) tavsiye etti. kendilerine oraya gitmelerini, develerin sütlerinden ve sidiklerinden içmelerini söyledi. gittiler, harra bölgesine varınca, islâm'dan irtidâd ettiler. hz. peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'ın çobanını da öldürüp develeri sürdüler. haber, hz. peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e ulaştı."

    "resûlullah, derhal arkadaşlarından takipçi çıkardı (yakalanıp getirildiler). gözlerinin oyulmasını, ellerinin kesilmesini ve harra'nın bir kenarına atılmalarını ve o şekilde ölüme terkedilmelerini emretti." [buhârî, muhâribin 16, 17, 18, diyât 22, vudû 66, zekât 68, cihâd 152, megâzî 36, tefsir, mâide 5, tıbb 5, 6, 29; müslim, kasâme 9, (1671); tirmizî, tahâret 55, (72), et'ime 38, (1846); ebû dâvud, hudud 3, (4364-4371); nesâî, tahrimu'd-dem 7, (7, 93-98); ibnu mâce, hudud 20, (2578).]
    --- spoiler ---