debe başlıkları

beşiktaş

  • camianın en zayıf kısmı halihazırda transfer komitesi'dir. bu komite; fikret orman'ın ideallerine, şenol güneş'in kafasındaki takıma, taraftarın isteklerine yetişememektedir.

    2016 yazından başlayan süreçte yapılan pek çok hataya rağmen takım şampiyon olabilmiştir. ama önceki seneden düşük bir performans sergilediği açıktır. şuanda açılan yeni transfer döneminde de durumun bu paralelde devam ettiğini söylemem gerekiyor.

    şenol güneş, takıma kiralık oyuncu alınmasından rahatsızlık duyuyor. mesela şampiyon olan ideal 11'den 5'inin kaybedilmesi eminim ki şenol hoca'yı çıldırttı. bu sene de aynı düşüncede. "oynayan oyuncuların kalması, oynayamayanların gitmesi taraftarıyım" diyor her fırsatta.

    geçen yaz jose sosa iyi teklif aldı gitti; ancak mario gomez ve gökhan töre'nin ikna edilememesi beşiktaş'tan çok şey götürdü. bir kanat oyuncusunu kaybeden beşiktaş, son güne kadar pazarlık yaptığı samir nasri'yi alamadı. bir kanat oyuncumuz eksik başladık lige. olcay şahan'ın da düşük formundan ötürü ilk yarıyı tek kanat oyuncusuyla ve ikinci sırada tamamladık. sol stoper eksiği yıl boyunca devam etmesine rağmen; transfer sezonunun bitimine 2-3 saat kala alelacele atınç nukan'ı transfer edebildik. kiralık olarak gelen santraforumuz parladıktan sonra bize "güle güle" diyip gitti. kiralık oyuncudan ağzımızın yanmasına rağmen bir kumar oynayarak santraforumuza yine kiralık vincent aboubakar'ı aldık. üstelik opsiyonu 10 m. € gibi aşırı yüksek bir rakama koydurduk. jose sosa'dan para kazanmamıza rağmen 10 numara mevkisine yine geçici bir çözümle anderson talisca'yı aldık. koydurduğumuz opsiyon, hiç koymasak daha iyiydi dedirtti : 25 milyon €.

    kış transfer döneminde, sol stoper eksiğimiz sürmesine rağmen; bir sağ stoper olan matej mitrovic'i, büyük bir menajer oyununa düşerek 4.2 milyon €'ya aldık ki son yıllarda beşiktaş'ın en masraflı transferi oldu. üstelik sezon içinde hiç katkı veremedi. sezonun ilk yarısında yalnızca 3 gol atan as forvetimiz aboubakar yerine oyuncu arayışları yapıldı. yine transferin son gününde aleacele sakatlığı devam eden demba ba'yı alabildik. mitrovic'in alındıktan sonra beğenilmemesi üzerine yine sakatlığı devam eden ersan adem gülüm son gün takıma katıldı. bu transfer dönemindeki 5 transfer hamlesinden sadece ryan babel takıma katkı verebildi. aynı zamanda şampiyon takımın kanat oyuncusunun, 250 bin €'ya satılması ayrı bir skandal oldu.

    girdiğimiz transfer döneminde gidişat yine son iki transfer döneminin paralelinde ne yazık ki. vincent aboubakar'ın bonservis görüşmelerinin tıkandığı haberini aldım örneğin. santrafor arayışları yeniden başlıyor. önceki dönemlerdeki gibi bir oyuncu yine kiralanacaktır bu mevkiye. gelen ciddi teklif sadece marcelo guedes'e. eğer giderse yerini doldurmamız çok ufak ihtimal. stoper arayışları, yine menajerlerin eline düşmüş durumda. pek umudum yok. bonservisiyle santrafor transferini de ancak marcelo giderse yapabiliriz. anderson talisca'yla manchester united ilgileniyor aynı zamanda. 25 milyon €'yu kolayca verebilecek bir takım. peki giderse biz n'aparız ? ancak el sallayabiliriz. 25 milyon ederli bir oyuncunun yerini elimizdeki sıfır parayla nasıl doldururuz allah bilir.

    atiba hutchinson'ı, mario gomez'i, gökhan töre'yi, oğuzhan özyakup'u, jose sosa'yı bedavaya yakın ücrete takıma katan erdal torunoğulları gittiğinden beri bir düşüş görüyorum. ben süleyman seba'nın emrettiği gibi "kimsenin adamı olmamayı" benimsemiş bir taraftarım. objektif olarak bakıyorum. twitter'da yüksek takipçili hesapların ve beşiktaş muhabirlerinin olur olmadık sürekli şuanki transfer komitesi başkanı umut güner'i övmesi beni çok rahatsız ediyor. güçlü lobiyle hak etmeyen birilerinin mevki aldığını ve diğerlerinin ayağını kaydırdığını görüyorum. bu ancak ve ancak beşiktaş'a zarar veriyor.

    erdal torunoğulları'na transferdeki başarısı sorulduğunda bir açıklama yapmıştı. bu açıklamayla entry'i bitiriyorum. bu sistemle yükselen beşiktaş, şuanda tam tersi istikamette devam etmektedir. menajer oyunlarına alet olmakta, yanlış paralar harcamaktadır. takımda kalmak istediğini ısrarla belirten oyuncları bile takımda tutamıyoruz. umarız bu hatadan hızlıca dönülür.

    "bizde önce scout ekibi, oyuncuyu önerir. canlı izlemeden önce fiyat ve futbolcunun karakteri konusunda bir rapor verilir. izledikten sonra da hocayla konuşuruz. bu konuda devrim yaptığımızı düşünüyorum. menajere, "bize şöyle bir oyuncu lazım" dediğin an her şeyi ona teslim etmiş oluyorsun. artık onun maliyetini hesaplayamazsın. biz bunu değiştirdik. eğer uefa kurallarına uygunsa direkt oyuncuyu ararım; para konusunu açmam, sadece şunu sorarım: "biz seninle ilgileniyoruz, sen beşiktaş'ı istiyor musun?" "evet" dediği anda temsilcisiyle mali işleri görüşüyorum. zaman kaybetmemek için direkt birinci elden işi halletmeye çalışıyorum. avrupa'da "3 büyük kulüp transfere çok para harcıyor istediğin parayı koparırsın" algısı vardı. biz o imajı yıkıyoruz. öyle bir para olsa da vermeyiz. her şeyin bir sınırı var. biz bunu avrupa ve brezilya'daki kulüplerin beynine soktuk. beşiktaş'ın sağa sola harcayacak büyük paraları yok. yanlış transfer yapabiliriz o ayrı konu ama yanlış para harcayacağımızı sanmıyorum."

  • o hissiyatsızlığının sebebi beşiktaş umudunu kırdığı için olmasın sakın. kimi getirirsen getir sike sike seneye de beşiktaş'ın şampiyonluğunu izleyeceğini bildiğin için olmasın. seninle taşak bile geçmekten zevk almayan beşiktaşlılar varken, fenerbahçelilerle ne güzel karşılıklı taşak geçiyorduk sanrıların yüzünden olmasın o çok böbürlendiğin zamanların. bak bu da zerre trollük yapılmadan ciddi duygularla yazıldı. algılar bunlar belkide..

    adamın umudunu elinden alan camia. halbuki bırak umut bari etsinler değil mi? yok. baştan eziyor baştan.

  • 2 senedir rezalet kupa törenlerine imza atmıştır. ikisine de gittiğime pişman oldum.

    statta skorboard'da canlı yayın verilmese kimse kupanın kalktığını görmeyecek. basın mensupları için belli bir sınır olması şart. 1 futbolcunun etrafında 30 tane basın mensubu vardı dün. haliyle oyuncu değil elindeki kupa bile gözükmedi. en büyük sorun buydu.

    bir buçuk saat süren seremonide oyuncuları arkasında atlı koşturan varmış gibi çağırmak neyin kafası, anlamak mümkün değil. 5 oyuncu birden anons ediliyor, kimin geldiğini gittiğini göremiyosun.

    yüksek sesle marş yayını diğer bir problem. sanırım farkında değilsiniz ama biz tribündeyiz. biz o işi hallederiz zaten. yanımızdakini duyamadık o marş yayınından. ne gerek var, anlamak mümkün değil. geçen yılki fiyaskodan sonra yönetime mail de attım ama tabii ki takılmadı. 2009'daki kutlamalar bu ikisinin toplamından çok daha iyiydi.

    oyuncular tek tek çıkış tünelinden çağırılır. tek tek. anlaşılıyor dimi ? tek tek. oyuncu tüm stadı turlar. yanında hiçbir basın mensubu veya başka biri bulunmaz. taraftardan alkışı ve tezahuratı alır. bu sırada saçma sapan 160 desibel müzik verilmez ki, taraftar rahat rahat oyuncuya teşekkür edebilsin. oyuncu stadı komple turlar ve kupanın yanına gider. kupayla fotoğraf çektirir, öper ve platformdaki yerine geçer. bu toplamda 1 dakika sürecek bir şey. en son da, başkan gelir. platformdan kupayı alır, takımın üç kaptanı birer kulptan tutar ve yerden net bir şekilde havaya kaldırır. "kupa kaldırmak" deyiminin olayı budur. 2 senedir kupa kaldırdığımız net bir an yok. kupa elden ele geziyor sadece. o kupa kaldırma anı tüm sezonun stresinin boşalma anıdır. ama yok.

    dönüş yolunda hesapladım, 26 maça gitmişim bu sezon toplam. ne dramlara ve büyük sevinçlere şahit oldum. ama dün dönerken tam bir rahatlama hissiyle dönmedim. bi' şeyler net şekilde eksik kaldı. bu sezon 55 maçta kendini parçalamış atiba hutchinson, ellerinde kupayla kapalıya koşmayacaksa, ne anladım ben o finalden.

  • halihazırda; 1957, 1958, 1960, 1966, 1967, 1982, 1986, 1990, 1991, 1992, 1995, 2003, 2009, 2016 ve 2017 senelerinin ulusal lig şampiyonudur. resmi olarak, 15 şampiyonluğu, üç yıldızı bulunmaktadır.

    34 haftalık bir istatistik çıkarmak için, kazanma ihtimalimizin yüksek olduğu osmanlıspor maçını, ortalamamız olan "2-0" skordan hesap ettim. maç sonunda farklı olursa editleyeceğim.

    beşiktaş, 2016-2017 sezonunda; ligin en çok puan toplayan (77), en çok gol atan (71), en iyi averaja sahip olan (41), en çok galip gelen (23), en az mağlubiyet alan (3), iç sahada namağlup şekilde en çok puanı toplayan (43), dış sahada en çok puanı toplayan (34), maç başına şut ortalaması en yüksek olan (13,0), maç başına kaleyi bulan şut sayısı en yüksek olan (6,1), topa sahip olma oranı en yüksek olan (61,2), maç başına hava topu kazanma oranı en yüksek olan (55,1) ve en çok korner kullanan (6,6) takımı oldu. bu şekilde bu şampiyonluğun ezici bir dominasyon olduğunu söylememiz gerekiyor.

    bu şampiyonluğun beşiktaş şampiyonlukları arasındaki yerine bakalım şimdi de. lig her zaman 34 hafta şeklinde oynanmadığı için puan ortalamalarıyla sıralama yapacağım. 2 puanlık sistemdeki galibiyetleri de 3 puana çevireceğim bunu hesaplarken. ayrıca bir turnuva şeklinde düzenlenen 1957 ve 1958 şampiyonluklarımız bu listede yer alamayacak.

    1960 ---> 2,74
    1992 ---> 2,54
    2003 ---> 2,50
    1991 ---> 2,34
    2016 ---> 2,32
    1995 ---> 2,32
    2017 ---> 2,26
    1966 ---> 2,23
    1990 ---> 2,20
    1986 ---> 2,13
    2009 ---> 2,00
    1967 ---> 1,92
    1982 ---> 1,80

    yakın geçmişte karşılaştırabileceğimiz en iyi takım örneği yine 2016 yılında şampiyon olan beşiktaş takımı olarak görünüyor. bu konuda bir karşılaştırma yapmamız gerekiyor çünkü geçen seneden düşük bir grafik çizdiğimiz aşikar.

    ilk olarak beşiktaş'ın kadro seviyesinin bu sene için avrupa ve ligi birlikte yürütecek kadar iyi olmadığını söylememiz gerekiyor. mario gomez öven entry'ler girmeyin hemen çünkü geçen yılki kadro da yeterli değildi ki, avrupa ligi grubumuzu üçüncü sırada bitirip erkenden lige döndük. bu sene avrupa'da 12 maç ve çeyrek final yapmış bir beşiktaş'tan bahsediyoruz. olmaması gereken evdeki kayserispor beraberliği, deplasmandaki antalyaspor beraberliği gibi maçlar tam da bu maçların zamanına denk geldi. beşiktaş'ın şuanki puanına 4 puan eklediğiniz zaman kazanılmış en iyi şampiyonluklardan biri çıkıyor karşımıza.

    beşiktaş geçen sene gol kralı çıkardı (26). bu sene son maçlarda hat-trickler gelmezse çıkaramayacak (18). bu aynı zamanda şenol güneş'in gol kralı çıkaramadığı ilk lig sezonu olacak. bunun nedeni vincent aboubakar'ın geç form tutması olarak görülebilir. ancak gol sayısında da geri olduğumuzu söylemeliyiz.

    beşiktaş geçen sene asist kralı çıkardı (12), bu sene asist krallığında gün itibariyle ikinci sırada (13). beşiktaş'ın geçen sene ortadan oyundan kaynaklı oyunu ofansif orta sahadan asist kralı çıkarırken, bu sene en çok asist yapan oyuncumuz bir kanat oyuncusu oldu.

    beşiktaş geçen yıldan 2 maç az galibiyet aldı (25-23), geçen yıldan 4 maç fazla beraberlik aldı (4-8) ancak aynı zamanda geçen yıldan az mağlubiyet aldı (5-3). mağlubiyet sayısının azalmasındaki başlıca etken vodafone arena oldu (0 mağlubiyet).

    beşiktaş geçen yıldan az gol attı (75-71), az gol yedi (35-30). beşiktaş'ın maç başına gol, isabetli şut, ikili mücadele kazanma yüzdesi, maç başına korner yüzdesi düşerken; maç başına şut, maç başına topla oynama, maç başına başarılı pas, maç başına toplam korner yüzdeleri arttı. özetle beşiktaş; daha çok gol arayıp daha çok pozisyona girmesine rağmen geçen seneden daha azını skora çevirebildi. bu da beşiktaş'ın sene boyu golcü sorunu çektiği gösterir.

    beşiktaş geçen yıl gollerin çoğunu bitime yakın (60-90) dakikalarda atarken, bu sezon ikinci yarının hemen başında (46-60) attı. bu da bu sezonun büyük bir şenol güneş becerisi olduğunu kanıtlıyor. oyunu okuyup etki ettikçe galibiyetler gelmiş.

    beşiktaş, geçen yıl şampiyon takımlara karşı oynadığı 8 maçın, 6'sını kazanırken; bu sezon 5'ini kazandı. ancak özellikle ezeli rakiplerine karşı geçen yıl aldığı 3 galibiyetin yerine bu sezon sadece 1 galibiyetin gelmesi beşiktaş'ın en domine şampiyonluğuna mani olan şeyler oldu.

    ligin ilk 4 sırasının kendi arasındaki maçlara bakarsak;

    başakşehir 12 puan
    fenerbahçe 11 puan
    beşiktaş 6 puan
    galatasaray 1 puan

    şeklinde bir puan tablosuyla karşılaşıyoruz ki bu da beşiktaş'ın geçen yıldan düşüşünü açıklıyor. özellikle de diğer takımlara karşı mükemmele yakın futbol oynayan beşiktaş için bu kabul edilebilir bir durum değildi. beşiktaş, bu 3 takıma karşı sadece evinde oynadığı maçları kazanabilseydi, puan ortalaması 2003 senesine neredeyse eşit oluyor. kısacası şampiyonluğun kolayca gelmesi için bir sergen aradı beşiktaş.

    bir özet geçecek olursak; beşiktaş, defansif yönden geçen seneden iyi bir görüntü çizerken, ofansif yönden geçen yılın gerisinde kaldı. bir sol stoper, bir etkili kanat ve bir formda aboubakar (veya gol atma geçmişi olan iyi bir pivot santrafor) yeni sezonda bizi 2016'nın da üstüne çıkaracaktır diye düşünüyorum.

    biz stadın açılış gününde sene sanki metin ali feyyaz pankartını açarken bunun bir seri olacağını da ima etmiştik. metin ve ali'nin sezonları bitti. şimdi sıra en golcü olan feyyaz'da. herkes üzerine düşeni yaparsa bunu başarabilir, tarihimizde olmayan uzunlukta serilere doğru yelken açabiliriz.

    bu takımı türkiye'nin en büyüğü olma yoluna bizler soktuk, en büyük olduğunu görmeden de ölmek yasak. zafer bizim oldu, oluyor, olacak. kutlu olsun.

  • bir aksilik olmadığı takdirde bugün, 15. şampiyonluğunu ilan ederek armasına üçüncü yıldızını ekleyecektir.

    futbol veya bir takımı desteklemek çoğu kişi için hobidir. hafta sonu eğlencesidir belki de. bir takıma karşı aşırı düşkün olmayı çoğu kişi bir abartı sanıyor. hayatta hiçbir konuda becerikli olmayanların kendilerini önemli hissetmek için yaptığı bi' şey olarak açıklayan bile var. bunun böyle olmadığını, istemsiz oluştuğunu, bir hastalık gibi ilerleyip bu hale geldiğini kendi üzerimden anlatmaya çalışacağım.

    ailemde futbol fanatiği kimse yoktu. babam beşiktaşlı olmasına rağmen maçları takip etmiyor, takımın kadrosundan bile haberi olmuyordu. onun için hobi bile değildi bu. ben rahmetli dedemin saatinin üzerindeki eski püskü armayı görüp beğendiğim için beşiktaşlı olmuştum. benim bu hale geleceğimi bilseler, belki de engel olmak isterlerdi.

    evde maçlar izlenmezdi. sonra da şifreli yayın sayesinde bu tamamen imkansız hale geldi. ilk yaşlarımda beşiktaş'ın maçlarını, tv kanallarının kenarında yer alan maç skorlarından takip ettim. takımların ilk üç harfleri ve 2 rakamdan oluşan bu kısma bakarak geçirirdim 90 dakikaları. beşiktaş hanesindeki rakamın değişmesi için beklerdim hep.

    sonra teletext'e geçtim. o zamanlar tek odada televizyon olduğu için, evdekilerin gitmesini isterdim her zaman. trt'nin teletext'inde "201-202" dediğim zaman yaşı yetenler mutlaka hatırlayacaktır. devam eden maçların skorlarını kırmızı renkte gösterirdi. o siyah ekranda yaşadığım büyük mutluluklar ve büyük üzüntüler ayrı bir entry'nin konusu olur.

    sonra radyoya geçtim. maçları radyodan dinleyerek hayal ettiğim zamanlar da oldu yani. radyoda maç dinlemek tam azaptır. maçın gidişatını yorumlaman mümkün değildir. sanki izlesen her şey daha iyi olacakmış gibi elin kolun bağlı gelir. o beklenen gol de gelmezse sıkıntı giderek artar. bir gün nostalji yapmak için deneyin, anlayacaksınız.

    nihayet isteklerimi rahatça dile getirip, baskı kurabilecek yaşa geldim. normalde futbolun adının geçmediği eve maç yayını geldi. bu yaşlarımda seneler hüsranla da geçse benim için önemli değildi. beşiktaş taraftarının diğerlerinden farklı olmasının nedeni bana göre budur. okul çağındaki bir çocuğun, daha az başarılı olan bir takımı tutması kolay değildir. bir kere azınlıksınızdır. onlar gözünüzün önünde şampiyonluk kutlar. her sene biri sevinir. siz beklersiniz. derbi mağlubiyetlerinde okula gitmek istemezsiniz. eğer bunlara rağmen takımınızı değiştirmiyorsanız, bu takıma yürekten bağlısınız demektir, çocuk yüreğinize rağmen. bu memleketinin takımını tutanlar için de aynıdır.

    ve inönü stadı beni çağırdı. evde izlemek de azap haline gelmişti benim için artık. mabet derken mübalağa etmiyoruz. her yerde azınlık olan bir kesimin bir yerde sadece kendinden olanlarla buluşması ve bir bütün oluşturması gerçekten anormaldi. bir dertten müzdarip olanların aynı yerde buluşup birbirine güç vermesi gibi bi' şeydi.

    babam stadın yolunu bilmezdi. istanbul'un, beşiktaş'a gayet uzak bir semtinde yaşadığımız için yalnız gitme imkanım da yoktu o yaşlarda. bu istek yine uzun bir süre açıkta kaldı yani. beklemek beşiktaş taraftarının en iyi bildiği şeydir. bekledik. sonra bir gün beni galatasaraylı dayımla maça yollamaya karar verdiler. bir trabzonspor maçıydı gittiğimiz. hayatımdaki her güzel an da, felaket an da yavaş yavaş siliniyor hafızamdan. ama otobüsle kabataş'a indiğimiz ilk anı, her ayrıntısına kadar ve dünden daha net şekilde hatırlıyorum. stada yürüyen insanlar, satıcılar, köfteciler, boğaz manzarası ve inönü'den bu dünyadan değilmiş gibi gelen ses...

    yaşım henüz ufak olduğu için o sene maçlara yalnız gitmeye ikna edemedim ailemi. ara ara dayımla gittik maçlara. sonraki sene kendim gitmeye başladım. her şeyle mutlu olabileceğim bir yaşta, saf mutluluğu yaşadığım tek yer orasıydı. bunu ben yapmamıştım. gösteriş yapabileceğim kimse yoktu bu konuda. bu bir başlangıcın devamıydı. elden gelen bir şey yoktu.

    belli vakit sonra okul harçlıklarımı biriktirmeye başladım kombine almak için. ancak ne kadar biriktirirsem biriktireyim, param yarısına bile yetmiyordu. yine de durumumu gördüklerinden bana kombine almaya ikna oldular. mabetteki her maça gidecek olmak, kombine kartımı her eşyamdan değerli görmem için yeterli oldu.

    bundan sonrası salgın bir hastalığın yayılım hızında geçti. hayatımın arka planında değil, ön planında her zaman beşiktaş oldu. okul hayatımda da formamı giyeceğim beden derslerini bekledim. normal hayatımda hafta sonlarını bekledim. kız arkadaşımla çıkmaya başladığımız günün ertesinde de maça gittim, ayrıldığımız gün de maça gittim. lise sınavına girdiğimde de, üniversite sınavına girdiğimde de aklımda en büyük yer kaplayan şey yeni sezonda beşiktaş'ı nelerin beklediğiydi. dışarı çıkacağım günler, eve misafir çağrılacak günler, evde yemek yenecek saat, sevgilimle buluşacağım gün, finallere çalışacağım gün, tatile gideceğim zaman her zaman beşiktaş'ın fikstürüne göre belirlendi.

    şimdi; her sabah uyandığında kendi yaptırdığı kanvas vodafone arena tablosuna bakan, odasının her yerinde beşiktaş'ın izleri olan, 10 yıllık kombine sahibi, 13 yıllık beşiktaş forma koleksiyonu bulunan, girdiği entry'lerin yarısı beşiktaş'la ilgili olan, neredeyse tüm dostlarını tribünden edinmiş, kendi babasını maça götürmüş, beşiktaş armasının olduğu hiçbir yere gitmekten erinmeyen, en ümitsiz anında bile hayata tutunacak dal olarak beşiktaş'ı bulan, tekmil halde beşiktaş sevdasından oluşan bir adamın entry'sini okuyorsunuz. 114 yıllık bir kulübün ayakta kalmasının nedeni böyle bir aşkla ancak mümkündür. bu anlattıklarımı kendimi övmek için anlatmıyorum zira benim gibi olan eminim ki çok var.

    ligde her bir şampiyonlukta yıldızın bir kanadını elde ediyosunuz. 5 kanat tamamlanınca 1 yıldızınız oluyor. beşiktaş'ın kazandığı her bir kanatta hayatını beşiktaş'a adamış olanların emeğini görüyorum ben. hiç tanımadığım büyüklerim aynı bu şekilde bize 2 yıldızlı armayı verdi.

    şimdi beşiktaş'ın üçüncü yıldızının 4 kanadına; gerek teletext başında, gerek tribünde, gerek deplasmanlarda emek vermiş biri olarak son derece gururluyum. benim iki yıldızda gördüklerimi, eminim benden sonrakiler de bu üçüncü yıldızda görecek. o armanın üzerindeki üçüncü yıldıza baktığımda çok farklı hissedeceğim artık ben de.

    olimpiyat stadı'nda saplandığımız bataklıklar, 50 saatlik deplasmanlar, ocak'ta biten şampiyonluk ümitleri, hüsranla dönülen derbiler, sınavları boşverip gidilen yollar, kiev karambolleri, yenilen haklarımız, efsane inönü stadı, süleyman seba, gol atıp şampiyonluk getiren sergenler, metinler, aliler, feyyazlar, bobolar, delgadolar gömülü o yıldızın içine. çocukluğum, gençliğim, hüzünlerim, sevinçlerim, kavgalarım gömülü. hepsi beşiktaş'a helâli hoş olsun.

    beşiktaş bizim evladımız gibi. nasıl bir baba, başarılı olamayan evladına karşı sevgisinden bi' şey kaybetmezse, biz de cefayla geçen sezonlarda sevgimizden bir şey kaybetmedik. ancak her baba evladını iyi yerlerde görmek ister. işte mutluluğumuzun yegane sebebi budur.

    beşiktaş, bazı insanlarda rastlanan doğuştan gelen bir hastalık gibi. gözümüzü açtığımız gibi yakalanmamızın sebebi buydu. yan etkilerine rağmen bununla yaşamayı öğrendik. olumlu etkilerini görünce de en çok biz seviniyoruz. ve ne yalan söyleyelim, biz bu günleri hak ettik. allah bu hastalığımızın şifasını vermesin.

    bu şampiyonluk; bu gece kalbi çocuk gibi çarpanlara, boynu bükük yılların acısını çıkaranlara, bu aşkla hemhâl olup her şeye rağmen saf bir mutluluk yaşayanlara, 2004 senesinde ekran başında gözyaşı dökenlere, sergen'in golünden sonra tura çıkanlara, liverpool maçında penaltıları oyuncularla birlikte atanlara, bir şampiyonlar ligi maçını 3-0'dan çeviren taraftara, adı metin, ali, feyyaz olan çocuklara, süleyman seba'yı ailesinden biriymiş gibi uğurlayanlara, takımını değiştirmeden direnen 8 yaşındaki çocuklara, bu entry'de kendisiyle ortak yönler bulup gülümseyenlere, hayatı siyah beyaz yaşayan herkese kutlu olsun.

    beşiktaş'ı karanlık günlerde bulan çocuklara aydınlık günleri hediye eden herkese sonsuz teşekkürler. şimdi motorları maviliklere sürme vaktidir.

  • şampiyonluğumuz hala kesin olmadığı için, varsayımlar üzerinden analiz yapmayı oldum olası sevmem fakat şampiyonlar ligi için yapacağım bu analiz başakşehir takımını da ilgilendirdiği için yapmakta bir problem görmüyorum. bu konuda bazı spekülasyonlara da el birliği ile son vermiş oluruz.

    buradan bakabileceğimiz gibi güncel kulüpler sıralaması bu şekilde. buradan hangi takımların şampiyonlar ligi organizasyonuna katılıp katılamayacağı, ön elemeleri hangi takımların geçip geçemeyeceği, beşiktaş'ın muhtemel şampiyonluğu ile 3. torbadan gruplara katılımı açısından önem arz etmekte.

    bu sene kesinlikle şampiyonlar ligine katılamayacak ve puan olarak bizim üzerimizde olan kulüpleri sıralarsak :

    (bkz: arsenal) premier ligi 5. bitirdi.
    (bkz: schalke 04) ligde 10. sırada yer aldılar.
    (bkz: bayern leverkusen) 12. sırada bitirdiler.
    (bkz: zenit) rus ligini 3. sırada tamamladılar.
    (bkz: valencia) la liga onlar için kötü başladı bu sene haliyle 12. sırada yer aldılar.
    (bkz: olympique lyonnais) fransa ligine çok önem vermediler. 4. sıradan kapattılar.
    (bkz: fiorentina) serie a'da şuan 8.sırada 1 maçları daha var.
    (bkz: villarreal) 5. bitirdiler uefa kupasına direk katılacaklar.
    (bkz: athletic bilbao) la liga'yı 7. olarak tamamladılar.
    (bkz: galatasaray)
    (bkz: lazio) italya liginde 4. olarak bitirdiler.
    (bkz: wolfsburg) ah gomez ah
    (bkz: borussia mönchengladbach)
    (bkz: dnipro) şuan ukrayna liginde play-out oynuyorlar düşmeleri de muhtemeldir.
    (bkz: fenerbahçe)
    (bkz: sparta prag) çek liginde 3. sıradalar 1 maçları daha var fakat eleme gruplarına katılma şansları yok.
    (bkz: milan) ah sosa ah
    (bkz: psv eindhoven) ligi 3. olarak sonlandırdılar.

    burada gördüğümüz gibi beşiktaş'ın önünde 18 tane takım var. hali hazırda 43. olduğumuz için şampiyonlar ligine katılan takımlar arası bir puan sıralaması yaparsak 25. oluyoruz. ancak spartak moskova bizden daha az puana sahip olmasına rağmen rus ligini şampiyon tamamladığı için turnuvaya 1. torbadan katılacak. bu da puan olarak önümüzde olup, ön eleme oynayacak takımların en az ikisinin elenmesini bekleyeceğimiz anlamına geliyor. asıl ilgileneceğimiz kısım da burası oluyor doğal olarak. peki bu takımları inceleyelim.

    liverpool premier ligi 4. bitirdi bu yüzden ön elemelere play-off serisinden katılacak. çok formda bir takım ön elemede elenme ihtimalleri çok düşük.

    bildiğimiz gibi manchester united - ajax uefa finali oynuyor. kazanan takım şampiyonlar ligine direk katılacak. elenen takım eğer ajax olursa, ajax ligi 2. bitirmesi sebebiyle ön eleme oynayacak. ajax genç bir takım ama hali hazırda finalde olan bir takım. uefa finali oynuyor olan bir takımın ön elemeyi geçmesi çok olası. eğer ki ajax kupayı kaldırırsa, manchester united ligi 6. bitirmesi sebebiyle şampiyonlar ligi vizesi alamıyor.

    diğer takımımız napoli. geçen sene nasıllarsa hala öyleler. italya liginden geldikleri için elemelere play-off serisinden katılacaklar. ön elemede elenmeleri için mucize gerek.

    ukrayna ligi hala devam etmekte fakat. görünüş o ki dynamo kiev ön eleme oynayacak. garip bir takım hepimiz biliyoruz. inişleri çıkışları var. izleyip göreceğiz.

    ve son takımımız ve benim en umutlu olduğum takım olympiakos. geçen sene hapoel beer shevaya ön elemelerde elenmişlerdi. eski çizgisinden çok uzaktalar ama yine dediğimiz gibi futbolda hiç bir şey belli olmaz.

    işin özü beşiktaşlı kardeşlerim dynamo kiev ve olympiakos ön elemelerini takip edeceğiz. ajax'ın kupayı alması işimize gelir. diğer takımlardan sürpriz beklemiyorum. ama tabi play-off'ta sert eşleşmeler olursa favori gördüğümüz takımlarda elenebilir.

    3. torbadan turnuvaya katılmanın bize çok şey katabileceğini düşünüyorum. çünkü 4.torbadan turnuvaya girip ilk 2 için savaşmak çok daha zor oluyor. bu konudaki bu seneki şanssızlığımız -eğer ki biz 3. torbadan katılırsak- 4.torbada nice, leipzig gibi dişli takımıların olması. tabi önümüzdeki sezona daha aylar var ve o zamana kadar çok su akar bu dereden, henüz şampiyonluğumuz bile kesinleşmemişken tamamen bazı gerçeklerden, varsayımlar türeterek, beyin fırtınası yapıyoruz.

    edit : spartak moskova'nın 1. torbadan katılması detayını atlamışız. arkadaşlar da saolsunlar uyardılar. bu yüzden elenmesini gözleyeceğimiz takım sayısı 2'ye çıktı. güzel eşleşmelerle 3. torba yaparız umarım.

    not : gelişmeleri ilerleyen dönemlerde bu entrye eklemeye çalışacağım. eğer siz de bir hata görürseniz burası böyle değil kardeşim derseniz lütfen yeşillendirin.

    önce ilk işimiz olan şampiyonluğu alalım.

  • kendimi bildiğimden beri beşiktaşlıyım. ama hiçbir sezonda beşiktaş'a bu kadar nefretle bakıldığını, bu kadar rakiplerinin renkleri altında tek yürek olunduğunu hatırlamıyorum. 2000 yılından beri sözlüğü takip ediyorum. troll'lerin hiçbir zaman bu kadar tek yöne saldırı yaptığına şahit olmadım. aslında bu kadarını sadece beşiktaş'a karşı değil, ligdeki hiçbir takıma karşı görmedim. bunun nedeni belli aslında. tiranları rahatsız ettik.

    endüstriyel futbol'a ayak uyduramadığı için 2000'lerin başında beşiktaş'a üçüncü büyük görevi yüklendi. 10 senenin 2'sini beşiktaş alacak, kalan 8 şampiyonluk 4-4 paylaşılacaktı. çünkü medya patronları, mafya babaları, iş adamları, lobiler ve futboldan para kazanan herkes taraftarı çok olan kulüplerin başarısı için çalıştı. 2003'te şampiyon olduktan sonra 2004'e fırtına gibi başlayan beşiktaş'a bu yüzden "bi' dakka" dendi. beşiktaş taraftarına üçüncülükler reva görüldü. direnemedik.

    rakiplerine yıldız oyuncu satın alıp yetişmeye çalışan beşiktaş, daha da battı. iflasın eşiğine gelen beşiktaş'a karşı rakipleri nasıl tutum sergiledi biliyosunuz. iflasla boğuşan bu koca çınarın herkes bir dalını kırmaya başladı. galatasaray taraftarı feda kampanyasıyla alay etti. iki takım da statsız beşiktaş'a, bir maç bile stadını açamadı. "statlarını başka yere yapsalardı" dediler. biliyolardı ki beşiktaş, semti olmadan hiçbir şey başaramazdı. fenerbahçe başkanı aziz yıldırım, maaş indirimi nedeniyle oyuncularını takımda zor tutan beşiktaş'a dönüp "kafamı kızdırmasınlar onların en iyi oyuncularını alırım" dedi yaşar usta'ya tepeden bakan saim bey uslubuyla. zaten 10 yılda 2 şampiyon olan takımımız, "feda sezonundan dolayı bu sene kimse sportif başarı beklemesin" diye başladı sezonlara. bir taraftan rakiplerin mide bulandırıcı kibri, bir yandan hiçbir şey yapamamanın hırsıyla yumruğumuzu ve dişlerimizi sıktık. kurt kışı geçirecekti elbette ama yediği ayazı unutmayacaktı. unutmadı da nitekim.

    hüsranla ve umutsuzca geçen 4 sezondan sonra; yaşar usta, tekmeyle girdi saim bey'in odasına. önce parasızlığımızla alay edenler, maddi sıkıntılardan tesislerini sattı. aynı sebepten avrupa'ya gidemediler. henüz sezonun başında şampiyonluk yarışından koptular. sonra şampiyonluğumuz geldi. loser denen şenol güneş, şampiyonluk yarışındaki rakibi fenerbahçe'yi domine ederek kupayı yeni stadımızda kaldırdı. rakiplerinin stadına kabul edemediği beşiktaş, "vodafone arena çok güzel bir stat oldu, deplasman yasağı kalksın rakiplerimiz de görebilsin" diyecek konuma geldi.

    herkes bunun nadir görülen bir beşiktaş dominasyonu olduğunu sandı. yeni senede her şey farklı olacaktı. transfer sezonunda beşiktaş kar ederken, rakipleri milyonlarca € para çıkışıyla kurdular kadrolarını. aziz yıldırım'ın tehdit ettiği beşiktaş, fenerbahçe'nin en iyi iki oyuncusunu bedava takıma kattı. ama yine de favori onlar olacaktı. beşiktaş'ın üst üste bu kadar iyi olduğu nerede görülmüştü ? sezon öyle başlamadı. şampiyonluk umutlarını henüz ocak ayında karların altına gömdüler. bizi sığdıramadıkları statları bomboş kaldı. gelen tek tük kişiler de yönetime sövmeye geldi.

    şimdi beşiktaşlılar'ın başarılarıyla övünmesine görmemişlik diyorlar. hayır, biz hırsımızı tam olarak bu zamana sakladık. hırsımız hâlâ çok diri, alaycı pankartlarınız aklımızın en önemli köşelerinde, düşene attığınız tekmelerin izleri vücudumuzda, hakkını yediğiniz futbolcularımızın teri hala sırtımızda.

    beşiktaş, feda sezonundan çıktığından beri 63 hafta lider kaldı. galatasaray 14, fenerbahçe 8 hafta lider kaldı. küllerinden doğan bir takım, iki tiranı 3 yılda madara etti. ligde hali hazırda iki takıma toplamda 27 puan fark atmış durumda. yıkılması mümkün görülmediği gibi, yapılan her algıya rağmen yerinden kıpırdamıyor bile.

    şimdi milyonlar vererek kurduğun kadrolara, medyanın kazandığı para artsın diye seni ayağa kaldırma çalışmalarına, "beşiktaş böyle giderse herkes digitürk'ünü iptal eder" diyenlere, beşiktaş'a karşı her ne hikmetse aslan kesilen tüm anadolu takımlarına, yanında olan lobine, mafya babalarına, şampiyonluk umudun olmamasına rağmen başka bir takımın şampiyonluk şansını hesaplamalarına, başarılı olma ihtimalin olan alternatif spor branşları aramalarına, sol frame'de beşiktaş'ı hedef alan tüm başlıklara, muhalif olduğu halde bir iktidar takımını şampiyon yapmak için mesai vermelerine, her renkten insanın beşiktaş'a dönüp "seni şampiyon yaptırmayacağız" demelerine bir bak ve düşün;

    "sen mi büyüksün ? hayır, ben büyüğüm. yaşar usta."

  • ligde son oynadığı maçtaki ihlaller(?) sebebiyle 207 bin tl para cezası almış kulüp.
    aynı maçtaki olaylar yüzünden ev sahibine verilen para cezası 225 bin bu arada.

    nasıl bir mantık, açıklaması gerekçesi nedir, bilen yazarsa aydınlanalım. maç boyu ses bombası patlat, sahaya torpil at, sahaya atılan patlayıcı maddeler futbolcunun üç metre önünde patlasın, su şişesi, çakmak, bozuk para başta olmak üzere her türlü yabancı madde 90 dakika boyu yağmur gibi insin, taç atama, korner atama, orta hakem iki kez yardımcılarını çağırsın, maç dursun, ama sen bunları yapan kadar ceza ye. bu ne şimdi?

  • beyler galiba uyudu. sessiz sedasız toplanıp gidelim. tek başına yazsın dursun manyak. 50 entry'si yok ibnenin, göt korkusuna rengini bile belli edememiş. kaçın oğlum hz.isa bile cahilden kaçtı. gurur yapmayın kaçın kaçın.

    şampiyonluk sayısı 12 değil 2 olsa ne fark eder bu arada? seni gelip burada ağlatıyorsa iş bitmiştir.:)

  • tüm kazalara, kötü şansa, bireysel hatalara rağmen geçen sene bitime 3 hafta kalaki haliyle aşağı yukarı aynı konumdadır.

    şampiyon olduğumuz 2015-2016 sezonunda, 31. hafta sonunda en yakın rakibimiz fenerbahçe'nin 3 puan önündeymişiz. ikili averaj yine fenerbahçe'deydi. son 3 maç için mağlubiyet hakkımız bulunmuyordu. sadece bir beraberlik hakkımız vardı.

    geçen sene rakibimizle olan yarıştaki son 3 hafta fikstürlerine bakalım;

    beşiktaş; galatasaray (d), osmanlıspor, konyaspor (d)
    fenerbahçe; başakşehir (d), gençlerbirliği, sivasspor (d)

    konyaspor'un geçen yıl çok daha iyi olduğunu, fenerbahçe'nin son maçının banko olduğunu (ligden düşmeleri kesinleşmişti) ve başakşehir'in bu seneden daha zayıf olduğunu hatırlatalım.

    bir de bu sene rakibimizle olan yarıştaki son 3 hafta fikstürüne bakalım;

    beşiktaş; kasımpaşa, gaziantepspor (d), osmanlıspor
    başakşehir; trabzonspor (d), adanaspor, kayserispor (d)

    bu fikstürlerde gaziantepsor ve adanaspor maçlarının boş maç olduğunu söyleyelim. düşmüş iki takımla oynanacak bu maçlar. trabzonspor'un da ikinci yarının lideri olduğunu belirtelim.

    iki fikstürü karşılaştırdığımızda bu sezonun net olarak daha avantajlı olduğunu söylememiz gerekiyor. özellikle bir deplasman derbisi olması işin içinde, durumu çok güçleştiriyodu. tabii geçen yılki beşiktaş bu senekinden iyiydi ama, fikstür farkını da göz ardı etmemeliyiz.

    beşiktaş'ın bu sezon puan kaybettiği maçlara bir bakalım;

    atiker konyaspor 2-2 beşiktaş
    beşiktaş 2-2 galatasaray
    gençlerbirliği 1-1 beşiktaş
    beşiktaş 1-1 medipol başakşehir
    fenerbahçe 0-0 beşiktaş
    kasımpaşa 2-1 beşiktaş
    karabükspor 2-1 beşiktaş
    beşiktaş 2-2 kayserispor
    antalyaspor 0-0 beşiktaş
    başakşehir 3-1 beşiktaş
    beşiktaş 1-1 fenerbahçe

    bu maçların bize gösterdiği çok net şeyler var. beşiktaş ya deplasmanlarda puan bırakmış ya da evinde gergin olduğu büyük maçlarda. bir istisna var ki; beşiktaş 2-2 kayserispor maçı. bu maçta da haftaiçi olympiacos deplasmanında eforlu bir maça çıkmamız ve kayserispor'un yükselişte olması sonuca etki etti.

    bunun ışığında fikstüre bakarsak, beşiktaş evinde oynayacağı kasımpaşa ve osmanlıspor maçlarına muadil hiçbir maçı evinde kaybetmemiş. deplasmanda ise orta karar bir performans sergilemişiz. avantaj şu ki, deplasman maçımız düşmüş bir takıma karşı olacak.

    bursaspor maçının kimseye ümit vermediğinin farkındayım ama bi' kısım taraftarımız da beşiktaş'ın kimyasının farkında değil açıkçası. bursaspor'un u17 takımıyla bile o gergin atmosferde oynasak zorlanırız. evimizdeki derbileri kazanamama nedenimiz de bu. beşiktaş takımı, fenerbahçe ve galatasaray'la kimseye haber vermeyip bir halı sahada maç yapsa ipe dizer rakibini. fenerbahçe gerginlikten beslenen (örnek: trabzonspor - fenerbahçe maçlarını hep fenerbahçe'nin kazanması) bir takım oldu her zaman. beşiktaş'ınsa kaderi hep gerginlik anında elin ayağın birbirine dolaşması oldu. ve bir müjde, önümüzde hiç gergin maçımız yok artık.

    beşiktaş, bu sezon çok fazla ders aldı. şenol hoca dahil hiç kimsenin bu sezon kadar ders çıkardığı bir sezon daha olacağını sanmıyorum. umarım bir musibet olmadan bu dersleri almış olur ve işi bitiririz.

    geçen seneki beşiktaş'ı y, bu seneki beşiktaş'ı x alırsak; geçen yılki fikstürün zorluğunu q, bu seneki fikstürün zorluğunu w alırsak: y-x < q-w şeklinde bir denklem elde edebiliriz ki bu da şampiyonluğun formulüne işaret eder.

    kısacası geçen seneden kötüyüz, ama fikstürümüz geçen seneden çok daha rahat. panik olmazsak ve gereksiz havaya girmezsek zafer bizim olacak zaten.