debe başlıkları

arif v 216

  • konusu kıt, ilk filme yapılan göndermeler ve iki üç komik sahne sayesinde ilerlemeye çalışan ve bir adet her daim berbat oyunculuk yapmasına rağmen rol bulmaya devam edebilen seda bakan barındıran film. poposu daha çok dikkat çekmiş zaten bu da bir fikir verebilir.

  • yeşilçam seven adamı güldürür mü bilmem ama ağlatma potansiyeline sahip filmdir.

    --- spoiler ---

    kerem alışık sadri alışık'a veda ederken bir benim mi gözlerim doldu lan?
    --- spoiler ---

    10 numara olmuş, izlemek için sağlam eski türk sineması genel kültürü gerekiyor. hepsi bu.

  • cem yılmaz sanki filmi bize değil de, kendi filmci çevresine çekiyor gibi. sanat camiasına hava atmak için çekilmiş gibi yani. işin içinde olduğundan olsa gerek sanırım bu görsel efektler, kostümler, aksiyon sahneler vesaireyi iyi yaptığında bu filmci çevrede taktir göreceğini/imrenileceğini düşünüyor olabilir. sonuçta imkansızlıktan ve bütçesizlikten sinemamızda yapılamayan pek çok efekti filmde görebiliyorsunuz. ama insanlar bu efektlerin ve çekim tekniklerinin ağa babalarını zaten hollywood sinemasında her gün izliyor. kimse senin uçaktan atlama sahnende etkilenmiyor haliyle. ama filmci bir insan belki oturup, "ulan vay ibne nasıl çekmiş bu sahneyi !" diyebilir.

    yine de 1969 yılı, mekanlar, giyim kuşam, erşan kuneri, disko ambiyansı, ajda pekkan, zeki müren iyiydi. ama bunlar filmi film yapmıyor ki. gerçekten geçmişte bir cem yılmaz fanatiği, günümüzde de seveni olarak üzüldüm ya filmden çıkarken. sanki ailemden birinin bir sıçışına şahit olmuşum gibi aman elaleme rezil olduk hissiyatı ile çıktım lan filmden. istirham ediyorum bunun devamını falan sakın çekme abi ya :(

  • bunca sansüre rağmen sağlam bir yeni türkiye eleştirisi var.

    sit alanı, dilin önemine vurgu, komşularla sıfır sorun, almanlar için "zaten kıskanıyo pezevenkler", basın eleştirisi, merhaba'ya karşılık selamun aleyküm diyen robot ve şu an anımsayamadığım epey iyi göndermeler vardı.

    uzun yıllardır bir sinema filminde malum şahıs, aveneleri ve çomar kitlesine bu kadar iyi geçirildiği bir film hatırlamıyorum. hoş, onlar ne kadar anlar ayrı mesele de; sırf bunun için bile teşekkür ederim cem yılmaz'a.

  • birçok kişinin gözünden kaçan (en azından sözlükte bahseden yok) sadece bir kaç yerde bahsedilen ince bir gönderme de şöyledir.

    gora yazılırken arif karakterinin gerçek adı samidir ve bütün senaryo sami karakteri üzerine yazılır. daha sonradan sami kulağa hoş gelmediği için cem yılmazın babasının adı olan arif ile değiştirilir. hatta cem yılmaz karakter ismini son anda değiştirdiklerini, son dakikada yazım programındaki ‘şu kelimeyi bul ve hepsini değiştir’ yöntemiyle samiyi arif yaptıklarından bahseder.

    --- spoiler ---

    geleceğe gittiklerinde ise arif pembeşekere kafayı yemiş bir şekilde

    -bundan sonra sami de bana sami benim adım samiyim ben

    gibilerinden laflar söyler

    pembeşekerin cevabı ise şu olur

    - ben arif diyeceğim kulağa daha hoş geliyor

    --- spoiler ---

  • yekten kötü film demeye yazık ama yine de hayal kırıklığı.

    beğenmeyenlerin bir kısmı meseleyi cem yılmaz'ın lüküs hayatla halktan kopmasına bağlamış ama bu adam resim, heykel de mi almasın, modern sanat da mı tüketmesin? asıl mesele memleketin en büyük komedyeninin ürettiği en büyük sinema prodüksiyonunun hollywood'un demode b sınıfı parodi komedileri kıvamında olması. ertem eğilmez'lerden, natuk baytan'lardan ileri gideceğimize "ulan iyiydi ya" diye geçmişe çakılan selamlara kaldık.

    ayrıca bu filmler tamamen cem yılmaz'ın kendi sinema görüşü ve zevkine göre üretiliyor gibi görünüyor. ama ekol olmak öyle kolay değil, metin akpınar oturduk çalıştık, duygusal komediyi biz böyle kurduk diyor. illa teori çalışmak da şart değil, koca star wars'u daha en başta, lucas'ın o zamanki karısı bir hale yola koyup, üstüne bir de oscar almış vaktiyle. peki burada milyon dolarlık kostüm efekt vs. bütçesinin yanında bir senarist, dramaturg bakmış mıdır senaryoya, kurguya acaba?

    bu arada gönderme dediğinin kralı ula şurda 141-142 başsınız gibi olur, yoksa kim napsın whiplash'i yirmi otuz sene sonra.

  • yeni izleme fırsatı bulduğum, başıma bir iş gelmeyecekse de beğendiğim film. cem yılmaz gora, arog ve yahşi batı’da karikatürist kimliğiyle biriktirdiği tarz esprileri sinemaya aktardı ve o defteri kapattı gibi görünüyor. yani sinema salonunda kasıkları tuta tuta güldürmeyecek bizi artık.

    lakin bu filme ilişkin en çok hoşuma giden ayrıntı 40 küsür yaşında bir adamın kendi zevkini ön plana koyarak çekmiş olması. ayhan ışık’la ve sadri alışıkla aynı sahnede de göründü, zeki müren kostümüyle tarkan şarkısı da söyledi, klas bir dövüş sahnesi de çekti... yani biraz cem yılmaz’ın çocukluğundan beri kendini görmek istediği her sahneyi izledik gibi geliyor. ve bunları naif yeşilçam atmosferinde izlemek benim hoşuma gitti.

    açmak istediğim iki parantez var ki: kerem alışık’ne turist ömer olmuş be. ve farah zeynep abdullah’tan ajda olmuş mu emin değilim ama feci çekici bir şey olmuş.

  • filmin yarısında çıktım. bir sonraki seansın ikinci yarısında girdim filmi bitirdim. neden mi böyle yaptım çünkü amcam sinemanın sahibi. kafama göre istediğim filme giriyom çıkıyom.

  • az kalsın sevgilimden ayrılmama neden olacaktı. hayatım yarın arif v 216'ya gidelim mi dedim. nee sen cem yılmaz filmi mi izliyorsun, inanamıyorum dedi. ben de hayır hayatım yanlış anladın yarısında çıkmak için gideceğiz dedim. çok sevindi. ilk yarısı hakkındaki görüşlerimizi yarın yazarım artık.