debe başlıkları

30 yaşında bekar kadın

  • hayallerin hammaddesidir.

    ciddili yazarsam:

    2017'de bir havadis değeri içeren 30 yaşına gelmiş bir kadının evlenmemiş olması değil, 20'lerindeki bir kadının evlenmiş olmasıdır.

  • türk erkeklerinin çok ciddi sorunları olduğunu, sadece var olarak kanıtlayan kadındır.

    deneyimleriniz ve hayal dünyalarınızla kurduğunuz kadın imajı korkunç bir acıma duygusu yaratıyor. demek ki ya kültürsüz, görgüsüz, cahil, entrikacı, kolay manipüle eden / edilen dişilere maruz kalmışsınız ya da sizden başka herkesin muazzam kadınlarla yattığını sanıyor, öfke kusuyorsunuz.

    türk kadınını kezbanlıkla eleştiren türk erkeği hakikaten ilginç bir canlı. çelişki yumağı, iki yüzlü, sabiti değeri ölçeği yok. kalibrasyon çığlıkları atıyor. kalibrasyon çabasına getirdiği eleştiri " o reddettiğiniz adamlar artık 20' likleri sikiyor " şeklinde gelişiyor. türk erkeği ne istediğini bilmiyor, ne istediğini anlamaya çalışan, anlayan kadına kin kusuyor.

    mesela bu başlıkta kin kusan erkeklerin çoğu, kendi cemiyetindeki muhabbette " kadın olsam kesin orospu olurdum herkese verirdim " diyor. tüm kadınları " orospu ve namuslu " diye iki sınıfta ele alıyor. gözlem, tanıma, anlama hak getire. asgari iletişim yeteneklerinden mahrum, sosyal becerileri sınırlı; ama herkes şarap tadımcısı gibi türk kadınına etiket yapıştırıyor.

    20' li yaşlarının başında, çocuğuna öğretecek hiçbir şeyi yokken evlenip kunulayan hatun modelini bu başlıkta göğe çıkarıyor. birey olmak kadar normal ve zaruri hedefler koyan kadınlar envai manyaklıkla aşağılanıyor, sosyal korkulara sevk edilmeye çalışıyor. sonra başka " gömme " başlığında az önce yücelttiği 20' lik evli hatunları kezbanlıkla suçluyor, her haline, her davranışına kulp buluyor.

    sahiden ilginç bir erkek profili var bu toplumda. hele ki 90 senesinden sonra gelen nesillerin, istisnalar münezzeh; contayı yaktığı, bujilere meme yaptırdığı ayan beyan ortada.

    türk kadını sizi nasıl tatmin edecek? sahiden, hiç kadın idenizi mantıkla ölçtünüz mü?

    erken evlenirse namusludur. geç evlenirse kırk tane yemiş de içinden seçmiş. yahut topala kalmış.

    çalışmaz, asalak olur. boşanır orospu. nafaka alıyorsa kara dul.

    çalışır, yine orospu olur. kariyer yapar, müdür metresi denir. hedef koyar, vajinalı hep bunlar denir.

    hemen çocuk yaparsa avcı, akılsız; çocuk yapmazsa döl tutmaz, çocuk yapmak istemiyorsa kesin lezbiyen.

    hele ki kültüre görgüye deneyime önem veriyorsa kesin yollu, değil mi? kitap okuyorsa kesin dili uzundur, sadece ucuz aşk romanı okuyordur. hobisi varsa ayaktır, tuzaktır. spor yapıyorsa kesin aranıyordur. seyahat arzusu varsa " dünya mutfağına " açılmak istiyordur.

    auschwitz' i görmek istiyordur mesela ya da hayali müze gezmektir, erasmus yapar; babasının şerefini burada dilinize dolarsınız. para biriktirir tatil planlar, bastığı kum sayısı kadar iftira atarsınız. sevdiği sergi konser olur, konferans takip eder loca çerezi dersiniz.

    mesela kadın tayt giyiyorsa spor salonuna gitmiyordur, yürüyüş yapmıyordur; tek derdi sizin pantolonlarınızın içindeki zavallı et parçasını ele geçirmektir.

    mesela kadın gece sokağa çıkıyorsa ya aranıyordur, ya ipini koparmıştır, ya da " işten " dönüyordur. o kadın acile eczaneye gitmiş olamaz, market bakkal arıyor olamaz, sokağa canı zavallı çükünüzü çekmiyorsa çıkmış olamaz.

    kadının bir benliği olamaz. hedefi, hayali, planı, beyni, kendi kararı, tercihi olamaz. kadın dediğin şişme bebek olur, sümsüğü koyup susturmaya bile gerek kalmaz.

    işte bu yüzden 30 yaşındaki kadınlar bekar beyler.

    biz kendimizi sizin rezil fantezilerinize, tutarsız ahlak ölçeklerinize, iki yüzlü söylem ve eylemlerinize göre tanımlamıyoruz. bizim boyumuz sizin pantolonunuzun ağından daha uzun. ciğer yerine taşıdığınız leş bizim adımız değil.

    biz kaliteli eğitim ve öğretim görmek istiyoruz. sizin bize vermeye tenezzül ettiğiniz " ilgi alanları " bize dar geliyor. uzaydan, fizikten, sanattan, tarihten bahsedebilmek istiyoruz. hangi ekolden geldiği, kimden para aldığı belirsiz hilkat garibelerinin yazdığı din kitapları ile bilmem ne ustaların çıkarttığı leş, kuşe kağıt yemek kitapları bize yetmiyor.

    bize mahallelerimiz dar geliyor. gözümüzün açılmasından, farklılığı fark etmemizden, mukayese yeteneği geliştirmemizden ödünüz kopuyor ya; daha da korkun. korkudan geberin, yığılın sokak köşelerine. kimse de kaldırmasın, abide niyetine kokun mazgal tepelerinde. siz yerinizde sabit kalabilesiniz diye bizi sıkıştırmak istediğiniz kontrollü alanlar, belirlenmiş yaşamlar ancak muhabbet kuşlarına yeter. duymak istediğiniz cümleleri boncuğunuza, mavişinize ezberletin.

    biz üretmek istiyoruz. fabrikada da, sanayide de, sürücü koltuğunda da, devletin en tepesinde de yerimiz var. yenilik getirmek isteyen hemcinslerinize bile kazmadığınız kuyu kalmıyor, tevekkeli, kadının pay sahibi olup işi ele almasına direniyorsunuz.

    biz iyi ya da kötü, bu toplumun bir parçası; etkeni olmak istiyoruz. bizi paranoyalara, kumaşlara, geleneklere dolayıp gümüşlükte saklamaya çalışıyorsunuz ya; biz antika vazo ya da tipsiz biblodan fazlasıyız. biz toplumun sayısal yarısı, gizli mimarı, emek yoğun çalışanıyız. kaderlerimizi iki yüzlü, çelişkiden geberecek menfaatçilere teslim etmek istemiyoruz.

    mesela biz çocuk sahibi olursak, ona öğretebileceğimiz bir şeyler olsun istiyoruz. dünyadan bihaber, kendisine vermeye tenezzül ettiklerini tekrarlayan, korkak, bilgisiz, görgüsüz kuluçka makineleri olmak istemiyoruz. çocuğumuza öğretecek bir çalgı bilelim, sorularına yanıt verecek donanımı kuralım, başı sıkıştığında öğüt verebilelim istiyoruz.

    işte bu yüzden, önümüze çıkan ilk adamla evlenmek istemiyoruz.

    daha doğrusu, biz sizinle evlenmek istemiyoruz.

    biz ahlakına ve omurgasına güvenebileceğimiz erkekler istiyoruz. arkası dönükken bile üstümüzdeki hakkını savunmamızı hak edecek adamlar istiyoruz. saygı duygusuna sahip, adil, haddini yolu yordamı üslubu bilen erkekleri övüyoruz. iki kelime sohbet edebileceğimiz, bize bir şeyler öğretebilecek, hayatı paylaşabileceğimize inandığımız erkeklere evet diyoruz.

    yani bunca küfrünüzün, iftiranızın, karalamanızın sebebi gün ışığı gibi ortada: standartlar yükseldi.

    daha iyisi olmak yerine, daha iyiyi arayan kadınları tüm ilkelliğinizle geriye çekmeye çalışıyorsunuz sadece. çünkü biliyorsunuz, başaramazsınız evde kalan asıl siz olacaksınız.

  • kendini türkiye çomarına ezdirmemiş, hayattan ne beklediğini bilen, çoğu eğitimli ve güçlü, çomarlara yem olmadığı için onlar tarafından nefret edilen ve ağızlarına pelesenk olmuş kadınlardır.

    en büyük şanssızlıkları çomarland'de yaşamalarıdır.

  • her gün işe ağlamaktan şişmiş gözle gelip giden,
    hayatında duymadığı aşağılamaları kaynanasından duyan,
    kocasının whatsappına çıtır kızlardan gelen mesajları dikizlemekten helak olan,
    stresten günde 50-60 bardak çay sigara içmekten dişleri sararan,
    her hafta hastanede yumurta çatlatma iğnesi vurulup çocuk doğurmaya çalışan,
    sürekli şeyma subaşı'nın instasını dikizleyip 2000 tl maaşlı kocasından pişman olan,
    her bayram kocasıyla senin evine mi benim evime mi gidilecek kavgası yapan,
    kazandığını kendine harcamak yerine ev geçindirmeye yatırmak zorunda kalan,
    çocuğunu koleje gönderemeyip civardaki en iyi devlet okuluna torpil bulmaya çalışan,
    akşam eve gelince dizi izlemeye başlayıp aynı dizinin bitiş jeneriğiyle uyuyan,
    müdiresinin maldivlerde tatil fotoğraflarını görünce kocasıyla sudan sebeple kavga çıkaran,
    henüz hayatını sıkıcı boktan bir evliliğe bağlamamış güzel genç kızları hasetle izleyen,
    stresten hamile kalamayan, doğuramadıkça kendisini eksik hisseden bu sebeple kocasını ısrarla tüp bebek merkezine sürükleyen,
    kocası başka kadınla samimiyet ilerletince çaresizle kayınpederinden yardım isteyen,
    bayramlarda annesi geldiğinde kocasının psikolojik eziyetlerini çaktırmamak için kırk takla atan,
    kendi anne babasının misafirliklerini kocasına kabul ettirebilmek için yalvar yakar olan,
    her bayram kocasıyla seninkilere mi gidilecek benimkilere mi diye kavga eden,
    yöneticiye aidatın kimin ödeyeceğiyle alakalı 2 saat kavga edip işe geç gelen,

    çilekeş, ezik ve gerizekalı evli türk kadınlarına dert olmuş kadındır.

    not: 22 yaşındayım.

  • güzel bir yaştaki kadındır. gençtir ama olgundur.
    ne yaptı bu 30 yaşındaki kadınlar size bilader? sürekli bir aşağılama çabası ???

  • ne çok ihtimal sıralanmış.

    çirkindir, yolludur, eziktir, koca bulamayınca kendini okumaya vermiş master, doktora filan yapmıştır vs vs...

    27 yaşında bekar bir kadın olarak (muhtemelen 30'unda da bekar olacak olan) söylüyorum ki belki de bunların hiçbiri değildir.

    hiç düşündünüz mü şuursuzca yerin dibine sokmaya çalıştığınız o insanların neler yaşamış olabileceğini.

    çevremde benim dışımda aynı şeyi yaşayan o kadar çok kız arkadaşım var ki... ve hepsinin hikayesi aynı. hepsi hayatının bir döneminde bir adamı çok sevmiş ama ona kavuşamamış insanlar.

    bir daha kimseyi öyle sevemedikleri için başka kimseyi hayatına almamayı tercih etmiş insanlar. o insanla olamayışının üzerinden yıllar da geçse hala o insan için ağlayan, yüreğinde hala onun sızısını hisseden insanlar. evlenmeyi kendine amaç edinmeyen, olacaksa sevdiğim insanla olsun yoksa herkes benden uzak dursun diyebilecek güce sahip, kendini başkalarının kollarında avutmak yerine tek başına mücadele etmeyi seçebilecek kadar güçlü insanlar onlar... zor olanı seçen insanlar. marifet olarak gördükleri için değil ama, başka türlü yaşayamadıkları için, sevmedikleri adamın elini tutamadıkları için yalnız kalan insanlar.

    ve bonus; bunların çoğu ortalamanın üstünde bir güzelliğe sahip, çevresinden hep ilgi görmüş insanlar. ki zaten mevzunun güzellikle çirkinlikle hiç alakası olmadığını hepimiz biliyoruz ama hani hemen buluyorsunuz ya sebebini o yüzden söyliyim dedim: çirkin değiller, yollu değiller, ezik değiller canlarım!

    burda öyle rahat rahat atıp tutuyorsunuz, kendinizce aşağılıyor, küçük görüyor (evlenmek büyük bir başarı ya çünkü toplumumuzun bir kesimi için!) ve kendinizce acıyorsunuz ya onlara, şimdi alın o ettiğiniz tüm hakaretleri münasip bir tarafınıza iliştirin!

  • 30 yaşındaki bekar kadınlara saydıran denyolardan ben de bıktım. amma velakin sevgili kızkardeşlerim, lütfen siz de şu denyolara kızıp saçma sapan "savunma"lar geliştirmeyin. nedir o saçma sapan savunmalar? (bkz: #53131934)

    - "sarkmadım, 45'te başlar sarkma." ne yani, sarksan kıymetsiz mi olacaksın? sarkmadığın için, "güzel" olduğun için mi kıymetli otuzlu yaşların? lütfen kendini bu şekilde aşağı görme; güzellik, dirilik vs. üzerinden tanımlama kendini, bunlara ihtiyacın yok.

    - "hayatını bir adamın vasat ev arkadaşlığı ile geçirmek" ne demek? kime göre vasat, neden vasat? belki senin "vasat" dediğin insanla aynı evde yaşayabilmekti o kadının hayali? niye birbirimizin hayallerini küçümsüyoruz? tamam, biliyorum, üstüne çok geliyorlar canım kızkardeşim, ama üstüne gelen erkekler yüzünden sen neden gene kendi cinsinden birine dolaylı laf sokuyorsun ki? "vasat" biriyle mutluysa mutlu olsun, herkes nasıl mutluysa öyle olsun. "benim hayatıma karışmayın" demek yeterli bir savunma, niye illa "hahayt öbürlerinin hayatı çok vasat" tınısını araya sokuyorsun? neden sevgilisiyle yaşayan/evli her kadın "hayatını vasat bir adamla geçiriyor" olsun? onun sevgilisinin "kaslı bir danimarkalı" olmadığı ne malum hem?

    - "içinde büyüdüğünüz baskıyı yenemiyorsunuz" lafı tek başına doğru olabilirdi, sevgilisiyle yaşayan/evlenen herkesi "baskıya boyun eğmiş" olarak kodlamaya çalışmasaydı... biri senin hayatın hakkında laf ettiğinde nasıl saçmalamış oluyorsa, sen de aynı şeyi başkalarına yapıyorsun, farkında mısın? evlenen lezbiyenler sence baskıya boyun eğmek için mi evleniyor, yoksa aile hukukunun herkese sunduğu fırsatlardan eşit derecede yararlanmak için mi? (ve hayır, bunlardan yararanmak istemek "ayıp" değil, haktır. daha önce de söylemiştim, hayat arkadaşım kaza geçirse, evli olmadığım sürece onun hakkında hiçbir şey yapamam, yoğun bakıma bile girip göremem "aileden" olmadığım için. biriyle bir ömür sürmeyi istemek, bunları da düşünmeyi gerektiriyor. düşünmeyene de saygım sonsuz, ama düşünene niye laf sokmaya çalışıyoruz?)

    tek isteğim var, kadınlar birbiriyle didişmesin, zaten yeterince didiştiğimiz şey var. hayatım boyunca kadınları savundum durdum, daha da savunacağım, alnıma feminist yazdırmadığım kaldı bi' hgasdfhsgd. ama çok rica ederim, sevgili kızkardeşlerim de erkeklerin saldırılarından bezip, dönüp kendi hemcinslerine vurmasınlar. saygı beklerken, kendileri saygısızlık etmesinler. "benim hayatım çok değişik, ımmhh, heyecanlı, hareketli, ya sen zavallı evli kadın ahahahahhhyyy" demenin "ayyy zavallı, otuzuna gelmiş evli değil, evde kalmış, yazııık, hep yalnız hep yalnız, bir kocası olsa zaten böyle olmazdı" demekten hiçbir farkı yok. ve no, feminizm bu değil.

    işte o yüzden birbirinizi yemeyin, erkekleri (ya da cinsel yöneliminize göre hangisini seviyorsanız onu) yiyin ^^

  • hayatının en güzel 10 yıllık dönemine başlamışsındır. sarkmıştır vs denmiş ancak o 45te başlar çocuklar. önünüzdeki 10 yıllık dönem hala güzel, üstüne üstlük akıllı ve deneyimli olduğunuz dönemdir. yalnızlık keyif verir. hayatını bir adamın vasat ev arkadaşlığı ile geçirmek yerine kendi iç huzurunla veya taş gibi bir danimarkalının mükemmel vücudunu izleyerek geçirmek istersin. psikolojisi bozuk bir ırkın tedavisi için uğraşmaz, götüne tekmeyi koyuverirsin kolayca. bilirsin ki en önemlisi senin güzel bir hayat deneyimi yaşamandır. ne yanındaki adamın, ne de o adamdan gelecek spermin derdi seni gerer. her kadının bu hayatı tatmasını temenni ederim. çünkü kadın olarak hayatı deneyimlemek mükemmel. o güzel beyninin içerisinde günlerce harika vakit geçirebilirsin. yalnızlık bir lütuf, kendini ve hayatını keşfetmek için bir başlangıç. ileri geri konuşanlar bastırılmış özgürlüğünden içten içe rahatsız olan, toplum baskısına boyun eğip özgürlüklerini devlet kodamanının kağıt ve mürekkebine teslim etmiş olanlar. ama yalnız kadın sizi anlar gencolar, çünkü yalnızım, 30'um, ve hayatım hiç olmadığı kadar heyecanlı ve güzel. içinde büyüdüğünüz baskıyı yenemiyorsanız, yenebileni yermeyin, saygı duymayı deneyin.

    hiç kimse yalnız uçağa atlayıp dünyayı köşe bucak gezme ve canı kimi isterse onunla sevişebilme özgürlüğü olan bir hayata kötü diyemez. derse, komik olur.

  • yazmayayım diyordum çünkü kendi hakkımda fazlaca bilgi veriyorum yazarken ama enin'in muhteşem entrysini okuyunca yazmak zorunda hissettim kendimi.

    20 gün sonra 36 yaşına girecek bir ablanız olarak kabul edin sözlerimi.

    ben hayatı tersinden yaşadım. 18 yaşıma basana kadar barlara girmeye çalışıp, reşit olduğum gün duruldum. 19 yaşımda beraber yaşamaya başladığım adamla 21 yaşımda evlendim. 22 yaşımda anne oldum, 24 yaşımda ikinci çocuğum oldu. ikinci çocuğumu emzirirken üniversiteye döndüm. okudum, çalıştım, çocuklarımla ilgilendim. 30 yaşıma gelip yurtdışında burs kazandığımda, 1 yıllığına çocukları anneme emanet edip gittim. döndükten bir süre sonra da boşandım.

    en çok bana veriyorlardı bu mesajı: boşandın, hayatın bitti, orta yaşlısın artık, iki çocuğun var diye... ben de bu durumu kanıksamaya başlamıştım artık. ne de olsa artık genç değildim. bundan dolayı normalde özgüvenim yüksek olsa da hayatımdaki kişiyi memnun etmek için saçma sapan şeyler yaptım.

    şubat ayının sonunda birden bir aydınlanma yaşadım. karşımdaki adam kaşımdan gözüme, kılığımdan kıyafetime, saçımdan makyajıma kadar her şeyimi eleştiriyordu. incir çekirdeğini doldurmayacak bir "ben kıvırcık saç sevmiyorum, o saçların hep toplu olacak!" tartışmasından sonra banyoya gittim. aynaya baktım ve "ne yapıyorum ben?" diye sordum kendime... bütün hayatını kendi dilediği gibi yaşamış, hep seven ve sevilen biri olmuştum. aynanın karşısındaki kişi ise ben değildim artık. yalnız kalmaktan korktuğu için sürekli taviz veren bir kadın vardı karşımda ve ben o kadından hiç hoşlanmadım.

    o aynanın karşısında saçlarımı kökünden kazıdım. o "ne yaptın sen??!" diye bağırırken adamın karşısına geçip eline saçlarımı verdim ve dedim ki "ister fön çek topla, ister kıçına sok bunları, hadi hoşçakal!"

    sonrasında pişman olur muyum acaba diye düşünmüştüm ama açıkçası şu güne kadar herhangi bir pişmanlık yaşamadım. 36'ya merdiven dayamış, kocaman çocukları, 1,5 metrelik boyu, subay traşı saçları olan bir kadının bile her gün bir şekilde iltifat alabileceğini gördüm.

    kimseye mecbur değiliz hemşirelerim. hayatımız bitiyor falan değil. özgüveninizi zedelemeye çalışan kara propogandalara aldanmayın. biz kendimizi sevip beğenince başkalarının da beğeneceğini unutmayın. özgüveninizi sağlam tutun, yürüyüşünüz bile değişir.

    30 yaşında kadın genç kızlıktan kadınlığa daha yeni terfi etmiştir. kendini keşfetme sürecinin en başındadır. iyi insanlara karşı iyi ve mütevazi olurken, egosunu zedelemeye çalışan terbiyesizlere karşı da "bastığım toprağı, soluduğum havayı şereflendiriyorum!" mesajını vermelidir.

    ayrıca "30 yaşına gelmiş kadın çok rerörerö!!" diyen adamların hiçbiri bir biscolata erkeği değil, lütfen bunu unutmayın. çoğu benim bakkal hüseyin efendi'ye benziyor...

    - ne yaptın hocam sen ya? yakışıyor mu hiç bu yaşta? bayan dediğin uzun saçlı olur!
    + baymayan olmaya karar verdim.