debe başlıkları

2018 ekonomik krizi

  • türkiye'nin avrupa birliğine girme şansı arttı demiş birileri.

    bunca yıllık kurgu bilim okuruyum, böyle fantastik bir öngörü duymadım.
    türkiye ve avrupa birliği, oksimoron kelimesi bile yeterli gelmiyor durumu ifade etmeye.

  • herifler hiç bir şeyi kabul etmediler, etmiyorlarda.
    sürekli birileri suçlanıyor;
    chape
    amerika
    dış mihraklar
    papaz
    dolar stokçuları
    marketler
    bakkallar
    nalburlar
    kırtasiyeler
    kağıt toptancıları
    ithal ettiği üründen dolayı, dolarla iş yapan esnaf
    konkordato ilan edenler
    avm ciler
    tüsiad
    barolar birliği
    fetö
    merkel
    putin
    humeyni
    esed
    belediye başkanları
    kürtler
    pkk
    pjak
    pyd
    ypg
    hdp
    asker
    polis
    memur
    işçi
    öğretmen
    öğretim görevlisi
    yılmaz özdil
    kılışdar
    ince
    sarıgül
    aziz yıldırım
    adnan oktar
    i. melih
    topbaş
    gül
    atatürk
    ismet inönü
    özal
    serbeat piyasa
    euro
    dolar
    ithalatçılar
    ihracarçılar
    faiz lobisi
    merkez bankası
    erbakan

    şimdi de ;
    dikkat edin 1 haftadır tüm yandaş medya da, ellerinde mikrofon 3 - 5 çapulcu sözde kendini spiker zanneden müsveddeler, halkı esnafa karşı kışkırtıyor, sanki tüm bu zamların müsebbibi esnafmış gibi herkesi tüm esnafı (artık ne işle meşgulse ) vatandaşa hedef gösteriyorlar.

    ** efendim bugün bağcılar da bir fırındayız.
    % öhhm ekmek kaç lira
    & 2 lira ablacım
    % ıhhmm kaç gram acaba?
    & valla ablacım bizim ekmeklerimiz bu bölgenin en güzel ekmekleridir. ekmeklerimiz gdolu değildir. saf un kullanarak yapıyoruz. gecenin 3 ünde geliyoruz buraya, bak saat olmuş 2 halen burada kürek sallıyoruz. işimiz çok zor vallaha...
    % kaç gram demiştim?
    & la hasan kaç gram kesiyon hamuru?
    &&& abe , mahmut abe 175 yapın dedi. 200 gramda zarar esiyormuşuz. un çok bahalanmış... elektriğe suya çok zam gelmiş.
    % sevgili izleyiciler, gördüğünüz gibi doları bahane edip ekmeğe zam yapam fırsatçılar, halkın ekmeğine göz diktiler. una zam yapıp ekmek üreticilerinide zora soktular..... bıdı bıdı...

    sabah akşam millete mikrofon tutup, zorla, inatla bu durumun müsebbibinin eanaf olduğunu, esnafın tamamının fırsatçı olduğunu lanse ediyorlar, halkı esnafa düşman belletiyorlar. bu şerefsiz çomar sürüleride girdikleri mağazada fiyatları görüp hemen dönüp fırsatçılar diyor yüzünüze yüzünüze...

    dün ofisteyim bir biri bağıra çağıra birşeyler diyor. çıktım geldim kasa önüne, gariban kasiyer pısmış.

    - nedir ne oluyor dedim?
    + fırsatçısınız bune böyle ayıptır diyerekten bana döndü, ağzından köpük saça saça,
    - o ne demek, adam gibi konuş....
    + para göz şerefsizler
    lafını tamamlayamadan yapıştırdım bi tane, mağazadakiler döküldü adamın üstüne, ilk ben vurdum, mağazadaki çalışamların tepkisini kestiremedim daha doğrusu hiç düşünemedim, ben adamı döveyim derken bizim çalışanların elinden almaya çalışır oldum. baya baya pişman oldum vurduğuma adama çünkü benden arka bulan diğer çalışanlar san 1-2 haftanın birikmişliğini adamdan çıkardılar.
    bizi buraya getiren nokta, 2 haftada bu adamla 5. kişidir aynı tepkiler, hep biz fırsatçı oluyoruz, allah çoluğumuzdan çocuğumuzdan çıkarsın oluyor, söylenip söylenip gidiyor, yok bir şeyde değil içerisi kalabalık kendi almayıp tepki koyuyor yetmiyor bas bas bağırıyor, milletide cayadırıyor alış verişinden.

    bir örnek daha verip daha doğrusu fırıncı üzerinden yürüyüp küfrederek kapatmak istiyorum.
    ekmeğe zam varmış;

    ulan şerefsiz, haysiyetsiz, akılsız çomar,
    o adam zam yaptı ama bir düşünsene niye yaptı.
    bak 1 ekim itibariyle elektriğe 3. zam yapılacak, tam 2 ay içerisinde, doğalgaz 2. olacak. 5.69 du mazot oldu 6.33, 1 çuval un 200 tl, adam zam yapmayıp ne yapsın. bunu söyleyince un üeeticisine dönüyorlar.
    ulan adam ne yapsın.
    buğday ithal
    un yaptın, elektrik ithal
    çuvala koydun plastik ithal
    vazgeçtin kağıt torbaya koydun kağıt ithal
    arabaya yükledin sevk edecen, mazot ithal, araba ithal, lastiği ithal
    dükkan kira
    çalışan sigorta
    kdv
    stopaj
    gelir vergisi
    tabela vergisi
    çevre düzenleme vergisi
    mtv
    ötv

    ne yapsın üretici? anlat amk çomarı anlatta bilelim çözümü.

    16 yıldır sesi çıkmayan ne kadar orospu çocuğu varsa şu 1-2 haftadır konuşur oldular ama yine toz kondurmak yok. suçlu fırsatçı esnaf. ekmeğin dolarla ne alakası var değil mi?
    16 yıldır herkes suçlu, yukarıda bir bir yazdım ama bir tek bizi yöneten iktidar suçsuz. ulan amk malı bir dönde bak. 16 yıl önce fötünü başını gere gere anlatıyorsun kendi kendine yeten 7 ülkeden biri diye. ulan angut bir dönde sor ne değiştide bu memlekette bu hale geldik de ya hu.
    -çiftçinin anasını siktiler, mazottu ithal gübreydi, ithal tohumdu dediler tarımı bitirdiler
    - devlet ticaret yapmaz dediler, satacağım hemde her şeyi satacağım dediler sattılar savdılar, lan hadi sat satta bari alana çalıştırma zorunluluğu getir, oda yok alan kapattı fabrikayı ilk senesinde arazisine yaptı toplu konutu.
    - şeker fabrikaları sattı, elin adamına ülkerle birlikte gkikoz gabrikası kurdurttu.
    - sekayı sattı 2 sene ithal kağıttaki vergiyi sıfırladı, albayraklar fabrkaları kapatıp ithal etmeye başladı.
    - yem üreticilerini gebertti hauvancılık öldü, et ithal etti bide inadına bile bile şarbonlu et getirtti, 27 ilde karantina var. bir de üstüne üstlük buna yayın yasağı var.
    - telekomu sattılar, alan araplara krediyi bizim bankalardan verdiler, herifler 5. yıl dolmadan içini boşaltıp kaçtılar.
    - köprü yaptılar, geçiş garantisi verdiler ilk hafta beleş diye kornalar çalıp üzerinde halay çeken kamyoncuları, beklenen geçiş olmayınca zorunlu olarak 3. köprüyü istikamet gösterdiler, köprüden geçip 200 tl ödeyen kornacı dayı anında çark edip sövmeye başladı. kalan geçiş farkını senden benden kesiyorlar.
    - yeri göğü inşaar doldurdular. 16 yılda inanılmaz rant kapısı yaptılar inşaatı, 1.4 milyon konut fazlası var kimin alacaüı belli değil. dünya kadar batık müteahhid var, bununla beraber bankalarda batık krediler.
    - saraylar yaptılar, halen yapılanlar var.
    - sağlık bedava dediler, eczaneye ne zaman gitsen muayene parası çıkıyor. her yeri özel doldurdular. gelinen noktada amerikada sağlık hizmeti bedava değil diyorlar.
    - eğitim sistemi kötü dediler, anasınj siktiler her gelem bakan kendiyle bir model getirdi, en son gelen ne ? çocuğu ne okuyor nerede dersler nedir müfredat ne bilen yok
    - dindar nesil dediler, tüm okulları 2 ye bölüp yarısını imam hatip yaptılar, zorunlu kıldılar, gitmeyeni göndermeyeni fişlediler, gelinen noktada orta okuldan beri imam hatipte okuyan dayımın oğlu fatihayı düzgün okuyamıyor. başörtülü bacıları sağda solda sevişiyor, çamın dibinde, sinema salonlarında, izbe cafe köşelerinde. ne din ne iman bıraktılar.

    ama geldiğimiz nokta ne? herkes suçlu bunlar mağdur.

    son olarak, tüm ihtarlarımıza rağmen 24 haziranda gidip bunlara oy verenin,
    ben böyle olacağını bilmiyordum abi verirken diyenin,
    abi kime verseydim adam mı vardı diyenin, 9 seçim kaybedip halen orada oturan muhalefet liderinin, bunların her bokuna destek veren stepne partisinin ve onada oy verenin, taaaaaa yedi ceddini.....

  • fiyat karşılaştırmalarında alım gücünü baz alarak yapılan tartışmalar kabak tadı vermeye başladı. ekmeğin, sütün geçmişini bugünle karşılaştırarak birbirimize giriyoruz. asıl konudan uzaklaşıyoruz.

    sorulması gereken sorular şu; muhalifler ya da hükümet yanlıları bunu anlamalı.

    1: şu an doların düşmesi için bir sebep var mı?

    2: bu ülkenin 2002 senesinden başlayarak bir üretim ekonomisine dönüşmesi için uzun vadeli plan yapıldı mı? yapıldıysa neden başarısız olduk? yapılmadı ise sebebi ne idi?

    3: bir dönem herkesin ballandıra ballandıra televizyonlarda anlattığı, hükümetin icraatı olarak görülen "sıcak para"nın ülkeye girmesi, ülkeye uzun vadede kazandırdı mı, kaybettirdi mi? bu sıcak para bizim kara kaşımıza mı geldi? araplar bize hayran mı?

    4: ülkenin bu kadar imama mı ihtiyacı vardı da imam hatip okulları inanılmaz arttı? imamların ülkeye getirisi nedir? muhafazakarlık konusuna bir şey diyemem ama islam dininde bir köye 2 cami yapmak israftan sayılmaz mı?

    5: ülkede bu kadar müslüman ve muhafazakar varken, neden avrupa kilisesinin uyguladığı bağış sistemine geçilmiyor? ibadethanelerin %100 masrafını devlet karşılamak zorunda mı?

    6: beyin göçünün nedenleri nedir? beyin göçü ile ülkesinden gidenler gerçekten vatan haini mi? yoksa ülkemizde liyakat rafa mı kalktı? çalışanlara siyasal ve dini baskı yok mu? yolsuzluk yok mu?

    7: "kar etmediği" için kapatılan ya da özelleştirilen devlet fabrikaları, bağımsızlığımız için önemli değil miydi? kağıt fabrikasını özelleştirmek kısa vadede kar getirse bile uzun vadede batırıldığında bizi dışa bağımlı hale getirmedi mi?

    8: devlet, bazı durumlarda ve bazı ürünlerde halkın menfaatini ve kendi bağımsızlığını düşünerek, zararına da olsa önemli fabrikalarını yabancılara satmama yoluna gidemez mi?

    9: "devlet kurumlarında bir işi on kişi yapıyordu, devlet zarar ediyordu" demek, devletin denetim zayıflığının göstergesi değil midir?

    10: devlet büyüklerimizin ve hükümetin "bazı" giderleri, muhafazakarlık çizgisindeki bir parti liderliğine yakışıyor mu? gösteriş ve savurganlık ne zaman bizim kültürümüz oldu?

    11: vatanını gerçekten seven insanlar, devleti bedava para dağıtan yer olarak mı görürler?

    12: mültecilere yönelik bir yol haritası yapıldı mı?

    13: matematik ile savaşamazsınız. ülkenin ekonomisi dallı budaklıdır. marketteki ücretler krizin nedeni değil sonucudur. ülke sadece ithalat-ihracat ile bütçesini ayarlamıyor. tahvilleri alanlara ödenen her faiz, yabancı bankalara olan her borç, borsamıza (kara kaşımıza kara gözümüze girmiyorlar) giren her yabancı şirketin yaptığı kâr, yabancıların aldığı her toprak - gayrimenkul, kaçan her beyin, eğitilemeyen her potansiyel mühendis, yapılan tüm fuzuli harcamalar, basılan her ekstra banknot, yabancılara yaptırılan tüm ihaleler ve bu ihalelerin sonunda imzalanan dolar cinsinden kâr garanti sözleşmeleri bu ülkeye uzun vadede inanılmaz zarar ettiriyor.

    14: hedefini karşılayamayan yurtiçi-yurtdışı ihale şirketlerine ödenen dolar cinsinden para neden hala revizyona gitmedi?

    daha yazacaktım uykum geldi. bunların cevabını oturup rasyonel olarak konuşmamız gerekli. kemer sıkmak bir devletin acizliğini göstermez, disiplinini gösterir. bu iş birbirimize bok atarak kendimizi aklamakla alakalı değil artık. sorgulamayan insanlar için kriz yok zaten. bu dediklerimi es geçebilirler. ama eminim, vatan sevgisi, aileden gelen muhafazakarlık, adına ne derseniz artık, ak parti'ye oy veren ve hala sorgulayabilen insanlar mevcut. lütfen sorgulayalım. analiz edelim. tek bir haber kanalına ya da birinin yorumuna bakmakla yetinmeyelim. objektif veriler artık internet sayesinde elimizin altında.

    "dış mihrak" olayı kısmen doğru, fakat atlanılan nokta şu: amerika'yı seven ülke sayısı bir elin parmağı kadardır fakat adamları sevmeyen 100 küsür ülke olsa bile amerika'nın umrunda değil. suçu onlara atmasını gerektirecek bir ekonomileri de yok. özetle ekonomist ve eğitimci özgür demirtaş'ın da dediği gibi bu dünyada "dış mihrak" tükenmez.

    güney kore'nin hiç iç ekonomik dengelerinin ya da üretim ekonomisine geçememe (!) nin sorumlusu olarak kuzey kore'yi suçladığını gördünüz mü?
    norveç'in rusya'yı suçladığını duydunuz mu? bu insanların en büyük korkuları devasa büyüklükte ve son derece tehlikeli komşuları.

    o halde suçu ona buna atıp vakit kaybedeceğimiz yerde kazmamızı küreğimizi alıp sağlam bir ekonomi yaratmamız için şu saniyeden itibaren toprağı işlemeye başlamalıyız.

    o dış mihrak dediğiniz insanlar şu an dışarıdan ülkenin iki kutbunun birbirini yemelerini zevkle izliyorlardır.

    edit: @usulca uyardi devlet cami yaptirmiyormus. restoresinde bile ucret odemiyormus, ogrenmis oldum bilmiyordum. ama diyanetin butcesi yine de diger kalemlere gore cok fazla.

  • haziran ayında 30 bin olarak ödediğim dönem faizini bu ay 95 bin olarak ödeyeceğim. bugün elimde patlayan bir müşteri çeki daha. toplamda 250 bin oldu yazılan müşteri çeklerim. emek emek çocuğumuz gibi büyüttüğümüz şirketimiz bu krize kurban gidecek gibi. çok çalıştık o kadar çalıştık ki inanamazsınız. 5 kuruşumuz yoktu ticarete atıldığımızda. köpek gibi çalıştık. ama sonuç...

    emeği olan herkesin allah belasını versin. çocuğumun rızkını un ufak edenler aç kalın, açıkta kalın.

  • sabah marketteydim, simit ve ekmek almaya gitmistim.
    gitmisken deterjan da alayim dedim, azaldi malum evdeki.

    fiyatlara baktim, gecen hafta 29,95 olan omo ultra 34,95 olmustu.
    'omo ultraya manipulasyon yapmislar' dedim.

    ama aldim yani, lazim cunku.
    marketteki hemen her urune, 2-3 gunde bir manipulasyon geliyor.
    bir cok urune ortalama 35-40% manipulasyon geldi.

    market kasiyerine 'bu manipulasyonlari neden yaptiniz?' diye sordum,
    kizcagiz 'toptancilarin satis fiyatina manipulasyon gelince biz de yapmak zorundayiz' dedi.

    ne diyeyim, o da hakli iste.
    bakalim bizim maaslara da dise dokunur bir manipulasyon yapacaklar mi...

  • geçen yıl almanya'da en çok satan 3 araba modeli vw golf, mercedes c ve vw passat,
    fransa'da reno clio, pejo 208 ve pejo 3008,
    italya'da fiat panda, lancia ypsilon, fiat tipo ve fiat 500,
    isveçin en çok satan 2 modeli volvo cx60 ve volvo v90,
    ispanya'da seat leon ve seat ibiza,
    romanya'da, evet iyi tahmin ettiniz dacia.
    devam edelim;
    dünyanın en büyük otomobil pazarının olduğu, her yıl en çok araç satılan ülke çin'de en çok satılan üç model trumpchi, baojun ve geely;
    ikinci büyük pazar a.b,d'de chevrolet ve ford;
    üçüncü sıradaki japonya'da toyota prius, nissan note, toyota aqua ve toyota chr; şunu da ekleyelim ki japon vatanseverliğinin ne olduğunu duymayan kardeşimiz kalmasın; 'geçen yıl japonya'da en çok satılan 30 modelin 30'u da japon üretimi!'
    insanların sokaklarda alanen sıçtığı, 'kanalizasyon sistemi bile yok' deyip daşşak geçtiğimiz hindistanda bile en çok satan 4 modelin 4'ü de hint malı maruti...

    2017'de 'dünyada' en çok satan 3 model ise japon toyota corolla, amerikan ford f ve alman volkswagen golf; sonra fransızlar geliyor.
    dünyada en çok araba satan ülkelerden japonya, a.b,d, almanya ve fransa'da makam aracı sayısı 10.000'in altında.
    peki dünya otomotiv sektörü lideri ülkelerde durum buyken bizde durum ne?
    bizde makam aracı sayısı tam 125.000.
    dünyada en çok mülteci barındıran, en çok insani yardım yapan, en çok antibiyotik kullanan ve kişi başı en çok çay içen ülke olduğumuz gibi bu konuda da dünyada açık ara birinciyiz!

    (finlandiya cumhurbaşkanı sauli niinistö'nün türkiyeyi son ziyaretine thy'nin tarifeli uçağıyla geldiğini duyduğumuzda çevremde çok kişi takdir etmekten çok adamla 'ezik' diye dalga geçmişti. finlandiya'nın kişi başı milli geliri veya eğitim sistemi şudur, budur diye başınızı ağrıtmayacağım. ek bilgi isteyen bizzat atatürk'ün isteğiyle türkçeye çevrilip zamanında müfredata konulan şu kitabı okuyabilir veya en azından sağdaki yeşili tıklayıp ekşi sözlükten bilgi sahibi olabilir. (bkz: beyaz zambaklar ülkesinde)

    dünya lideri ülke türkiyemizde ne yazık ki hala otomobil üretemiyoruz.
    üretemediğimiz gibi elalemin yaptığı otomobil markaları yüzünden birbirimize hakaret ediyor ve hatta boyun damarlarımuzı şişire şişire ana avrat küfrediyoruz. ekşi sözlükte bile entryler arasında biraz dolaşın, 'tok kapı golfçüler, mazdacılar, alfacılar, volvocular, japoncular, amerikancılar' filan diye gruplaşan kardeşlerin birbirlerini avanaklıkla, aptallıkla, enayilikle, kerizlikle, mallıkla, hıyarlıkla, dalyaraklıkla suçladığını ve sırf kendi bindiği arabaya binmiyor diye ağıza gelmeyecek hakaretler, küfürler ettiğini göreceksiniz.

    aynı durum samsung ve ayfon telefon kullananlar arasında da oluyor ki, heryıl milyonlarcasını milyarlarca dolara ithal ettiğimiz bu iki markayı da tıpkı uğruna dövüşüp hırlaştığımız otomobiller gibi maalesef biz üretmiyoruz.
    ne olduğu hakkında hiçbir fikrimizin olmadığı yurtdışından ithal siyasi ideolojiler yüzünden yıllarca birbirimizi yediğimiz gibi, yurtdışından ithal araba ve telefon markaları yüzünden fanatikleşip birbirimizi yemeye devam ediyoruz.
    (herkes aynı tip arabaya binip, aynı tip telefon kullansa ve dahi aynı renklerden hoşlanıp, aynı müzik türünü dinlese robotlardan ne farkımız kalacak, o başka bir konu başlığı)

    istanbul veya ankara'da organize sanayi bölgelerine giderseniz 10-15 yaşında hurda halinde almanyadan getirilen matbaa-etiketleme-ambalaj makinelerinin burada tamir edilip türkiye'nin 81 vilayetine satıldığını göreceksiniz.
    dış ticaret şirketlerini dolaşırsanız içten yanmalı pistonlu motoru filan geçtim plastik, levha, plaka, dişli, boru, fan, davlumbaz, vida ve hatta iğne, evet bildiğimiz iğneyi bile avrupa'dan, çin'den ithal ettiğimize şahit olacaksınız.

    zarar ettiği iddiasıyla 2005'de seka kapatıldığı için ülkede kağıt bile üretemez haldeyiz.
    keza, 2 sene önce afyon ve kütahya'da hayvanların yiyeceği samanın bile ithal edildiğine bizzat şahit oldum.

    dün ülkenin en büyük süpermarket ağlarından birine gittim. ülkemizin en çok satan kuruyemiş markasının ürünlerinden birine el uzattım. eriğin üstünde sırbistan yazıyordu.
    tezgahta satılan çay sri lanka, pirinç ve ceviz a.b.d'den gelmiş.
    sebze, meyve reyonunda satılan elma şili'den, muz ekvatordan, sarımsak çin'den, bezelye rusya'dan, karpuz ve soğan iran'dan, havuç avustralya'dan;
    balık reyonundaki somon norveç'ten.
    alkol reyonunda adını ilk kez duyduğum alman, belçikalı bira markalar vardı.
    abarttığımı düşünen en yakın süpermarkete gitsin ve dediğim ürünlere baksın.

    ülkenin en garip gureba, en fakir fukara kesimi de en okumuş, en aydın entellektüel birikimi yüksek kesimi de mütemadiyen herşeyin en iyisini istiyor.
    ülke olarak el arabasını bile üretemezken, herkes dünyanın en çok satan b ve c segment araba modellerine burun kıvırıp premium araçlara binmek istiyor.
    ayfonun, samsungun en pahalı modelleriyle fotoğraf çekip, en güzel manzaralı otellerde kalıp, en güzel yemekleri yemek istiyor.
    ayağına spor ayakkabının, götüne kotun en pahalısını, en kalitelisini giymek istiyor.

    peki elimizde ne var?
    ankastre mutfağını götüne sokacağımız, 10 yıl krediyle aldığımız 180 derece beton manzaralı bilmemkaçıncı kattaki yarım milyonluk apartman daireleri,
    gecekonduların önünde 5 yıl krediyle alınmış kendi kendine park edebilen yeni kasa alman arabaları,
    anasının babasının boğazından arttırıp kıt kanaat okuttuğu talebelerin elinde 48 ay krediyle alınmış yüz tanıyan, parmak iziyle açılan bilmem kaç bin liralık telefonlar, tabletler...
    çalışmadan üretmeden, alnı bile terlemeden kredi çekip bitkoine, dövize parayı gömüp zengin olma sevdalısı, emlaktan voliyi vurma aşkıyla yanıp tutuşan ben, sen, o, biz, siz, hepimiz...
    zengin olunca da en büyük hayalimiz ülkeyi kalkındırmak filan değil ha... bizim üretmediğimiz en pahalı arabalardan birine binip, gene bizim üretmediğimiz telefonla, tabletle instagrama fotoğraf/video yüklemek, gavur ellerini gezmek.
    ne kadar sağda solda 'heryere beton diktiler' filan desek de paranın bi kısmını o da havuzlu, güvenlikli bir betona gömeceğiz tabi...

    burada yazan bazı suser'ların siyasetçileri suçlayarak kendisini ve halkı konunun dışında tuttuğunu esefle görüyorum,
    siyasetçi dediğimiz kişiler halkın, milletin, seçmenin ta kendisidir değerli kardeşlerim.
    bir milletin çoğunluğunu oluşturan güruhun yansımasını sosyal ve siyasal anlamda siyasetçilerin bizzat kendisinde görürüz.
    bir ülkede siyasetçi eğer son model makam aracına biniyorsa, bilin ki siyasi görüşü farketmeksizin seçmenin çoğunluğu oraya geldiğinde aynı araca ve hatta daha iyisine bineceğin içindir.
    siyasetçi kendi gibi düşünmeyenleri adam yerine koymayıp dalga geçiyorsa, bilin ki seçmenin çoğu o makama geldiğinde kendine zıt görüşlüleri adam yerine koymayıp dalga geçeceği içindir.

    istisnasız bütün ülkelerde seçmen kendisine en çok benzettiği, yerinde olmak istediği, kendisiyle özdeşleştirebildiği tip adaylara oy verir.
    herhangi bir ülkenin tepesindeki siyasetçilerinin yaşayış tarzına ve hitabetine bakarak o ülkede çoğunluğun fikrini, zikrini, eğitim durumunu, hayata bakışını ve dahi hayallerini öğrenebilirsiniz.
    seçmen siyasetçiler istediği için öyle davranmaz, bilakis seçmen öyle istediği için siyasetçiler böyle davranır.
    dolayısıyla bir veya birkaç kişiyi suçlayarak gelişen olaylar karşısında çıkarım yapmak pek de mantıklı değildir.

    benim aklım erdiğinden beri babamdan duyduğum bir laf vardır;
    '... peki sen bunu hak ettin mi?'
    yıllarca babama hak, hukuk diye bir şey kalmadığını, hakkın da hukukun da seneler önce ortadan kalktığını söyledim. çalışma hayatında hak, hukuk diye bir şey olmadığını çünkü hayatı boyunca çalışan milyonlarca işçinin, emekçinin hayatında bir kere olsun yüzünün gülmediğini anlattım. hak etmek diye bişey olsa burnu sürtülen çalışanların eninde sonunda feraha, refaha kavuşacağını; ancak ve ancak teknoloji sayesinde ileride insanların çalışmadan, yorulmadan beyler gibi sultanlar gibi yaşayacağını iddia ettim.
    o ise bana hep mağrur mağrur gülümseyip aynı kelamı etti;
    'peki sen bunu hak ettin mi, ben bunu hak ettim mi, insanoğlu bunu hak etti mi?'

    'biz başımıza gelen bütün bu olanları hak ettik mi, etmedik mi, yoksa daha bile fazlasını mı hakettik?'
    bilmiyorum.
    'bu gelen ekomomik kriz veya adı her neyse ne kadar sürer?'
    onu da bilmiyorum.
    ama bir şey biliyorum;
    yetkililer eğer çok acil önlemler almaz ise, önümüzdeki yıl çok zor geçecek.
    nedir bu önlemler derseniz, daha önce de yazdım;
    iç ve dış siyasette duygusal ve hayalci değil akılcı ve pragmatik davranmak,
    beton değil üretim ekonomisine yönelmek,
    kalifiye olmayan eğitimsiz, kimliksiz (gerçekten çoğunun suriye kimliği bile yok) suriyeli göçmenleri bir an önce güvenlikle ülkelerine geri döndürmek,
    ülkesinden ümidini yitirmiş gençlere karşı hoşgörülü olup genç girişimcilere teşvik vermek,
    turizm ve tekstil başta üretim teşvikleri ile vergi indirimi sağlamak,
    çocuklarımıza 2018 yılına uygun bir eğitim verip, daha fazla teknik ve fen lisesi açmak
    ve en önemlisi yandaşçılığı acilen bırakıp liyakat sahiplerini göreve getirmek!
    bunlar ilk aklıma gelenler.
    15-20 sene içerisinde dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girebilecek bir genç nüfus potansiyelimiz ve coğrafik konumumuz var. bunu mutlaka değerlendirmeliyiz.

    aksi takdirde seksenlerde ve doksanlardaki gibi yıllık % 60-70 faiz ve enflasyona geri döner,
    2018 gibi 2019-2020-2021 krizleri başlığı altında 'körler sağırlar birbirini ağırlar' tarzı yazıp okumaya;
    elalemin evladı haftalık çalışma saatlerini 20 saate düşürüp, nano teknolojiyi tartışıp 4. endüstri devrimini gerçekleştirirken biz hiçbir sike derman olmayan boş tartışmalarla birbirimizi yemeye devam ederiz.

  • su anda yasadiklarimizi krizin dibi zannedip de 'ah-vah' eden genc arkadaslara kotu bir haberim var. biz zamaninda bu yoldan gecmis agabeyleriniz olarak %80 enflasyonu, devletin borcunun faizini odeyemedigi gunleri gorduk. asil o gunler geldiginde bugunku kriz dedigimiz gunleri mumla arayacaksiniz. ve kusura bakmayin ama bugun koyacaginiz hicbir yapisal reform bu gidisati yeterince hizli durduramayacak, o gunler gelecek ne yazik ki.

    oyle bir donemdi ki naktin yuzunu goremezdiniz. niye diye soracak olursaniz kredi karti ile alinca 30 gun gec odeyip mali %5 daha "ucuza" almis oluyordunuz.

    oyle bir donemdi ki butun aile evin en ufak odasinda yatardi birlikte. tek bir lamba ile elektrik harcamasi azalsin, ufak odayi isitmak daha kolaydir bosuna isinma masrafi olmasin vs.

    oyle bir donemdi ki haftada bir gun sofben acilir, ailenin her bir ferti 10 dakikalik sure zarfinda yikanirdi. bakin dus alirdi demiyorum, zira saril saril akan su israfti, kovaya doldurulan sudan kap kap dokup yikanilirdi. haftada bir gun dus aliniyor (genelde pazar gunu), inanabiliyor musunuz?

    oyle bir donemdi ki ekmek bayramlar disinda evde yapilirdi. un ve mayanin depolanmadigi ev zor bulunurdu.

    oyle bir donemdi ki taharetten sonra 4 parca tuvalet kagidi kullanmamiz soylenirdi, abimin buna uymadigi icin azar isittigini hatirlarim. guluyorsun, saka zannediyorsun degil mi liseli kardesim, gul sen gul!

    ve biz bugunleri yasarken anamiz/bababim/dedemiz vs 2. dunya savasi donemindeki kitligi anlatirken bunlar daha iyi gunlerimiz derdi. cok sukur biz o gunleri gormeden o krizleri atlattik. bence yatin kalkin dua edin sizler bizim doksanlarda gordugumuz krizleri gormeden atlatma sansi bulabilin. zira bizim jenerasyonun tuzu kuru, gerekirse yine oyle yasar atlatiriz bugunleri ama her gun disaridan yiyen, seri koz isteyen, starbucks macchiato'suz gunu gecmeyen bireyler olarak siz nasil adapte olacaksiniz merak ediyorum.

    bu da size bir agabey tavsiyesidir, simdiden aklinizi basiniza alip kriz doneminde nasil hayatta kalinir ogrenin bence.

  • “türkiye cumhuriyeti devleti kurulduğundan beri hiçbir zaman satın aldığından daha fazla mal satamamış. yani bir dükkan düşünün sürekli mal alıyorsunuz 90 sene olmuş hiç kar elde etmiyorsunuz sürekli borçlanarak mal alımı yapıyorsunuz. mantıklı mı kesinlikle değil. bu durumun mevcut hükümetle ilgisi yok.“

    yazılmış. aslında incelemeye gerek yok çünkü bu başlıkta bir cümle “mevcut hükümetle ilgisi yok”la bitiyorsa kesinlikle yanlıştır arkadaşlar. ama kamu hizmeti yapayım, cümleyi düzelteyim.

    türkiye cumhuriyeti kurulduğundan itibaren ilk 24 yılda 16 yıl dış ticaret fazlası vermiştir. aradaki 8 yıl ise tahmin edeceğiniz üzere kurtuluş savaşının hemen sonrası ve 2. dünya savaşı dönemidir. zaten az olan erkek nüfusun büyük çoğunluğu mecburen askere gittiğinden üretim düştüğü için o yıllarda dış ticaret fazlası verilememiştir.

    buradan istediğiniz yıla bakabilirsiniz. kaynak

    2001 krizinde ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 75,7’ydi. 2017’de bu oran yüzde 67,1 olmuştur. üstüne o dönemdeki fabrikaların ve kitlerin tamamı satılmış ve kapanmıştır. brüt borç stoğunun milli gelire oranı kısmına hiç girmiyorum.

    hep böyleydi demeyin, hep böyle değildi. hiç böyle olmadı. bu hale getirmek başarıdır.

  • bir kaç yıldır, gratis vb mağazalardan gözlük temizlemek için şu ürünü satın aliyordum.

    https://eksiup.com/af44f529d97

    ürün fiyatı bir dönem 5tl civarındaydı sonra 6 oldu. ıcinde 52 adet var. bu ürün hollandadan ithal. ulan gözlük temizleme bezi bile uretmiyoruz ne üzücü diye diye alıyordum.

    sonra bu gün şu ürünün satıldığını gördüm.

    https://eksiup.com/def19e27311

    baktım türkiye'de üretilmiş. aferim lan bize dedim. troll iddiaların aksine herşeye bok atmadım. güzel olanı takdir ettim. ıcinde 30 adet var. kalite aynı. peki fiyatı ne dersiniz ?

    yine 6tl

    böyle mi olacak yerli mal? içinde 52 parça bulunan ile 30 parça bulunan aynı. yerli mal neredeyse iki kat pahalı.

    ama haklılar. gözlük bezini üretmek için ihtiyaçları olan şeyler; kağıt ve alkol.

    kağıt ithal, alkolü damitan makine de ithal muhtemelen ki bir sike yaramamış bizim üretmemiz.

    gerçekten içler acısı.

    sinir editi: adam mesaj atıyor: ''o zaman sen üret, atom mu parçalıyosun'' diye. kafaya gel. ben neleri başardığımı ne yaptığımı burda anlatmicam. salatalık pahalı diyen ayşe teyze, çoluğuna çocuğuna bakmayı bırakıp tarım mı yapsın gerizekalı ? ya da bir yazılımcı, bilgisayar fiyatı çok arttı diye, yazılım işini bırakıp bilgisayar mı üretsin. böyle bir kafa olabilir mi ? ülke de eleştirene direk olarak tüylerini diken bir güruh var. troll tayfasının en büyük özelliği bu. eleştirirsen kötüsün. kabul etmek zorundasın. herkes zaten elinden gelenin en iyisini yapıyor, sus ve yaşa diyor. bence bu ülkenin en büyük hastalığı, tam da bu zihniyet.

  • seve seve sekülerleşeceksin canısı,turizm ülkesi olacaksın yeniden, kruz gemileri gelecek limanlarına,alkolü de ucuzlatacaksın,trende orda burda yine birasını içecek bu millet,sıkmabaş imajın tarih olacak,köle medya yeniden özgür olacak, ab kriterlerine göre yeniden dizayn edeceksin herşeyi,tıpkı eskiden olduğu gibi,yatırımcı yeniden gelecek ülkene,yargı yine atatürkçü hukukçularla dolu olacak,tıpış tıpış yapacaksın hem de bunları.