debe başlıkları

2018 ekonomik krizi

  • hepimiz aynı lüks yattayız, istikamet de venezüella

    (uzun bir ekonomi yazısı yazmayalı epey olmuştu. zamanı olmayanlara tweet zinciri, olanlara da grafikli hali blogda ve mediumda. reklamsız.)

    ***

    hala eski parayla düşünenler varsa: şu anda 136 bin euro malvarlığı bulunan herkes kağıt üstünde trilyoner artık.

    çocukluğumda “milyoner” lafı zenginler için kullanılırdı (kemal sunal’ın çarıklı milyoner filmi 1983 tarihli), “milyarder” de aşırı zenginler için. (şener şen’in milyarder filmi 1986 tarihli, 3 senede çağ atlamışız.) “trilyon” kelimesi ise zaten insan zenginliği ölçmek için kullanılmazdı, hatta kelimeyi bilmek bile arkadaşlara hava atma sebebiydi. şimdi paris’i, hatta istanbul’u geçtim, eski doğu bloku ülkelerinde mütevazi bir ev sahibi olan herkes trilyoner oldu.

    kısacası aynı gemide değiliz, trilyonerlerle dolu bir vıp yatındayız. ohhh, gelsin buzlu bademler, gitsin şampanyalar…

    ***
    ***
    ***

    iki paralık bolivar
    ------------------------

    dalgasına söylüyorum tabii, tuvalet kağıdına dönmüş paranın zengini olsan ne olur?

    venezüella “gerçeksosyalizmbudeğil” cumhuriyeti’nin parası, son bir senede dolara karşı %2 milyon değer kaybetti. bugün bir çikolata almak için bir çanta dolusu bolivar lazım.

    hiperenflasyon öyle bir şey ki, para elinde durduğu her saat değer kaybettiğinden, onunla anında somut bir şeyler alman gerekiyor. sıcaklarda eriyen bir çikolata bile, nakitten daha güvenli bir zenginlik saklama aracı.

    yukardaki grafik 2000 yılından bu yana, 1 doların kaç “bolivar” ettiğini gösteriyor. mavi çizgi gerçek kur, siyah da resmi (çünkü sabit kur rejimi var). grafik logaritmik, öteki türlüsü sığmazdı. bunu iyice göstermek için dikey mavi çizgiler çizmişler: her iki mavi çizgi arası, para değerinin onda birine inmiş. yani en sondaki 6 aylık sürede %90 değer kaybı var, ve bu kayıp, ondan önceki 4 aylık dönemdeki %90 değer kaybının üstüne gelmiş.

    tek bir ülkenin değil, koca kıtanın bağımsızlığına kavuşmasının sembolü olan simon bolivar’ın ismi, dünya’daki en değersiz kağıt parçasının üstünde. nasıl bu hale geldiler?

    ***
    ***
    ***

    cari dengeler ve varlık fonları hakkında hızlandırılmış kurs
    ------------------------------------------------

    "petrol gelirini halka vereceğim" diye başkanlığa gelen chavez, bir süre sonra hem özel sermayeyi kontrol altına aldı, hem de devlet bütçesini kendi çiftliğine dönüştürdü. bunu yapmak için kurduğu ulusal kalkınma fonu (fonden), bizdeki varlık fonu muadili: denetimden uzak bir paralel bütçe yani.

    normalde, petrol gibi kaynakları olan ve cari işlemler fazlası veren ülkeler (cari işlemlerin en büyük bileşeni ticaret dengesidir, o yüzden biz kısaca "tükettiğinden çok üreten ülkeler" diyelim), ellerine geçen doları ülke içinde harcamamak için bir fon kurarlar.

    bunun kabaca üç sebebi var:

    1) volatilite: ham madde fiyatları değişir. petrol fiyatı yüksekken kazandığın parayı tasarruf et ki, fiyatlar düşünce yoksul kalma.

    2) popülizm: bu tasarrufu hükümetin kontrolüne verme, yani bütçenin parçası yapma. dünya'da hiçbir politikacı, o paraları popülist programlara harcamaktan kendini alamaz.

    3) rekabet: elinde dolar biriktikçe, kendi para birimine kıyasla dövizin değeri düşer, ithal mallar ucuzlamış olur (millet aynı maaşla daha fazla iphone alabilir) ve ihracat zorlaşır (yerel parayla beslenen işçilerin maliyeti artıyor). bu sefer de ticaret açığı verirsin, dışarıya ödeme yaptıkça elindeki dolar azalır, azalan şey değerlenir, kendi paranın değeri düşer ve bu döngü yeniden başlar. bunu kırmanın yolu, mal sattıkça gelen doların bir kısmını dışarıya aktarmak. çin hükümeti mesela gidip abd'ne borç veriyor, onların hazine bonolarını satın alarak, ve böylece kendi işçisinin alım gücü ve maliyeti çok artmıyor.

    (tüm bunları zaten biliyorduk değil mi?)

    ***

    şu anda dünya'daki en büyük tekil yatırımcı, norveç'in ulusal fonu. 1990'dan beri, tam 1 trilyon dolarlık birikim yarattılar ve dünya'daki tüm borsalarda işlem gören hisselerin %1.4'üne sahipler. sadece 2017 yılında bu fonun getirisi 131 milyar dolardı. norveç 5 milyonluk bir ülke, ankara kadar hepi topu. neredeyse hiç çalışmadan, sırf bu fonla geçinebilirler. birleşik arap emirlikleri ve katar gibi ufak ülkelerin de yüz milyarlarca dolarlık fonları var.

    chavez de bunu yapabilirdi, dünya'nın en büyük petrol rezervlerinden birine sahipti. ama onun kurduğu fonun asıl amacı, özel sermayeyi ve kamuyu denetimsiz biçimde devşirmekti. petrol parasını akılcı yatırımlara değil, yandaş beslemeye ve popülist projelere kullandılar.

    örneğin 2015'te iç piyasada petrolün fiyatı, galon başına (3.78 litre) sadece 6 sentti. bunu "halk hizmeti" sananlar şunu anlamıyor: sudan ucuza petrol satan ülke vatandaşına kötülük yapıyor demektir. devlet bütçesinin çeyreğini bu şekilde heba ettiler. sübvansiyonların gerçek maliyetini kavrayamayan ahmaklar için kahraman oldu chavez.

    zaten abd ile olan sürtüşmeden de puan kazanıyordu (en büyük ticaret ortağı abd olmaya devam etti gerçi). bu sayede, ülke batarken bile kötü yönetimi değil, dış güçleri suçlayan milyonlar oluştu. tanıdık geldi mi?

    ***

    rekor seviyedeki petrol fiyatları, chavez'in iktidarda kalmak için yaptığı bu harcamaları anca karşılayabiliyordu ve ihracatın %95'si petroldü. yukardaki grafikte petrol dışı ihracatın birkaç milyar doları geçmediğini görüyorsunuz. yani petrol geliriyle "fon kurup yatıralım" desen zaten yok da, "katma değeri yüksek endüstriler kuralım, başka şeyler de ihraç edelim" de yok. dolayısıyla petrolün değeri düşünce, tüm sistem saçmaladı.

    oysa bae gibi kısa süre önce tamamen petrole bağlı bir ülkenin 2020 hedefi ne biliyor musunuz? petrol dışı gelirlerini %80'e çıkarmak.

    hele dubai iyice ilerde: petrol ve gaz gsmh'nın sadece %5'ini oluşturuyor. bugün petrol bitse, bu herifler tık demeyecekler. türkiye'deki muhalif kesimin pek beğenmediği arapların kafası, chavez ve benzerlerinden daha iyi çalışıyor...

    ***
    ***
    ***

    dünya'nın en zayıf mülkiyet hakları
    ------------------------------------------------

    fonden giderek daha fazla şeyi içine çekti. wall street journal'a göre, dünya'daki en zayıf mülkiyet hakları venezüella'daydı, çünkü chavez istediği şirketi devletleştirip, bütçe dışına çıkartabiliyordu. kuvvetler ayrılığı yoktu, yargı onundu. böyle saçma bir ülkeye aklı başında kimse yatırım yapmadı ve inşaat bile yapılamadığı için emlak krizi çıktı. petrol üretimi dahi düştü ve halen de düşmekte.

    dışardan gelmeyenlere ek, içerde olup kendini kurtarabilen de kaçtı: birkaç sene içinde, 13000 olan şirket sayısı 4000'e düştü.

    yeni yatırım gelmeyince,
    mevcut sermaye ve know-how kaçınca,
    petrol dışı ihracat çok az olunca,
    ve petrol fiyatı da düşünce, ülkedeki döviz krizi ayyuka çıktı.

    ***

    sabit kur rejimlerinde ve özellikle bugünün venezuella'sında, dolar alım satımı serbest değil. çünkü serbest bırakıldığı anda, millet parasını tuvalet kağıdı alarak değil, dolar alarak korumaya çalışacak. herkes her yerde dolar kullanınca da, efektif olarak, bir başka ülkenin para birimine geçmiş oluyorsun. basamadıkları bir para birimine geçmeyi önlemek için, karaborsada dolar alıp satmanın cezası büyük. türkiye'yi aratmayacak bir şekilde, venezuela'da bu işe getirilen suçlama terörizm finansmanı.

    tüm bunların sonucu olarak, venezüella,her sene sefalet endeksinin (işsizlik + enflasyon) tepesinde yer alıyor. 2018 tahminlerinde de yemen'in, kongo'nun, mozambik'in açık ara ilerisindeler.

    bu tarihte daha kaç defa tekrarlanacak bilmiyorum. adına ister sosyalizm deyin, ister devlet kapitalizmi, ister korporatizm, ister komünizm, ne derseniz deyin, merkeziyetçiliğin sonu hep felaket. iyi niyetli olsan bile felaket, ama o kadar güç kazanınca iyi niyet de kalmıyor.

    ***
    ***
    ***

    türkiye'nin venezüella'dan farkı
    -------------------------------------------

    merkeziyetçilik, popülizm, yandaşlar, zenofobi, ideolojik parasal yönetim, kuvvetler ayrılığı, denetimsiz fonlar...hepsi tanıdık geliyordur. mesela varlık fonu içinde bugün thy, halkbank, ziraat, ptt, botaş, borsa, ne ararsan var. bizdeki yeni zenginlik yaratmak için değil, mevcut zenginliği, kanuni engellere takılmadan çarçur etmek için kurulmuş bir düzen.

    bir başka benzerlik: chavez, petrol fiyatları yüksekken har vurup harman savurdu, bizimki de borç para ucuzken. herkes olayı chp'ye, hor görülmüş halka filan bağlıyor da, zamanında abd'nin faizleri düşürme politikasının akp iktidarına pozitif etkisi, bence diğer tüm faktörlerden büyüktür.

    ***

    fakat arada büyük farklar da var. en barizleri:

    1) türkiye tek bir kaleme bağlı değil. yani petrol-dışı ihracatı öyle 3-5 milyar dolar değil, 150 milyar dolar. büyük bir ekonomi bu.

    2) bunca ihracata rağmen, venezüella'nın aksine, ticaret açığı var. hem de dev: 2017'de 60 milyar dolardı. toplam cari açık da 50 milyar dolar kadar.

    3) çünkü türkiye'nin doğal gazı, petrolü yok (sürpriz!) ve ihracatının %70'i de ithal girdilere bağlı (gerçek sürpriz).

    4) yani normalde dolar artınca türk ihracatçısı daha cazip hale geliyor ama olması gereken oranda değil, çünkü tüm girdileri kafadan %70 artıyor. işçisine de daha çok para ödemek durumunda, çünkü işçinin evinde kulandığı doğalgaz, işyerine gelirken harcadığı benzin hep dolarla.

    5) "petrolümüz" dediğimiz turizm geliri 25-30 milyar dolar. bu da çok fazla artamaz. lira düştükçe daha çok turist gelir ama bıraktıkları paranın dolar değeri düşük olur. oysa suudilerin petrol geliri 150 milyar dolardan fazla. rusya'nın petrol ve gaz geliri 45 milyar dolar. daha acısı, çölün ortasındaki küçücük bir şehir olan dubai'nin turizm geliri, dünya'nın en güzel coğrafyalarından birinde olan türkiye'nin tüm turizm gelirinden fazla ve her sene bu fark açılacak (2020'de 20 milyon turist hedefliyorlar)

    ***
    ***
    ***

    yiğidin kamçısı, aptalın sonu
    ---------------------------------------

    bakın, abd’nin de 20 trilyon dolar borcu var ama abd kendi parasıyla borçlanıyor. daha yakından bakarsak, bu borcun birkaç trilyonu devlet kurumları arasındaki borçlar, birkaç trilyonu da amerikalı yatırımcıların amerikan devletine verdikleri. e kalanı da (çin hükümeti örneğin) elindeki dolar rezervini oraya yatırıyor.

    dolayısıyla abd en kötü senaryoda, kendi parasını basıp, biraz enflasyona sebep olarak açığını kapatabilir. yahut vatandaşın üstündeki vergi yükü az, oradan sıkabilirler. kurumlar arasındaki hesapları maliye oyunlarıyla dengelerler, vs. bu sebeplerden dolayı kimse dolardan kaçıp euroya hücum etmiyor.

    ***

    oysa türkiye'nin büyümesi üreterek veya kendi parasıyla borçlanarak değil, döviz borcuyla oldu. bugün türkiye'ye her sene kafadan 50 milyar dolar girmesi lazım.

    türkiye'nin tüm yoksulluğunu, tüm eğitimsizliği, tüm vergileri, tüm o yetersiz sosyal harcamaları (oecd'de son üçte) düşünün: işte bu seviyeyi bile tutturabilmek için 50 milyar dolar net giriş gerek her sene.

    toplam ihtiyaç yerine net giriş diyorum, çünkü önümüzdeki sene içindeki ihtiyaç (cari açık + vadesi gelen önceki borçlar) tam 240 milyar doları buluyor.

    oysa biz daha geçen seneki cari açığı telafi edemedik. mahfi eğilmez şurada dökümünü yapmış: gereken paranın üçte ikisi "sıcak para" yoluyla girmiş -ki bu istenen bir şey değil, sıcak para girdiği gibi çıkar-, %17'si de hiç bulunamadığı için rezervlerden yenmiş. sizce 2018 tablosu daha mı iyi olacak?

    ***
    ***
    ***

    geliş(me)mekte olan ülke girdabı
    --------------------------------------------

    türkiye, klasik bir emergent markets girdabına kapılmış vaziyette...

    1) zamanında bizim gibi riskli ülkelere gelen yatırımcı artık çıkış yapıyor, yenisi de gelmiyor.

    2) dolar azaldıkça, yerine kendi dolarını koyamıyorsun (petrol satmadığın, fazla ihracat yapamadığın, ve rezervlerini yemiş olduğun için).

    3) dolara talep var ama ortada arz yok, değeri artıyor. bu da vadesi gelen döviz bazlı borçların maliyetini yükseltiyor. yani geçen ay 100 bin liralık borcu olan şirketin, bu ay 130 bin liralık borcu var. durduk yerde 30 günde 30 bin lira daha bulman lazım...

    4) ...ki sen zaten orijinal 100 bin lirayı da ödeyemiyordun, ortalama tahsilat süresi 83 günü bulmuştu (çin ve yunanistan'ın ardından dünya 3.'süydük ve o da mayıs ayının haberi.)

    5) bu ortamda şirketler ya batıyor (daha çok işsizlik) ya da hükümet tarafından kurtarılıyor (daha çok kamu borcu). erdoğan'a ne kadar yakınsan, borcunun vatandaşın üstüne yıkılması o kadar olası.

    6) bu güvensizlik hem yatırımcıyı daha çok kaçırıyor hem de içerde kalanları da dolara yöneltiyor ve başa sarıyoruz.

    7) ve tüm bunların üstüne bir de erdoğan etkisi var: artık insanlar, dünya'da eşi benzeri olmayan "faizleri arttırmak enflasyonu arttırır" teorisine gülüp geçmeyi bırakıp korkmaya başladılar. ekonomi bakanlığına damadın gelmesi ve güler sabancı filan karşısında lise 1 seviyesinde powerpoint sunumları, vs...

    ***

    bu zaten kendi başına ölümcül bir girdap ve ilerledikçe kırılma noktasına yaklaşılıyor. yani bu tip piyasalardan kaçış öyle lineer olmaz, yavaş yavaş başlar sonra çorap söküğü gibi gelir her şey (borsadaki stop-loss'ların devreye girip akıntıyı sele dönüştürmesi gibi).

    bu kırılma noktalarının yüzeysel tetikleyicileri olabilir (papaz olayı gibi) ama zaten devam etmekte olan ve her halükarda hızlanacak bir şeyden bahsediyoruz.

    ***

    işin açıkcası, asıl soru şu olmalı: neden bu kadar gecikti. yani ben asıl türkiye'nin bu kadar dayandığına şaşıyorum. sanırım dünya'da para aşırı bollaştığı için bu kadar saçmasapan ülkelere bile gelmeye devam etti. bu sistemin çarkı olan kredi kuruluşları filan da, tıpkı 2008 krizinde yaptıkları gibi, çalan müziğin biraz daha uzaması için lakayıt davrandılar.

    allah aşkına şu devletin nasıl yönetildiğini görmüyorlar mıydı: türkiye'nin haziran ayındaki bütçe açığı 25.6 milyar lira. diyanet denen ve 150 bin tane iş yapmayan erkeği beslemekten ibaret kurumun rekor seviyedeki bütçesiyse 8 milyar. yani diyaneti tümden kapatsanız, anca haziran'ın ilk 10 gününü kurtarıyorsunuz. devletin her yeri çürük.

    ben uzman olmadığım için, aklı başında olan kimsenin 2015'ten sonra türkiye'ye yatırım yapmayacağını sanmış, üç beş kuruş kalan paramın tamamını da 2016'da dışarıya çıkarmıştım. bu yüzden son iki senede bir miktar faiz geliri kaybetmiş oldum ama kafayı yemediğime değdi.

    sonuçta bu amerikan papazı filan işin magazin kısmı, durumun bu noktaya geleceği bariz bir matematik hesabıydı, mayıs'taki bloomberg röportajı sonrasında da tekrarlamıştım

    ***
    ***
    ***

    amariga'nın oyunları
    ----------------------------

    bu yazıyı okuyanların çoğunun, zaten "ülkemize operasyon yapılıyor" kafasında olmadıklarını varsayıyorum. bu söylev, sıçıp batırmış her popülist rejimin sığındığı söylevdir. fakat etrafınızda buna inanan ahmaklar varsa diye, bu işin abd-türkiye ilişkileri ile sınırlı olmadığını anlatmak için 4 grafik vereceğim (buraya linkleyemedim, orijinal yazıdan bakarsınız). sonra da trump'ın akılalmaz hamleleri ve ülkeyi çin'e satmak üstüne laf edeyim:

    1) doların son bir aydaki genel değeri:

    pound, yuan, euro karşısında neredeyse aynı. yeniden ambargo başlattığı iran'ın parası karşısında %6, ambargoyu sıkılaştırmak istediği rusya'nın rublesi karşısında %8 değerlenmiş. herhangi bir ambargoyla filan uğraşmayan lira karşısında ise %29 değerlenmiş. yani "dolar her yerde artıyor" bahanesi yetersiz.

    2) lira açısından bakarsak:

    aynı para birimlerinin her birine karşı değer kaybı %20-%32 arası. yani hepsi birden artıyor. emperyalistler doğusuyla batısıyla bir olmuş, bize saldırıyorlar (!)

    3) lira ve aşırı dandik para birimleri:

    meşhur haiti gurdesine, suriye pounduna, ırak dinarına, küba pesosuna ve kuzey kore wonuna(?) karşı dahi %28-29 değer kaybı var. (bu paraların bir kısmı doğrudan dolara endeksli fakat sabit kur uygulamayanlarda da durum aynı).

    yani abd ile her ay karşılıklı "bonbaların ucuna taramalı takar, sizi yokederiz" diye atışan ülkelerden bahsediyoruz artık. onlara karşı bir "ekonomik savaş" yok veya varsa da bu kadar etkili değil, ama nedense "güçlü türkiye" -ve başkanlıkla birlikte daha güçleneceği yalanı her gün tekrarlanmış türkiye- porselen bebek gibi kırılmış.

    4) alacaklar:

    türk bankalarının borçları ile alacakları arasındaki makas çok açılmış. bu bankalara kim borç veriyor: “dış mihraklar”. türkiye’ye dünya kadar para gömmüş diğer bankaların planı, türkiye’nin tamamen batması olabilir mi?

    ***
    ***
    ***

    trump’ın gümrük çıkışı
    ------------------------------

    ne yazık ki ülkenin muhalif kesiminde de nedensellik ilkesi ve temel ekonomi bilgisi pek yaygın olmadığından, “elbette amerika da az değil” diye bir laf araya sıkıştırıyorlar hep, ne olur ne olmaz diye. hah, işte trump’ın yaptığı son gümrük vergisi çıkışı bu hikayelere inananlara iyi bahane oldu.

    işin açıkçası, trump’ın cezalandırıcı vergilerinin mantığını bilmiyorum. arkaplanda, yani abd iç politikasında, bir korumacılık (anti-serbest ticaret) almış başını gidiyordu. ekseriyetle çin, rusya ve ab hakkındaydı bu. türkiye’yi de papaz olayı sonrası buna dahil etti, “lira çok düştü, haksız rekabet yaratıyor, kendi üreticilerimizi korumalıyız” bahanesiyle vergi koydu. halbuki dolar krizindeki bir ülke için, yerel paranın daha da düşmesi demek bu. yani abd ihracatçısına yararı değil, zararı var.

    ***

    çok cömert davranırsak, şöyle bir rasyonel plan bulabiliriz: kriz derinleşirse, türkiye’ye borç vermiş ab bankaları alacaklarını tahsil edemezler. yani trump bunu, ab ile arasında bir koz olarak kullanıyor olabilir.

    ama abd’nin son 1.5 senede ne kadar amatörce yönetildiğini gördükten sonra, buna dahi pek ihtimal vermiyorum. muhtemelen trump, halkbank davasını filan geciktirerek erdoğan’a jest yaptığını, şimdi de papaz olayıyla kazık yediğini düşünüp hırs yaptı.

    her neyse, bunları da böyle söyleyince “bak işte üstümüzde oynanan oyunlar” algısı iyice yerleşecek, halbuki bahsettiğim şey olan bitenin çok ufak bir kısmı. trump bugün ölse veya erdoğan’ın vücuduna daron acemoğlu’nun zihni girse, yine de türkiye’nin durumu değişmeyecek.

    peki seçmeni oyalamak için bir yandan batı’ya milliyetçi atarlanmalar yaparken, diğer yandan gidip ne yapıyoruz?

    ***
    ***
    ***

    çin malı
    ---------------

    çin’den medet umuyoruz. piyasayla takıştıktan, abd’yi azarladıktan, imf’ye zaten kapıyı kapadıktan sonra, elinde hiçbir koz olmadan, başkasının kapısında dilenmek kadar aptalca bir strateji olabilir mi?

    onca milliyetçi tatavanın sonu bu: gidip başka bir ülkeye domalmak.

    5 gün önce, borsa istanbul’da işlem gören tüm hisse senetlerinin değeri 122 milyar dolardı. sadece apple’ın neredeyse onda biri. yahut çin’in gsmh’sinin %1'i.

    adamlar bugün çıldırıp, “tamam kardeşim, her şirketinizi satın alıyoruz” deseler bile, cari açığı 2 sene bile kapatamıyorsun. varını yoğunu satsan statükoyu 2 sene uzatamıyorsun yani. bu rakamların abd’yle bir alakası yok.

    ***
    ***
    ***

    reçete
    -------------

    yok arkadaşlar bir reçete; gidebilen gitsin, gidemeyen de kendini ağaca çiceğe böceğe filan versin, hayatta hala ilginç şeyler var. size umut satanlara inanmak isteyeceksiniz, insan doğası böyledir (wishful thinking) ama umut matematiğe çare olamaz.

    paul krugman bugün şunu yazmış: “kısa vadede sermaye kontrolü ve borç reddi, uzun vadede de rasyonel bir faiz, tasarruf ve yatırım politikası…bu dengeyi tutturmak her halükarda çok zor ama erdoğan türkiyesi'nde imkansız”.

    kur stabilize olsa bile dev enflasyon, işsizlik ve vergiler kaçınılmaz. “kendinize bir viski koyup rahatlayın” diyeceğim ama zaten onu bile yapamadığınız için durum bu kadar vahim.

    şaka gibi ama bu ülke haketmediği bir “refah” yaşıyordu, ve şimdi hem o dönemin, hem de önceden beri devam eden sorunların hesabını ödüyor. bunu bir nesil boyunca ödeyip kurtulsak neyse, bir de üstüne akıllara ziyan bir "alternatif gerçeklik" medyası ve gittikçe artan bir sığ milliyetçilikle boğuşacağız.

    mandarin konuşmasını öğrenin bari.

    [tweet zinciri | blog yazısı | medium'daki yazı ]

  • akıl en büyük güçtür. aklı olanlar, uzun vadede daima kazanır. akla ve bilime önem vermeyen, küçümseyenlerin ise kaçınılmaz sonu bellidir.

    türkiye 2002 yılından beri aklı ve bilimi bir kenara koydu, birilerinin kalıcı iktidarı için sonuna kadar din sömürüsü yapıldı.

    türkiye'nin bugün yaşadığı olay bir kriz değil, bir çöküştür.

    türkiye son 50 yılda 10 kere kriz yaşamıştır. ancak bu krizlere baktığımızda şunu görürüz: krizin zirve noktasından 2 sene geriye ve 2 sene ileriye gittiğimizde her şey normalleşmiştir.

    şubat 2001'de kriz yaşadık. şubat 1999'da türkiye'nin durumu stabildi. ve şubat 2003'te de büyük ölçüde normale dönmüştük.

    şimdi durum öyle değil. değil ya, 10 ağustos'u krizin zirvesi kabul et, 10 ağustos 2016'ya git. durum yine kötü. şimdi 10 ağustos 2020'yi düşün, orada da normalleşmeyi yakalamış olmayacağız.

    şu anda bir kriz değil, bir çöküş yaşıyoruz. bu süreç sonunda türkiye'de milli gelir kalıcı olarak düşecek. türkiye'de tarihin hiçbir döneminde, 10 yıllık periyotlar aldığında, bir sonraki periyotta, bir öncekinden daha düşük milli gelir olmamıştır. yani 2001'de kriz oldu ama 2000'lerde, milli gelir 1990'ların altına düşmedi. ama artık düşecek. 2013'te milli gelir kişi başı 10 bin dolarken, 2023'te 7-8 bin dolar olacak.

    kriz, çeşitli gerekçelerle, bir ekonominin anlık olarak sıkışması, daralmasıdır. kalp krizi gibi düşünün. kalp krizi geçiren kişi, kalp damarlarının tıkanması nedeniyle anlık bir kriz geçirir. ancak o tıkalı damarla hayatına devam etmez. anjiyo olur, düzelir. ekonomi olarak bakarsak, kriz yukarıda anlattığım gibidir. kriz yaşanırken sorun hissedilir ama sonra düzelir.

    bir de kanser vardır. kanser insanı yavaş yavaş ya da iyiden iyiye hızlıca çökertir. başarılı bir tedavide bile kanserli insanın çok şansı yoktur. ölmese bile, kalan hayatının büyük ölçüde azaldığı açıktır. 60 yaşında kanser olan bir kimse, en iyi tedaviyi de görse 90 yaşını pek göremez. ilk kanseri geçse bile, birkaç sene sonra tekrarı görülür. bu kişinin hayatı artık hiçbir zaman eskisi gibi olamaz. yani hayatının bir önceki 10 yılındaki sağlığında asla olamaz. aha işte türk ekonomisi bu haldedir.

    türkiye neden gelişmiş ülke değildir? eksikler nelerdir?

    türkiye'de iki temel sorun vardır: sermaye ve üretim.

    birinci sorun sermaye sorunudur. türkiye ihtiyacı olan hiçbir şeyi, kendi öz sermayesi ile yapamaz. çünkü türkiye'de sermaye yoktur. bunun en temelinde türkiye'de uygulanan tüketime dayalı ekonomik modelin, insanları tasarruftan uzaklaştırması geliyor. kimse insanlar ne kazanıyor da, ne biriktirsin demesin. bugün çin'de ortalama tasarruf oranı %45 iken, türkiye'de %15. çinliden de mi az kazanıyoruz? henüz değil.

    biz harcamayı seviyoruz. biz çalışmak istemiyoruz, sadece harcamak istiyoruz. bu kültürel bir problem. akp de bunu çok iyi sömürerek, her kazandığımızı harcattı hatta kazanmadıklarımızı da borçlandırarak harcattı. şu anda türkiye'de 10 sene sonrasının parası harcanıyor. 450 milyar dolar dış borç işte böyle oluştu.

    küresel dünyada, paranın milliyeti, dini yoktur. kendi sermayen yoksa, dışarıdan sermaye getirirsin. ama belli şartlarla. iki çeşit yabancı sermaye mevcuttur. ilki uzun vadeli doğrudan yatırım, ikincisi kısa vadeli sıcak para yatırımı.

    uzun vadeli doğrudan yatırım, bir yabancının gelip ülkenizde şirket kurmasıdır, ortak olmasıdır. direkt iş yapmasıdır. bu tipte yatırımcı çok hassastır. istekleri nettir; uzun vadeli bir istikrar ortamı, hukuk devleti ve hukuki güvenlik, kalifiye işgücü, pazarlara ve hammaddeye kesintisiz erişim.

    türkiye'de şu anda istikrar ortamı mevcut değildir. 2020'de dolar 20 tl mi olur, iş savaş mı çıkar, erdoğan ölüdüğünde yerine berat mı yoksa bilal mi geçer belli değildir.

    türkiye'de hukuk devleti ve hukuki güvenlik de yoktur. rahip bir sözle tutuklanırken, deniz yücel bir sözle tahliye edilmektedir. kimse böyle bir yargı sisteminin insafına milyar dolarlık bir fabrika emanet etmez.

    türkiye'de kalifiye işgücü de yoktur. olma ihtimali de azalmıştır. okumuş kesim yurt dışına gitmektedir. bu da içeride kalifiye adam bulma ihtimalini azaltmaktadır. içine edilen eğitim sistemi nedeniyle yeni mezunlarda kalite düşmektedir.

    türkiye'de pazarlara ve hammaddeye erişim sorunu da mevcuttur. ambargo uygulanması riski mevcuttur. ayrıca komşularıyla ilişkisi gergindir. stratejik konumu şu an dezavantaja dönüşmüştür.

    doğrudan yatırımı geçtik yani, gelmezler. peki kısa vadeli sıcak para nasıl gelir. aha bunları getirmek daha kolay. bunlar daha az şeye bakarlar: yüksek getiri ve hukuki güvenlik.

    sıcak para yatırımı şöyle çalışır. adam 1 milyar dolar getirir, tl'ye bozdurur. gider onunla tahvil alır, hisse senedi alır. 1 yıl sonra karını alır, 1.5 milyar dolar yapar parasını ve gider. dolar tahviline koysaydı 1 senede 1.3 milyar dolar olacakken parası, 1.5 milyar dolar olduğu için de mutlu olur. işte yüksek getiri elde etmiştir.

    türkiye yüksek getiri vaat etmiyor artık. adam geliyor 1 milyar dolar bozduruyor, 3 milyar tl'lik tl enstrümanlarına yatırıyor. 1 sene sonra tl'si 3.3 milyar tl ediyor. gidiyor dolar alıyor 600 milyon dolar ediyor. haydaaaa. biz 1 milyar dolar ile geldik, 600 ile çıkıyoruz diyor. bunu gören diğer sıcak para sahipleri de, beklersek biz de böyle batarız diyor. yeni gelmeyi düşünenler de hiç gelmiyor.

    bunlar bir de hukuki güvenliğe bakıyorlar. bu da iki yönlü bir konu: 1-ambargo 2-hükümetin sermaye kontrolü yapması.

    türkiye bu konuda da sıkıntılı. türkiye üzerinde abd yaptırımları başladı. ayrıca hükümetin sermaye kontrolü yani döviz varlıklarına el koyma, yurt dışına çıkarmayı yasaklama gibi şeyler yapabileceği konuşuluyor.

    sermaye cephesinden türkiye bitmiş yani. 1 sene içinde bu sorunlar çözülür, 2 sene sonra ekonomi normalleşir diyebilen yok bu nedenle.

    eski krizlerde olsa, sorun getirinin düşük olması olur mesela. basarsın faizin gözüne, 2 senede toparlarsın bütün dünyadan sermayeyi. ya da sorun hukuki güvenlikse, iki yargı paketi ile aşarsın bu sıkıntıları.

    erdoğan yönetiminde ise sermaye yönündeki bu sorunların çözülmesi mümkün değil. hatta bu sorunlar daha da derinleşir. adam gidip çin'den kredi bularak falan sermaye sorununu çözeceğini sanıyor. bu kafaya yazıklar olsun.

    yazının başında bir de üretim sorununa değindim. kısaca açayım.

    üretimi insan yapıyor. türkiye'nin insani yapısı ne? çöp. geliştirmeye yönelik çalışma da yok. bizden mucit çıkmaz. doğru. imam hatipten ne mucidi çıkacak. papaz eriğini, imam eriği yapma mucidi amk.

    yerli ve milli helikopter yaptık dediler, pakistan 30 tane sipariş verdi. abd izin vermediği için satılamıyor. meğerse motoru abd'den geliyormuş. ulan bu nasıl yerli ajsdhaksdhk

    üretimde de durumumuz bu yani.

    sermaye ve üretime dair bu sorunların çözülmesini geçtim, bu sorunların farkında dahi olan bir iktidar yok. bu nedenle yaşadığımız şey bir kriz değildir.

    krizle ligden düşmezsin. türkiye lig kaybedecektir. g20'den düşecektir. bunun adı kriz değil, çöküştür.

  • sonunda adını 2001 krizi gibi adlandırabileceğimiz bir kriz.

    daha önceki entry'lerim ve kabaca özet mahiyetinde, fikirlerim.
    (bkz: #80123435)

    10 ağustos 2018 ile içi boşaltılan devalüasyon terimini yaşadık.

    ilk önce geçmiş dönemlerden 2001 krizini ele alalım. sabit kurdan dalgalı kur'a geçişin, iddia edildiği gibi anayasa kitapçığının fırlatılmasıyla başlamayan ekonomik krizin matematiksel değerlerine bakalım. öyle kafa yormanız gereken bir hesap olmayacak. basit bir hesaplama.

    bu döneme bakmadan önce not geçeyim, ilk defa bir para biriminin savaşta olmadığı, çok ciddi doğal afet yaşamadığı halde %20 üzerinde değer kaybettiğini gördüm. döviz kurundaki yükselişi bekleyen ben ve benden çok daha iyi, ekonomi bilgisiyle donanan kişilerinde beklemediğini düşünüyorum. nasıl anayasa kitapçığı basit bir nedense, rahip mevzusu da basit bir neden.

    h. atilla, iran ambargosunun abd nezdinde delinmesi, askeri anlamda türkiye cumhuriyetinin ekseninin kayıyor oluşunun başlıca nedeni olduğunu düşünüyorum.
    trump'un manyakça hareket ediyor oluşu da bunu körüklüyor.

    bunu neden yazma ihtiyacı duydum, bazı genç dimağlar ya da bu işe akıl yürütemeyip, ya verelim rahibi kurtulalım diyenlerin az buçuk kavraması adına yazmak istedim.

    her neyse. lafı uzatmadan 2001-01-01 dolar kuru tavan fiyatı aylık 0,6719 ( 3 aşağı beş yukarı ). 2001-02-01 dolar kuru aylık tavan fiyatı 0,9557.

    1 aylık artış; ( krizin başlangıcı ) için %42.23 fakirleşme.

    2001-06-01 aylık dolar kuru fiyatı : 1.2673. 5 ay öncesi ile yaşanan, kıyaslanmış artış %88.61'lik fakirleşme.

    krizin basitçe sayılarla ifade edilişi.

    2018 için;

    2018-04-02 için dolar kuru aylık fiyat: 4,0515

    2018-05-01 için dolar kuru aylık fiyatı 4,5331. fakirleşme yüzdesi %11.88.

    bakıyoruz ki hani 2001 krizine benzemiyor. sonra

    bugüne bakıyoruz, henüz ağustos ayının 1/3'ünü geri bıraktık. bugünün tavan fiyatlanmasını baz alıyoruz. 6.7754. ( ben 6.82 gördüğümü hatırlıyorum ama düzeltme yaşanmış olacak ki 6.82'yi göremedim )

    fakirleşme oranımız, bu yılın 4. ayına göre bugünün tavan dolar kuru fiyatlanması ile kıyasladığımızda %67, 23.

    bakın daha bu ayı bitirmedik. önlem alınmazsa 7tl'de olur 8tl de. olursa fakirleşme oranı, 2001 krizindeki fakirleşme oranından yaklaşık %50 ile %80 oranında daha fazla olacak gibi duruyor. şirket iflasları kapıda.

    evet, şu anda kriz geldi. ivedikle önlem alınmazsa, 2001 krizini küçük bir aksaklık gibi gösterecek bir durum. rakamlarla bunu görebiliyorken toplumsal etkisinin neler olacağını ancak tahmin edebiliriz.

    bugün için size haber vermek istediğim pekte olumlu olmayan haberlerim var.

    eczaneye gittim ve ilaç almam gerekiyordu. alacağım ilaç raporlu olan bir ilaç. bu ilacın gerektiği hastalıkta bilinen bir rahatsızlık. eczanede bu ilacın piyasada kalmadığını, birkaç ay boyunca da olmayacağını, muadilinin yerini alabileceğini ya da çok zor bulunabileceğini öğrendim. ilk başta sebebinin ilaç üreten şirketle depoların anlaşamaması olduğu idi. farklı müşteriler vardı. biraz çekinerek söyledi. sonra eczane boşaldı ve iki kelam edebilme fırsatım oldu. o sıralarda dolar kurunun tavan yapma arefesinde olduğunu bilmiyordum. basitçe döviz kuru yüzünden ilaç stoklarında çok büyük sıkıntı yaşanıyor abi, böyle devam ederse ilaç bulmak zorlaşacak dedi. özellikle senin kullandığın ilaçlar çok sıkıntılı ama sadece seninkiler değil, genel ilaç stokları neredeyse bıçak gibi kesilmek üzere dedi. umarım olmaz diye de ekledi.

    çelik için vergiler %20'den %50'ye çıktı. trump tek tweet, tek imza ile dış ve iç ticareti inşaata dayanan türkiye ekonomisini tek kalemde sarstı. inşaatçılar şu anda kan ağlıyor. emlak piyasası bu ay itibariyle tamamen patladı. sadece emlak değil, yapılan, yapılması planlar diğer ıvır zıvır inşaatlar durdurulmazsa, kamu borcu, özel sektör borcu altından kalkılamayacak kadar büyük olacak.

    bugün ucunu gördüğümüz krizin büyüklüğü ve derinliği için sade bir vatandaş olarak 2001 krizi ile bugünü kıyaslayarak örnek vereyim.

    2001 yılında kriz olduğu zaman ile 5-6 yıl sonrasına kadar, yiyecek, içecek ve alım gücü çok çok yüksekti.

    örneğin, bir memur maaşı ile bugün pekte bilinmeyen ya da ooo onlar çok pahalı denen kangal sucuklardan haftalık 6-7 salkım alınıp tüketebiliyorduk. bugün 6-7 salkım kangal sucuk almaya kalksanız el yapımı, 80tl fiyatı ile, 550tl civarı yapıyor.
    bugünün bir asgari ücretli çalışının aylık maaşının 1/3'üne denk geliyor. bir memur maaşının 1/6'sına denk geliyor. 2001'de ayda 24-25 kangal sucuk yiyebilen bir memurun, şu anda maaşının 1/3'ünü sucuğa vermesi gerekiyor.

    bir pikniğe gittiğimizde, 4 aile, ortalama 10 kilo tavuk kanat, 4-5 kilo tavuk göğsü,3- 4 kilo köftelik kıyma, 2-3 kilo da kırmızı et, yanına 5-6 tane 2lt'lik kola, fanta, içkiler ailenin kendisine ait ( onları orta maliyete yazmıyorum ) , 4-5 kilo domates, salata, patlıcan, 50-60 kilometrelik yol ( benzin parası ) ile her hafta gerçekleştirilebiliyordu. hatta, hafta sonu cumartesi bir yere, pazar günü bir başka yere gidildiği oluyordu.

    bugün böyle bir eylemi her hafta sonu yapabilecek bir memur ailesi bilmiyorum. tanımıyorum. asgari ücretlileri geçtim. varsa düz memur ailesi, çalıp çırpmadan, rüşvet almadan gerçekleştiriyorsa beni yeşillendirsin. utandırsın.

    bunu neden mi yazdım. o günlerde olan kriz ile bugün başlangıcını gördüğümüz kriz arasında devasa bir fark var. alım gücü inanılmaz yerlerde.

    bunun üzerine gelmiş, ucunu göstermiş bir kriz...

    bu ay içerisinde önlem alınmazsa, korkuyorum ki 1 dolar, 1 euro, 1 sterlinin fiyatlanması olarak 12tl ile 15tl arasını göreceğiz.

    bunun için alınması gereken ilk önlem, 300-500 puanlık geçici faizden çok, %18 civarında gezen faizin %50 - %60'a çıkartılması.

    ikincisi ise, garanti ücret verilen, beton yapıların, yapılıyor olanlarının ikinci bir emre kadar süresiz durdurulması, yapılmış olanlar ile iş akdinin fes edilip yeniden fiyat konusunda anlaşılması. istediği kadar prestij vs kaybı olsun. milletin cebi düşünülerek kararlı adımlar atılması lazım. bu ülkenin insanının devletine güvenmesi gerek. dış güvence sonra tekrar sağlanır.

    şöyle anlaşmalar, türkiye cumhuriyeti vatandaşlarının geleceğini ipotek altına almıştır.

    kaynak

    "15 yıllık bir satın alma anlaşması süresince, kdv hariç 12,35 abd senti/kwh ortalama fiyattan satın almayı garanti etmiştir. "

    bu günün günlük tavan kur üzerinden kwh ortalması 0.83 kuruştur.

    bugün şu anda evlerimizde kullandığımız elektriğin birim fiyatı 0.20 ile 0.30 kuruş arasında.

    yani, bu nükleer santral garanti ücreti ile çalışmaya başladığı anda, elektriği istemesekte 3.5 kat daha pahalıya kullanacağız.

    erol mütercimlerin, 7.5tl'de çıpalayacaklar, 10tl'yi anlık göreceğiz tahminlerinin bugünün yaşanmasıyla ve önlem alınmaması ile pek iyimser olduklarını düşünmeye başladım.

    çok kaba bir hesapla bugün evinizin elektrik faturası 100tl geliyorsa, akkuyu santrali faaliyete geçtiğinde en kötü 100tl daha dağıtım bedeline yansıtılacağını düşündüğüm ama kayıp kaçak elektrik bedeli gibi saklanacak olan, garanti müşteri bedeli eklenecektir. bakın 3.5 kat eklemedim. herkese pay edileceği için, doğudaki kayıp kaçak bedeli yetmiyormuş gibi özel şirketin rusların! garanti ödeme bedeli de bizim sırtımızdan çıkacak.

    en iyimser halle, kura müdahale olmadığı vakit, 2021-2022'de bir ailenin elektrik faturası 200tl ile 300tl arasında olacak.

    belki gülüyorsunuz ama eve mum stoklamaya başlayın. bu enseyi karartmak değildir. kesinlikle değil. gerçekçi olmaktır.

    şu entry'imi 4 gün önce girmiştim. (bkz: #79983220)

    bugün eczanelerde ilaç stoklarının zora girdiğini ( türkiye çapında olduğunu tahmin ediyorum, bölgesel ya da şehire ait bir sorun olmadığını daha büyük olduğunu düşünüyorum. ) ilk elden öğrendim. daha 4 gün önce yazdım yahu. bu kadar çabuk olabilme ihtimali tahmin etmemiştim.

    şu analizlerden, tahminlerden sıyrılıp ülkede değişecek olan ahlak, din yapısından bahsedeyim.

    2001 krizinden öncesini hatırlayan, 80'lere kadar varsa, ne demek istediğimi daha iyi bilecek, anlayacaklardır.

    toplumun genelinde, ahlak, din anlayışı günümüz muhafazakarlığından daha fazlaydı. inanmazsınız ama öyleydi. muhafazakar derken, din konusunun tamamı anlamında dinci olarak düşünmeyin. geleneklerine, milliyetçiliğine, öteden beri gelen yaşam tarzına insanlar daha bağlıydı . aynı zamanda bir diğerinin yaşam tarzına bugünkü gibi yırtık dondan çıkarcasına karışmıyordu. karışan da ya dayak yerdi ya da ortalık yerde zılgıt yerdi. inanmayabilirsiniz ama öyleydi.

    teknolojinin gelişmesine denk gelen ekonomik kriz ile bu ahlak yapısı, muhafazakarlık değişti. bugünkü bildiğimiz hale döndü. ekonomik alanda yaranma adına bir ahlak benimseyişi ortaya çıktı. sosyal yardım alanların sayısı ile orantılı olarak din sömürüsünü kullananlar arttı.

    şimdi biyolojiden bir örnek vermem gerekirse, bir bakteri çeşidi, uygun ortamda, çoğalmasına yetecek miktarda besin olduğu taktirde, her birim zaman başına kendisini 2 üzeri oranda çoğaltır. sınırsız bir yiyecek ( enerji ) kaynağı varsa, teorik olarak bir bakteri türünün bütün dünyayı kaplaması beklenir. lakin bu sistemde, bakteri belli bir çoğalma eşiğine geldiğinde, çoğalması durur ve ortamdaki bakteri popülasyonu, kendi kendini yok etmeye başlar. logaritmik bir gelişimdir. belli bir sisteme, değişkenler tanımlayarak uygulanabilir.

    ekonomide, çok ciddi bir biçimde sürekli tüketime odaklı olan yapıyı, bakterilerdeki üreme aşamasına benzetiyorum. ülke ekonomisi adına büyüme için gerekli besin kalmadı. bu besin, sıcak para, yatırımcılar. tamamen kesildi mi ? tamamen kesilmesi mümkün değil ( savaş durumu olmadığı sürece ) ancak bu ekonomi için yeterli bir besin seviyesinin çok çok azında. sahip olduğumuz ekonomi kendini yeme, tüketme aşamasına geçti. kendi içindeki en büyük parça ise inşaat sektörü. sonra devlet garanti ödemesi verilen yapılar. yandaşa peşkeş çekilen iş alanları vs. bunları artık vatandaştan vergi ile çıkartamazsın. çıkartmak istenildiğinde, ülkenin içindeki ahlak, din düzenini istemeden değiştirmiş olursun.

    nasıl 2001 krizinde, geçici ek vergiler 17 yıldır sürdürüldüyse, aynı şekilde, bu olanlar ülkenin vatandaşının davranışını, inanış biçimini, eğitimini değiştirdi. 2001 öncesinde kendini %95 müslüman olarak tanımlayan varsa, şu anda adım gibi eminim bu oran en iyimser tahminle %80'lerde. bu oran ise din hakkında yapılan sistematik devşirmelere rağmen iyimser bir oran.

    2001 krizi kendine nasıl zenginler yaratıp, aynı zamanda fakirler yarattıysa, içinde bulundığumuz 2018 krizinde, kendine zenginler ve fakirler yaratacak.

    yerel seçimlerin erkene alınabileceği ya da tamamen iptal olacağı düşüncesine sahip olmakla birlikte, bu kriz bu şekilde büyümeye devam eder ve müdahale olmazsa 2019 ortalarında zorunlu bir rejim değişikliğine dahi gideceğimizi ufak bir kıvılcım da artık düşünmeye başladım.

    çünkü bu kriz, 2001 krizinden daha ağır olacak. bunun önüne geçmek için 20 gün var. bu 20 gün içerisinde yapılacak şeyler, faizi %50- %60'a çekmek, inşaat sektörünü pompalamayı bırakmak. imf ile pazarlığa oturmak. mümkünse amerika ile diplomasi trafiğinde kazanan taraf ya da kazanırken, oldukça az kaybeden taraf olmak.

    bunun dışında, rusya, çin bloğuna yanaşıp yardım istemek masada olabilir. ancak bu değişimin, krizle beraber çok ciddi değişim sürecini başlatacaktır. bu değişim ülkenin askeri yapılanmasından tutunda, devletin işleyişine, doğrudan türkiye cumhuriyeti vatandaşlarının davranışlarına kadar.

    bu yüzden krizler en büyük fırsatların oluştuğu zamanlardır. kriz olurken, kendi zenginlerini yaratır. kendi fakirlerini yaratır. kendi rejimini yaratır. önceki rejim ne olursa olsun, o rejimi törpüler, krizi yaşayan halk, krize göre o rejime şekil verir. örnekleri var, brezilya, arjantin, venezuela, çek cumhuriyeti, tayland, güney kore, filistin, pakistan vs. bazıları ekonomi ile alakalı değil gibi gözüksede, günümüz konjonktürünün her şeyi ekonomi ile şekillenir. ekonomi dini, eğitimi, bilimi, sanatı etkiler. eğitim, bilim, sanat, din ekonomiyi etkiler. birbirini besler ya da yok eder.

    örneğin böyle bir süreç devam ederse, belki de dalga geçilen, geçeceğiniz eskort kadınlar olgusu, öğrenciler için, çek vb ülkelerdeki gibi para karşılığı cinsel ilişki tavan yapacak. tayland'da ki cinsel açlığı dindirme ekonomisi gibi bir ekonomi türkiye'de yerini alabilir.

    2025 yılına kadar, porno sitelerinde, kamera karşısında sevişerek para kazanan, rus, hintli, çek vb halklara türkler de katılabilir.

    hintlilerin, çinlilerin, afgan, pakistanlıların her köşe başı türediği youtube eğitim videolarında, türklerin yerini aldığını görmemiz olası.

    yalancı bolluk ekonomisinin ortasından itibaren gençliğini geçiren bireylerin, ellerindekini kaybetmesinin sonuçlarını pek tahmin edemiyorum. pek zorluk görmediklerini düşünürsek, ikinci bir gezi olayı çapında büyük bir protesto yaşanır mı emin değilim ki gezi olayını sadece büyüklük açısından örnek gösteriyorum. yoksa gezi ruhu'nun temel amacı çok çok farklı kaygılara dayanıyordu. en temeli ise, özgürlüklerin şiddetli bir biçimde kısıtlanmasıydı. yoksa ağaç meselesi faso fiso. nasıl rahip meselesi öyle ise. nasıl anayasa kitapçığı fırlatılması öyle ise.

    zorluk görmemiş, genç neslin protesto etmesini büyük olasılık olarak değerlendiriyorum ama ne için, nasıl protesto edecekleri, böyle bir şeyin büyüyüp ülkeyi sarıp saramayacağını sanırım yaşayarak göreceğiz.

    tekrardan,

    - ev almayın, araba almayın. nakit paranız olsun. lüks yaşamı kesin. sakın ha döviz borcu altına girmeyin.

    - sağlık ile ilgili zorunlu ihtiyacınız varsa hemen giderin, ilaç eksikliği tedbirinizi alın.

    - döviz ile para kazanmanın yolunu arayın, bulun, kazanın.

    - yeni yabancı dil öğrenin.

    siyaseti siktir edin. çünkü bildiğimiz siyasetin çöküyor oluşunu çok yakında göreceksiniz. 2001'de nasıl bir devlet memuru - vatandaş ciddiyeti siyaseti bittiyse, yeni bir dil geldiyse, şimdi o yeni dil eskimiş, yerine yenisi gelmiş olacak.

    ekonomik kriz bir milletin yapısına şekil verir. nasıl olacağını da içindeki durumu göre kendisi şekillendirir.

    ekonomik krizin çok aşırı uca dayanacağına pek ihtimal vermiyorum. çünkü dışa bağımlılığın korkunç bir oranda olması, ilginç bir şekilde bizim lehimize dönüyor. yoksa batık bir türkiye cumhuriyeti, dünya üzerinde global bir ekonomik krizi tetikleyebilecek bir borcun içinde.

    artık bu duruma ironi mi dersiniz, şans mı yoksa strateji mi bilmiyorum. devletimiz iflas ettirilmez ama ekonomik yaptırımlar ile vatandaşları boyunduruk altına alınıp, diğer ülkeler sıcak para ile istediklerini yaptırarak kendi vatandaşlarına rahatlık sağlama adına her şeyi yapabilirler.

    enteresan bir şekilde unutulan bir başka ekonomik kriz tetikleyicisi var. şu anda satışı yapılan benzinin kur farkından etkilenmediğini görmemizin sebebi, devletin vergisinden vazgeçmesiyle oluyor. bu durum bir yerde patlayacak. hali hazırda büyük bir yük iken, bunu karşılamakta zorlanacak ve pompaya yansıtıldığında toplumda çok ciddi bir tepki bekliyorum. aynı zamanda ulaşım konusunda çok ciddi bir değişim geçirmenin de ilk adımı olacak.

    toplu taşıma, bisiklet yolları, motosiklet sürücüsü olma ve motosikletlerin bir taşıt olduğunun farkına varılması gibi enteresan gelişimler yaşanmanın önü açılabilir.

    krizin bir fırsat olduğuna değinmiş miydim ? evet, kriz topluma zorunlu olarak olumlu davranış biçimlerini de katabilir.

    son olarak, gezi olaylarında, türkiye cumhuriyetinin en geniş, en fazla yayılan sivil protestosunda, döviz kurlarının 20-30 kuruş artması ama şimdi ortada hiçbir sorun yok iken 3 aylık süre içerisinde 2 lira 50 kuruş artmış olmasını neye bağlayacaklar diye merak ediyorum.

  • imamların sadece imamlık yapması gerekiyor.
    imamların uzmanlık alanı dışına çıkıp ülke yönetmeye çalışması bizi bu hallere düşürdü ne yazık ki.

  • bulunduğum muhitte kafe isletiyorum. turistik bir yer olmasına rağmen aksam 16.00 ya kadar yaprak kimildamiyor.

    hazır dedim iş yok çatı tadilatini yaptirayim.

    inanır mısınız suriyeliler bir çalışıyor. sanki yaradan bunlara "çalış ya kulum" demiş.

    önceden çalıştığım bi ustam vardı. çatı için 15.000 fiyat verdi.

    sordum soruşturdum malzeme 4.500 tutuyor.

    10.500 kendisi için istemiş cemaatçi ustamız. bunların alayı cemaatlerde insan soymayı öğrenmiyorsa ben de katıksız bir beyinsizim. hepinizin anasını sikeyim. dininiz batsın.

    günlük 60 tl yevmiye + 2 adet tavuk tantuniye 3 tane suriyeli buldum. 5 gün de bitirdiler.

    siz hesaplayın ne kadar yavşak bir toplumda yaşadığımızı.

    bundan sonra öyle sağa sola para harcamak yok. veririm suriyeli kardeşlerime it gibi çalışsılar.

  • evet, buraya yazma vaktimin geldiğini düşünüyorum. çok uzatmadan hikayemi anlaticam.

    2017 yılı cirosu 40 milyon tl yi aşan bir şirket sahibiyim. 2018 yılı ilk çeyreği bitişi itibariyle işimi neredeyse feshedip fabrika binamı ve makinelerimi satma kararı aldım ve geçen hafta cuma günü içimde buyuk bir hayal kirikligiyla fabrika binamı satış sözleşmesini yaparak hayrını görmesini dilediğim başka bir sektörden şirkete sattım. bu kararı almak zorunda kaldım. çarşamba günü tapuda işlemi bitireceğiz eğer ki alıcı verdiği kaporayı yakmayı göze alıp caymaz ise. meblalar büyük ,sözleşmeyi yaptığımız gün dolar kuru 4.80 tl idi bugün bu saatlerde 5.28 ve çarşamba ne olacağı muallak.bu kur oynaklığından haneme tl bazında 2 milyona yakın bir kur farkı avantajı sağlanıyor. kısa sürede insanların döviz hareketlerinden ne kadar paralar kaldırdığı anlayın.

    son 3 yılda 4 milyon tl kesin olarak 1 tl' sini bile tahsil edemeyeceğim bir batak oluştu, iş yaptığım sektörde 3 tane dev firma toz oldu, bu firmaların çeklerini ya hammadde tedariğinde ya da banka kredisinde kullandığım için ben bu çeklerin bedellerini kasamdan ödemek zorunda kaldım ve 2018 yıl sonu itibariyle pes ettim. çünkü kasamda işçilik , hammadde alımı ve firma çeklerimi ödemek için ayırdığım karşılık yok oldu.

    tabi rakamlar yüksek olmasına rağmen bundan 10 sene önce o günlerdeki cironuza oranlayarak böyle bir batağı rahatlıkla karşılayıp işinizi aksatmadan hizmet vermeye ve para kazanmaya devam edebiliyordunuz ama bugün maliyet yaparak ticareti sürdürebilecek kârları sağlama dönemleri geçeli yıllar oldu, bu sebepten işler iyice sarpa sarmadan elimde avucumda neredeyse hiçbir şey kalmadan batmaktansa bir seçim yaparak ailemin 40 senesini, hayatını verdiği işi askıya alarak herşeyi nakite döndürüp ülkemizde işlerin yoluna girmesini beklemekten başka çarem kalmadı, borçlarımı kapattıktan sonra aynı işimi kuracak kadar nakitim gene olacak ama bu şartlarda iş yapabilme kabiliyetini ben kaybettim, becerebilen varsa devam etsin.

  • 400 milyar dolar dış borcun 230 milyar dolarının 2018 sonuna kadar ödenmesi gerektiğini biz bilmiyoruz ya aq.
    halkbank olayının daha çözüme kavuştuğundan da haber yok.
    zarrab ne halt etti unutturdunuz.
    damadını bile bakan yapan ultra yetkili cumhurbaşkanının diktatör olmadığını da yiyor zaten yabancı yatırımcı.
    el konulan şirketler tabi hiç korkutmadı onları.
    ülkenin en büyük medya patronunun mallarına çöktüğünüzden de kimsenin haberi yok.
    bas bas ekonomik kriz diye bağırırlarken 2 milyar dolarlık boş bi töreni de dedem yapmıştı.
    borç paraları da betona ben gömmüştüm.
    amarıga bize amborgo ediyi diye yiyin zaten milleti.

    bir şey demenize de gerek yok ki biz öyle istedik deseniz hüloğğğ diyecek 25 milyon sığır hazırolda bekliyor.

  • ekonomik göstergeler, faiz arttırımı,analiz gibi kavramları anlamayacak çomar'lar için basitçe anlatalım.

    çok sevdiğiniz hatta bazen çılgınca fantazilerinizi gerçekleştirdiğiniz bim'de 2 hafta önce 5,95 olan 15li yumurta %50 civarı zam ile bugün itibari ile 8.90 tl.

    ne demiştiniz? ha koyduk mu diyordunuz.

    nasıl böyle iyimi? kim kime koyuyor gördünüz mü amk çomarları?

    size su veren itfaiyenin hortumunu sikeyim.beter olun bok zihniyetliler...

  • örnek vermek istiyorum;
    tanıdık bir çöpçü vardı. karısı da kezbanın önde gideni. bu karı, elalemde ne gördüyse, internette ne bulduysa aldı aldı kocasına ödetti, harcadı da harcadı. nakiti olmayan eleman kredi kartına abandı, üçüncü dördüncü kartın limitlerini bitirdi. onları kapatmak için kredi çekti, sonra yine limitleri tüketti.
    en sonunda baktı olmuyor, sikerim böyle işi dedi. tasarruf yapmalıyız dedi. avrat olmaz daha yatak odasını yenilememiz lazım deyince bunu evire çevire dövdü siktir etti. en büyük masraftan kurtuldu. sonra bir berberde ek iş buldu, yani gece çöp topluyor, gündüz traş. yavaş yavaş ödüyor.

    gırtlağına kadar borca batmış biri ne yapar?
    önce harcamalarını, sarfiyatlarını kısar, lüzumsuz bir masraf yapmaz. aynı zamanda gelirlerini artırmaya çalışır ki borçlarını kapatabilsin.
    mantıklı olan budur di mi?
    fakat erdoğan bunun tam tersini yapıyor. gelirleri azaltıp harcamaları iyice artırıyor... yani şu çöpçü kadar bile düşünemiyor!

  • bir kac ustteki entrylerde, danimarkali bir firsatcinin beklentileri onun bir kac altinda yazan bir suseri cileden cikarmis. neymis, kendi colugu cocugunun gelecegi tehlikedeyken nasil olurmus da bu yurtdisinda yasayip birikim yapanlar krizin daha da derinlesip turkiyede vurgun yapmayi dusunebilirmis.

    ıste boyle sayilsamalara sebep olan kriz, cokus, buhran....

    lan dalyarak, sana mi soracak insanlar ekonomik stratejilerini belirlerken. yurtdisina gitmeye gerek yok, turkiye'deyim, detay veriyorum ankara'dayim, 6 aydir issizim, esim ozel okulda ogretmen aldigi mass 1650tl idi, bu ay yaz boyu sizi mi besleyecegim deyip onu da vermemek icin isten cikardi tum ogretmenleri, eski tektilci sonradan insaatci simdiki egitimci patron.

    siki dur dallama, babadan kalma arazim, kenarda kosede birikmisim olmadigi halde ben de diyorum ki anasinin amina kadar derinlessin bu kriz, bir iki degil 15 yil cikamayalim, ukraynadan moldovadan bratislavadan beter olalim amq. helali hos olsun kafasini calistirip yurtdisina kacip kurtulana, elin gavuruna, kuresel sirketlere, emperyalist guclere yem olsun kodumun memleketi. ıcinde ben olsam da silinsin haritadan bu lanet millet. var mi lan daha otesi!!!

    senin colugunu cocugunu mu dusunecek adam hesabina gelen seyi dilerken. benim olmayan coluk cocugunun hakki ne olacak. 8 yil evli olup cocuk yapmayan, gelecegi belirsiz isi gucu belirsiz insanlari haysiyetsiz bir topluma cocuk getirmekten endise ettigi icin cocukyapamayan aileler ne olacak!!!

    domates, temmuzun 15i ve domatesin kilosu 9.90 lira. ne diye gelip burda agliyorsun? ekonomi bozulmasin da domates fiyati dussun diye degil mi sayin dalyarak! sen dusunuyor musun ciftcinin, tarim iscisinin, nakliyecinin cocuklarini? onlarin ailelerinin gelecegi icin domatesin kilosu 15 tl olmasi gerekiyorsa sike sike vereceksin ne isterlerse.

    beyzademe bak hele...

    ulkenin anasini siken kadı ise, gelip de mubasire laf anlatmanin, saga sola kufur etmenin bir anlami yok. derdin varsa gidip, sabahtan beri nasil olup da 15 temmuz projesinin kutlamalarinda kafa sikercesine yuzlerce arabayla konvoy yapanlara anlatacaksin derdini. senin coluk cocugunun gelecegi sikiliyorken bu konvoylarda binlerce liralik mazot yakabilenlere sor, nerden geliyor bu bolluk diye.

    emegiyle kazanan ister ucuza ev arazi kapatmak icin biriktirir parasini, isterse gider comar festivalinde yakmak uzere mazot alir o parayla.

    herkes kendi cebine calisiyor sonucta.

    derdin varsa, yiyorsa, senin emegini, hakkini, coluk cocugunun gelecegini çalanlara anlat derdini... yapamiyorsan gelip burada aglama.