debe başlıkları

2017 ekonomik krizi

  • hala çiftçinin keyfinin tıkırında olduğunu düşünen bir güruh var ülkede. ara ara girip okuyorum başlığı, tartışmalar hoşuma gidiyor açıkcası. ancak biri çiftçi şöyle rahat böyle rahat dedimi bütün sinirim tepeme çıkıyor.

    doğduğumdan bu yana köyde yaşıyorum, ara ara okula üniversiteye gittim. bi dönem şehirde çalıştım, 8 ay önce işten atıldım (çalıştığım firma battı) köye en azından bir süreliğine geri döndüm. babam çiftçi, bende üniversiteyi bitirene kadar mecburen onun yanında çiftçiydim (köyde böyledir kışın okula gidilir yazın köyde çiftçilik yapılır). 120 dönüm arazimiz var. bu araziden kaldırdığımız mahsülle 2002 yılında şehirden bir ev aldık. güzel modelli bir traktör aldık. arabamızı aldık ve kalan parayla da babam 3 çocuk okuttu. sene oldu 2015 tam 4 yıldır hesaplıyorum tüm geliri gideri cebimize sadece 1500 tl kalıyor. anlayabiliyormusun yazıyla binbeşyüz 1 yıllık kazancı, ortalama bir çiftçinin. babama biz beleşe hammallık yapıyoruz 2008 buhranından kalan dağ gibi borç bu yolla ödenmez satalım traktörü arabayı, sende emekli maaşınla geçinirsin en azından yıpranmazsın dedim. el mahkum kabul etti sattık traktörü arabayı aleti edevatı borcun büyük bir kısmı kapandı. çiftçiliğide tamamen bıraktık isteyen olursa icarına veriyoruz tarlaları.

    ha bu adam akıllanıyormu akıllanmıyor efendim, yine gidip malum partiye verecek oyunu. hatta bu konuyla ilgili en ufak bir şey söylesem çok sağlam azar yiyorum. çünki dinin elden gideceğinden korkuyor. malum parti onun için dinin temsili sonuçta hacca gitmek için onca yokluğun içinde çocuklarının boğazından kesip 30 40 bin lirayı basan adamlar bunlar. onun için bunlar bize de müstahak babamada müstehak efendim sonuna kadar hak ediyor fakirliği yoksulluğu altındaki opel vectra yı satıp 87 model kartala binmeyi.

  • saat 13:00'da bloomberght'de inşaat sektörünün durumu konuşuldu. konuklardan biri şemsettin aydın diğeri önder yiğit idi.

    benim açımdan komedi programı gibi ekonomi programı oldu.

    özellikle şemsettin aydın'ın ifadeleri insanı çileden çıkartacak kadar mantıksız.

    neymiş efendim şimdi konut alma zamanıymış.
    fikirtepe'de projesi varmış ve fiyatlar olması gerekenden çok düşükmüş şu an.
    neymiş efendim, fikirtepe'de her arsa sahibiyle tek tek anlaşması gerekiyormuş, çok uzun sürüyormuş. anlaşması 3 sene, inşaatı yapması 2.5 sene sürüyormuş ve ömrünün 10'da birini bir projeye harcıyormuş. sonra mahkemeler durdurma kararı veriyormuş.

    bak bak kafaya bak.
    işte bu kafa ülkede şu an aktif olduğu için biz ekonomik krizdeyiz. çünkü kimsenin güvencesi yok. birilerinin işine gelmeyen herkes ve her engel ezilmeli.

    fikirtepe'de olanları senelerce bilfiil uğraşmış biri olarak anlatayım.
    anlatayım ki insanlar neyin ne olduğunu, ülkenin nasıl bir halde olduğunu anlasın.

    fikirtepe halkı, türkiye'nin her tarafından istanbul'a 55-60 sene öncesinden itibaren göçmeye başlamış ve parasıyla tapulu arazisini almış insanlardan oluşur.
    türkiye'nin her yerinden adam bulurdun fikirtepe'de.

    bu insanların çoğu da, köylerinden istanbul'a iş bulmak için gelmiş gariban anadolu halkıdır. tek dertleri helalinden para kazanıp geçinmekmiş geldiklerinde.
    tekrar ediyorum fikirtepe'de tüm araziler tapuludur. devletin arazisine çökmüş çakal yoktur. zaten bu yüzden fikirtepe'de iş çözülemedi bu kadar süredir. sulukulenin başına gelen gelmedi çünkü insanların kapı gibi tapuları var. buna rağmen insanların mallarına çökmek için ellerinden geleni yaptılar ve yapıyorlar.

    fikirtepe halkının çoğu fakir ve eğitim seviyesi düşük insanlardır. kentsel dönüşüm başladığında, fikirtepe'ye göçen insanların bir kısmı vefat etmiş, bir kısmı ise hastalıklarla boğuşan yaşlı insanlardı. yani müteahhitlerle fikitepe'ye göçen insanların çocukları muhatap oldu genellikle. bir de benim gibi torunları.

    fikitepe'nin bu 2.nesli arasında okuyan ve bir yerlere gelen insanlar var. ama sayıları azdı. büyük çoğunluğu ortaokul, lise mezunu ve asgari ücret veya bir tık daha yüksek maaş alan insanlardan oluşurdu.

    kentsel dönüşüm ilk başladığında, insanlar firmalar gelecek ve onları zengin edecek zannettiler. her şey çok kolay olacak, para çokomel şeklinde işin içinden çıkacaklarının hayaliyle kuruldular. ama beklentiler boşa çıktı.

    çünkü inşaat firmalarının büyük çoğunluğu hırsızdı. tekrar ediyorum fikirtepe'de ki inşaat firmalarının çoğu hırsızdır.

    nedenlerimi tek tek anlatacağım.

    fikirtepe'de ki tapu sahiplerine firmalar kat karşılığı anlaşmalar önerdiler. oran %55 veya %60 idi. bana göre %70'den aşağı olmaması gerekirken, bu orana tamam dedik. bağdat caddesinde %80'le anlaşmalar imzalanırken biz niye %55 ile verelim?
    mantıklı mı?
    (bana göre oran düşüktü. okuyanların bir kısmına göre yüksek de gelebilir. mesele bu değil. ben süreci anlatıyorum.)

    bunun yanında bağdat caddesinde fikirtepe'ye nazaran çok ufak araziler de %80 ile anlaşılıyordu. fikirtepe onbinlerce insanın yaşadığı bir yer. anadoludaki bir çok ilçeden daha fazla insan bulunan bir yerleşim yeri ve çok güzel bir pozisyonu var. haydarpaşa'dan bostancı'ya kadar tüm sahil, adalar ve deniz manzarası var.
    neden bundan bahsediyorum?
    çünkü fikirtepe'de proje yapan firmalar, reklamlarını böyle yapıyorlar. onlar yaparken sorun yok da biz yapınca mı olacak?

    aslında kat karşılığı imza atmak değil de, satmak istiyorduk. çünkü ne firmalara ne de hukuk sistemine güvenmiyorduk. sonradan haklı olduğumuz da ortaya çıktı.

    her ne kadar %55 düşük gelse de, imza atmayı kabul ettik ilk baş.
    sonra sözleşmeyi gördük. sözleşme tam bir şok oldu.

    öyle bir sözleşme hazırlaşmışlar ki, çantacı firmalar bu sayede doğdu. adam senin malını senden alıyor ve istediği firmaya satabiliyor. yani bir firma fikitepe'ye gelip arazileri kat karşılığı topluyor. oran %55 hatta %50 ile toplamaya çalışanlarda vardı. sonra gidip tüm bu arazileri %60-65 ne tutturursa başka firmaya veriyor.

    devlet bu duruma müdahale etti mi?
    hayır.

    fikirtepe'nin dediğim gibi çoğu fakir insanlardı. mahkemeye gidip hakkını arayacak akdar parası yok bu insanların. eğitim, sağlık nasıl temel haksa, adelette öyle. hastahanelerde herkes bedava hizmet alıyor, iyi kötü eğitim de bedava. ama hakkını aramak istesen, tonla para lazım. doğal olarak fikirtepeliler çaresiz kaldılar. bir kısmı bir araa gelip avukat tutmak istedi. ama düzgün avukat bulamadılar. bir kısım iyi yürekli insanlar, iyi niyetle yardım ediyorlardı mağdurlara. son durum ne oldu haberim yok açıkçası. imzaları attılar ve ne yazık ki daha çok uğraşırlar bu hukuk düzeni varken.

    yukarıda anlattığım gibi eğitim seviyesi düşük ve bu işi tereyağından kıl çekmek gibi kolayca halledeceğini zanneden fikirtepeliler gidip imzaları attılar.

    hem çantacılar hem de direk fikirtepeliden arazi toplayan firmalar öyle sözleşmeler önerdiler ki, hiç bir sorumlulukları yok.

    1. teminat mektubu yok.

    2. işi bitireceği tarih belli değil. işi bitiremezse doğacak mağduriyetlerle ilgi sorumluluk kabul etmiyor. bu sözleşmelere imza atıp taşınanların geneli ; 2 senelik kira, 1000 tl taşınma parası aldılar. yani 20-25 bin lira para aldılar. bu para fikirtepe'nin çoğu için büyük paraydı. iyi pazarlık edenler 50 bin tl'ye kadar çıktılar.
    şu anda bir kısmının aldıkları bu paralar bitti. eskiden istanbul'un merkezinde otururlarken, şimdi düşük kiralı uzak semtlerde oturuyorlar. bir çoğu da maddi zorluk çekiyor kira parası yüzünden. firmaların ise umrunda değil. çünkü sözleşmeden dolayı sorumluluk kabul etmiyor.

    3. senin arazini isterse başka firmaya devredip kar edebiliyor.(çantacılık)

    4. firma sahibi kendi dairelerini satana kadar, arazi sahipleri kendi dairelerini satamıyor.(bak bak çomara bak.)

    5. dairelerini kaçıncı kattan, hangi yönden, kaç metrekarelik olanlardan alacağın belli değil.

    6. dairenin içindeki fayans, parke, mutfak dolabı, boyası, badanası nasıl olacak belli değil. kendi dairelerini lüks malzemelerle yapıp, seninkileri 2. hatta 3. kalite malzemelerle uyduruk kaydırık yapabilir.

    şimdilik bu kadar hatırladım.

    bu sözleşmeyi gördükten sonra imza atmadık. neden atmadığımızı da madde madde anlattık.

    peki ne cevap aldık?
    herkes bu sözleşmeye imza attı. size özel sözleşme düzenleyemeyiz. sonra herkes yeni sözleşmeye geçmek ister.

    cevap çok komik değil mi?

    biz de bu şartlarla imza atmayacağımızı söyledik.
    satın dediler.
    metrekaresi 5 bin tl'ye almak istiyorlar.
    onu da kabul etmedik. onların dediğinin bir kaç katı fiyat istedik. güldüler.
    sonra tehditler başladı. imza atmış olan ve mahallede onların fedailiğini yapan insanlar eve saldırdı. karakolluk oldu olay. 40 ve 70 yaşında iki kadının olduğu eve 8-10 tane adamla gecenin 12'sin de saldırıyorlar. hakaretler, küfürler ettiriyorlar. insanların bir kısmına da böyle imza attırdılar.
    olay karakolluk olunca, koruma kararı çıkarttık eve saldıranlara karşı. tabi firmayla bu adamların bağını kanunen ispat edemedik. ama mahalle de herkes onların kimin köpeği olduğunu biliyordu.

    peki ne oldu?
    daha önceden bimere durumu şikayet ettim. bimerden gelen cevapta, devletin özel firmalarla vatandaş arasındaki sözleşmelere karışma yetkisinin olmayacağı yazıyordu.

    bu cevaptan bir kaç ay sonra kamulaştırma kararı geldi. komik değil mi?

    firma bizi kamulaştırmayla tehdit etti, bir kaç ay sonra kamulaştırma kararı geldi. özel bir firma, devletin yetkisiyle bizi tehdit etti. hukukun bağımsız ve tarafsız olduğu bir ülkede bu yaşanır mı?

    kamulaştırma kararında bize metrekaresi 9200 tl'den ve taksitle ödeme yapılacağı bildirilmişti. yalnız süreçlerden hiç haberimiz olmadı. ne mahkeme açıldığından, ne de mahkemenin yapıldığı tarihten. sözde tebligat yapılmış, ama evde buldukları bir ihtiyarı kandırıp imza attırmışlar. neye imza attığını gözlükle bile zor okuyan insanı şark kurnazlığıyla kandırmışlar. biz de karşı mahkeme açtık. avukatı satın aldılar. ciddi ciddi avukatı satın aldılar. avukat bize sizi firmayla anlaştırırım ben de 150 bin tl alırım dedi ve bizim hukuki süreçlerimizi baltaladı.

    bu olaylar karşısında ne yaptık?
    bir yazı yazdım ve tüm muhalif partilerin milletvekilerine, tüm muhalif gazetelerin yazarlarına eposta attım. eposta'ya kamulaştırma kararını da koydum.

    sonuç?
    fetocular gazetelerinde belgeleri yayınlayıp haber yaptılar.
    bakın sadece fetocular yaptı.

    o yüzden bu ülkede muhalif olduğunu iddia edenlere inanmıyorum. alenen yapılan rezilliklerin haberini yapmayan muhalif olmaz.

    fetocuların haberinden sonra firma bizimle görüşme istedi.

    tabi bu arada kamulaştırma kararı duruyor.
    aslında kamulaştırma kararı bizi müteahhitin kucağına atmak için bir oyundu. çünkü adanın çoğu imza atmıştı. büyük çoğunluğu tek başına imza atmıştı. bir kısmı da birlik olarak. bizim tek başımıza kalmamızın sebebi de aile içinde tam anlaşamamızdı. özellikle yaşlı insanları ikna etmek, doğruyu anlatabilmek gerçekten zor.

    kamulaştırma kararını fikirtepe'yi afet bölgesi ilan ederek aldılar. afet bölgesi kararı alenen yasalara aykırıydı ve dava edenler olmuştu. anneannemle dedeme; bu kararın yasalara aykırı alındığını, mahkemelik olduğunu ve geri alınacağını anlatamadım. 70, 80 yaşındaki ve ilkokul mezunu insanlara kolay kolay da anlatılamaz. çünkü kamulaştırma, devlet dediğinde korkuyorlar. öyle yetişmişler.

    firmayla görüşmeye gittik. firma sahibi ve ekibi tam kadro bizi bekliyordu. türkiye'nin firmalarını böyle insanlar yönetiyorsa, bu ülke batar. anlatacağım olanları, eminim siz de hak vereceksiniz.

    firma sahibi bize hal hatır bile sormadan konuya girdi. çünkü biz, hakkımızı savunarak onun işine engel oluyoruz.

    said'i nursi'nin kitabından bir kısımdan alıntı yaptı ve dedemi kast ederek; bu kadar insanı mağdur ettiğim için ben olsam intihar ederim dedi.

    dedem imza atmadığı için, hem firmayı hem de önceden imza atmış yüzlerce kişiyi mağdur ediyormuş. böyle bir iş yaptığı için intihar etmeliymiş. bu nokta da, daha önceki birikmişliklerin verdiği sinirle de ben açtım ağzımı. ortam çok gerildi ve daha da ileri gidecektim. fakat yanımda bulunan bir büyüğüm müdahale etti.

    ben de onlara güzel güzel, inceden inceden hakaret ettim.
    ardından da; http://www.haber7.com/…-valiyi-sarsan-adalet-mesaji

    yukarıdaki linkteki hikayeyi anlattım. bu hikayeyi anlatmamın sebebi, firma sahibinin ve ekibinin sözde dindar olmalarıydı. böyle tipleri bu tip kıssalarla köşeye sıkıştırırsınız. nitekim köşeye de sıkıştılar.

    satmıyorsak zorla alamazsınız demeye getirdim. ibretlik cevabı şirketin avukatından aldım.

    aynen şöyle söyledi. bunu diyen de müslüman. bugün ne yapıyor baksanız, evet diye diye nutuklar atıyordur, bir hukukçu olarak evet'in nasıl da doğru bir iş olduğunu anlatıyordur.

    "burada 14.yüzyıl önce ki olayları anlatmanın mantığı yok."
    bakın adamın değer yargıları çıkarları ile çakışırsa bu cevabı veriyor.
    değer yargılarını geçtim. söz konusu kıssada, islam hukuku anlatılıyor. verilen cevap, hem avukat hem de müslüman olduğunu beyan eden birisinin tüm kimliğini reddetmesidir. aslında ben çomarım demenin çomarcasıdır.

    görüşme de bize bir adet sözleşme verdiler. bizim istediğimiz maddeleri kabul etmediler ve sözleşmelerinde hak sahiplerinin haklarını kollayan maddeler olduğunu anlattılar bize saatlerce. koca sözleşmeyi orada okuyamadık ama okuyalım, dediğiniz gibiyse fena değil gibi diyerek kalktık. tüm sözleşmeyi okuduk ve dediklerinin bir tanesi bile yoktu. alenen yalan söylediler.

    firma yetkililerine göre, hak sahipleri ile aylarca süren görüşmeler sonrasında bu sözleşme ortaya çıkmış. o da yalan.

    en sonunda, tam istediğimiz fiyat olmasa da,satın aldıkları avukatın götüne tekmeyi vurduğumuzu da görünce gelip anlaştılar.
    istediğimiz fiyat olmadı çünkü devlet dendiğinde ihtiyar insanlar korkuyorlar. ama fikirtepe'de bizim kadar para alan da olmadı.
    muhalif olan o kadar gazete, parti değil de fetocular bize yardım etti. bizi tanıdıkları, bildikleri için yardım etmediler. 7 haziran seçimlerinden önce hükümete çakmak için bizim durumumuzu kullandılar.

    ama seçimlerden önce böyle rezillikleri gündeme getirmesi gereken partilerden ve gazetecilerden çıt çıkmadı.

    ne demişler, denize düşen yılana sarılır. bizde o duruma düştük.

    anneannem hep "allah'ım şurayı satıp,evlatlarıma pay etmeden canımı alma." diye dua ediyordu. allah duasını kabul etti. evi sattıktan 14.5 ay sonra kalp ameliyatında masada kaldı.

    anneannem ile teyzem evdeyken gece yarısı eve saldıran köpek sürüsünün başı, sattığımızı ve fiyatı duyunca firmaya gidip olay çıkarmış. sağlam da bir dayak yemiş diye duyduk.

    değer yargıları ile çıkarları çatıştığında, çıkarlarını tercih edenler yüzünden bu haldeyiz bugün.

    dini, dili, ırkı fark etmeksizin insanoğlu böyle davranır.

    işte bu yüzden, bir insanın eline bu kadar yetki verilmez.

  • hükümetin yanlış politikaları neticesinde ortaya çıkan durumdur. bu seneyle değerlendirmek yanlış olacaktır. 10-15 senelik vizyonsuz bir büyüme arzusuyla yanıp tutuşan türkiye için planlanan tek şey evi nereye nasıl şekilde yapılacağı planlandığı için sonuç kaçınılmazdır.

    nedir bu yanlışlar? dilimiz döndüğünce yazmaya çalışalım.

    -10 yıl önce devlet bir karar aldı dedi ki her ilde üniversite olacak. güzel bir adım. reklamları yapıldı bas bas. bunlardan bir tanesi de mimarlık okuyan zeynep. lafa değil icraata baktı zeynep. son olarak ne durumda bilinmez. zeynep gibi binlercesi var okuyan okumaya çalışan halen. şimdi hükümetin yanlış politikası nerede peki ne var bunda okusun işte. zeynep, ahmet, ali, ayşe. bu insanlar 2010-2016 yılları arasında üniversiteye gitti. artık onlar işsiz değil öğrenciydiler. işsizlik oranı düştü. konuşuldu gençler artık işsiz değil. ahmet mezun oldu üniversiteden. ee koskoca mimar olmuş artık selam verir mi işçiye emekçiye. gitti şantiyenin bir tanesine şantiye şefi oldu. ahmet gibi binlercesi var. daha sonraki senelerde ali geldi. iş var mı diye sordu. ihtiyacı olan işi ahmetler grubu aldığı için ali işsiz kaldı. ama ali gururlu. onca sene okudu dirsek çürüttü. ille de mimar olmak istiyor. çünkü başka türlü hayattan beklentisini karşılayamayacağını düşünüyor. ali iş bekliyor kariyer.net ten iş başvurularına abanıyor. ali gibi her sene 10'larca kişi birikiyor arka taraftan. sıfırdan işe girişecek yaşı 24 olmuş. işi öğrenene kadar enerjisi olmayacak. egosuyla savaşması gerekecek.

    fakat nasıl olmalıydı ? ali liseyi bitirdikten sonra herhangi bir işte uzmanlaşması gerekirdi. meslek eğitim okullarına gitmeliydi. zanaat ustalık öğrenmeliydi ki 25 yaşında ali mesleğinin erbabı olmalıydı. belki 25 yaşına geldiğinde ahmet'le aynı şantiyede birisi usta diğeri mimar olarak çalışabilirdi. 2 gençten birisi işsiz değil 2'si de iş sahibi olacaktı.

    ben girdiğim üniversite bölümüne 120 kişilik kontenjanda 100. olarak 40000. kişi olarak girebildim. kendi bölümümde 3-4 sene sonra kontenjanlar 250 kişiye kadar çıktı. öğrendik ki 180 bin 'e kadar düşmüş sıralama. bu aynı stratejinin sonuçlarıyla alakalı. 2012 de üniversiteye giren bir birey 2017 de mezun olacaksa eğer aradaki 5 yıllık dönemde işsiz değil öğrenci olarak kayıtlara geçer. bu nedenle her geçen yıl daha da artacaktır genç işsizler. yeni yeni meyvesini vermeye başladı yapılan yanlışlar. daha da artacaktır.

    ali gibileri ele alalım şimdi. devlet 1. sınıftan liseye kadar ortalama 11-12 yıl okuttu. daha sonra üniversitede 4-5 yıl okuttu. toplamda 16-17 yıl ali'ye bir yatırım yaptı. burs verdi kalacak yer verdi yemeğini verdi yol parasını verdi. çok fazla maddi yatırım demek bu. ali ne yaptı peki ? işletme okudu kendi işletecek bir yeri olmamasına rağmen yaş da gelip geçiyor bir yerlerden tutunmak gerekir diye düşünüp dükkan, cafe, bar, gibi bir yerde işe girdi. garsonluk yapıyor. bu garsonluğu ben de yaptım öyle çok ekonomi bilmeye gerek olmayan meslek. adisyondaki değerleri topluyorsun alta yazıyorsun. bu meslek için üniversite okumaya gerek var mıydı peki ? devletin boşa giden parası. ali gibi binlercesi var. tarih okumuş polis olan, mühendislik okumuş ama pazarcılık yapan. meslekleri küçümsediğim için değil sadece üniversite okumaya gerek olmadığını vurgulamak için yazıyorum.

    her biri için yapılan yatırım göz önüne bulundurulduğunda dünyanın parası yapıyor. belki de ali için harcadığı paranın yarısını devlet teşvik olarak ali gibilere verseydi ali bir iş sahibi olacaktı cafe, bar, restaurant, aile çay bahçesi gibi işletme açabilecek oradan kazandığı parayla da devlete vergi verebilecekti. çok dallandırdım budaklandırdım kusura bakmayın. toparlamak gerekirse eğer 5 yıl işsizlik rakamları az çıksın diye uğraşı veren devlet harcadığı paraları çok daha akıllı bir şekilde harcasaydı eğer bu durumlara gelmezdik.

    not: ismi ali olanlardan özür dilerim

  • gelişi;
    hindistan 70 milyon dolara uzaya mekik yollarken bizim 4,5 milyar liraya ak saray yapmamızdan belliydi.

  • "40 yıldır ayağım yurtdışında. hali vakti yerinde iken yoksul düşen iflas eden ülkeleri gördüm.oralarda bir şekilde bulundum. guatemala, yunanistan, uruguay vs. bu ülkeler iflas ettiler. örneğin bunlardan adı lazım değil birinde 500 000 dolarlık bir gayrımenkul şimdi % 80 düşük haliyle 100 000 dolar. alan yok. yüzbinlerce dükkan boşalmış durumda.önceki kiracısının tefrişatı malzemeleri tezgahları ve raflarıyla erkondişinları kombileriyle komple kullanılır halde terkedilip çıkılıp bırakılmış. adeta yangından kaçarcasına bırakılmış. kiralık buralar. yan yana, yan yana... tutan tutacak olan yok. bizim marmaris ve fethiye /çalış veya antalya sahili denize sıfırındaki gibi bir evi adı lazım değil o ülkede 30 000 euroya alabilirsiniz. zibil gibi alan yok. aylık kirası 100 euro tutan yok. hava alanı yakınında büyük meydan gibi yerde yüzlerce taksi benzin yakmamak için boş bekliyor ki uçaktan inenler binmek için çağırsalar da birisi kalkıp gitse.
    bu bana bugün istanbulda tam 5 aydır gittikçe yayılan boşalan konutların kiralanmaksızın beklediğini, satılık gayrı menkullerin henüz değerlerinden % 25 düşüğüne bile alacaklı bulamadığını hatırlattı.
    henüz % 25'lerde istanbul... bunun daha % 80 düşüp 100 000 dolarlık yerin 20 000 dolara alıcı bekleyeceği günleri anımsattı bana. 6 ay öncesinin kirası 2000 liralık dairesi 6 aydır boş bekliyor. kirasını 1200 e indirmişler tutan yok...
    i.....s diye o korkunç kelimeyi yazmak istemiyorum. ama ayağınızı denk alın. bugünden denk alın.
    gördüklerimi yazdım. ders alına"
    alıntı

  • turizmiyle, ihracatıyla, tarımıyla olan kriz.

    turizm bitik. önce rusya şimdi avrupa! 35 yaşındayım ben hayatımda böyle bir şey görmedim lan. adamalar koltukları uğruna vatandaşın ekmek parasıyla oynuyor. böyle vatain hainliği cidden görülmedi.

    tarım bitik. en büyük pazar rusya hala intikam alıyor. zaten girdi maliyetlerinin(vergi başta olmak üzere) yüksek olması sebebiyle 3 kuruş kazanan çiftçi onu da kazanamaz oldu. haller kan ağlıyor.

    ihracat bitik. adamlar dost ülke bırakmadılar ki! hangi birini sayalım? mısır, israil, iran, rusya, ırak, suriye, almanya, hollanda, abd. hani katma değeri yüksek mal üretsek bile dostumuz kalmadığından satamayacak durumdayız.

    işsizlik zaten almış başını gitmiş. gelecek çok karanlık çoook. yeni bir kıta keşfedilse türkiye'den 5 milyon kişi gidecek deseler 60 milyon biz gidelim diye kuyruğa girer. öyle rezil bir durumdayız.

    not: imolak mesaj attı. abi babam, abim ekonomik gidişat nedeniyle işten kovuldu aile sadece benim trollükten aldığım 1800 liraya bakıyor, ev kira dedi. kızıyorsunuz ama yazmak zorundayım dedi. tamam kardeşim takıl kafana göre dedim. bırakın yazsın garip, o da ekmek parasının peşinde:)

  • çanakkale köprüsü'ne yatırım yapılmasıyla daha derinleşmeye devam edeceği kesinleşen çöküş. kriz denen şey geçicidir, bu son 3 yıldır abd'nin para basmayı durdurmasıyla kemal derviş paketiyle sonsuza kadar idare edebileceğini zanneden düşük profilliliğin şapkasının düşüp kelinin görünmesidir. çöküşün nedeninin doğrudan/direk/tartışmasız inşaat projeleri olduğunun asla farkında olmayan bir halk, ve onlardan bir gram fazla bilgisi olmayan bir ekonomi yönetimi var. dolayısıyla "hatamızı anladık, ithalatı büyüme diye kakalamamamız gerekiyormuş, artık inşaat değil üretime odaklanacağız" denmediği sürece, buna yönelik adım atılmadığı sürece asla ve asla düzelmeyecek bir çöküş sürecindeyiz 3 yıldır. cari açık akp öncesinin 80 katı filan amk. çok net ve kesindir ki bu bir kriz değildir, çöküştür/batıştır.

    bakın moody's az önce türkiye'nin kredi notu görünümü de düşürdü. türkiye'ye yıllardır "üretin, sadece inşaat yaparak dış güçlerin ürünlerini tüketerek oluşturduğunuz cari açık tehlikeli boyutlara gelirse altından kalkamazsınız" şeklinde uyaran kurum bu. moody's üretin diyor biz üretmiyoruz rezalete bak amk..

    inşaat hamlelerinin tamamı ülkeyi yabancı sermayeye uşak yapmaktadır. bu rakamlarla apaçık ortadadır. bu kadar cari açık demek yabancı sermayeye her geçen gün daha da muhtaç hale gelmek demektir. iktidar; "biz bu ülkenin üretmesini istemiyoruz, biz inşaat yapalım vatandaşı müşteri yapalım yabancıya faiz ödeyelim, üretimi zaten inşaat ameleliğini yaptığımız avm'lerde yabancılar yapıyor, orada da sadece kayseri mantısı satıyoruz ki yabancı sermayeye zeval gelmesin, yandaşlarımız zengin olsun hiçbiriniz sikimizde değilsiniz, gırtlağa kadar borca girdik hazineyi de kefil yaptık. çocuklarınız ilerde çalışıp çalışıp mehmet cengiz'in borçlarını ödeyecek" demektedir.

  • türkiye büyüyor lafı tümüyle zırvadır--en azından son on yıl için--
    * büyüme kalkınmayı getirmiyorsa,
    * istihdam yaratmıyorsa
    * yüksek katma değer getiren bir ihracat modeli temeli üzerine oturmuyorsa
    * büyüme ile -------- alınan yeni patent sayısı arasındaki korelasyonda nal topluyorsan
    * ar-ge / innovasyon yatırımı sana fantazi geliyorsa, rakamların yerlerde sürünüyorsa
    * %4'lük sahte büyümenin %2,98'i özel tüketimden geliyorsa
    * yüksek nüfus artış hızın afrika ülkeleri ile yarışıyorsa
    * yatırımların büyümeye katkısı 0, xx ölçeğinde ise
    * dış kaynaklı sabit sermaye yatırım yapıp, istihdam yaratıp üretim yapmaya değil--yook öyle bir dünya- sıcak para olarak avdet ediyor, kısa vadeli vur kaçlarla senin donunu kıçından çekiyor ve senin ruhun duymuyorsa
    * devamlı zarar eden bir carin var--ve devlet bu kronik zararı sen durumu çakmayasın diye meşhur ''cari açık'' olarak sunuyorsa..halbuki bu ekonomi on yıllardır zarar ediyor zarar!!
    * senin net ihracatının büyümeye katkısı utanç verici bir % 0,28 ise
    * çevrendeki komşu ülkelere olan iharacatın başarılı dış siyaset ( sıfır ihracat, pardon sıfır sorun mu ne boktu?) sayesinde azalma ve sıfırlanma trendinde ise
    * sanayin büyük oranda montaj sanayiiden ibaret olduğundan== ihracatın da büyük oranda ithalata bağımlı ise --büyüme diye sana deli gömleği giydirmişler demektir
    * ekonomik büyümeye sektörlerin katkısı değerlendirildiğinde 4 puanlık büyümenin 0.67 puanı tarımdan, 0.99 puanı sanayiden geldiyse (istersen bir de koreye falan bak bu oranları daha iyi idrak etmek için)
    * toplam faktör verimliliği (tfv) üretkenlik artışının neresinde bir de buna bak bakalım..dur sen bakma, ben baktım= https://www.researchgate.net/…igin=publication_list (türkçesi= tfv:eksiye döndü)
    ** tek görevi kurumların harcamalarını kamu adına denetlemek olan sayıştay (yargıtay ve danıştay ile beraber üç önemli sacayağından biridir) neden artık hükümeti-kamu kurumlarını d e n e t l e y e m i y o r???raporlar mecliste görüşülmüyor?sen büyüyesin diye mi?
    http://www.sayder.org.tr/…i-bir-yaziyla-uyarmis-897
    ** büyümenin cacık olduğu bak nerden belli a-) merkez bankan seksen defa yıl sonu dolar kuru ve enflasyon beklentisini -yukarı doğru--revize ediyor b-) hükümetin açıkladığı ovp'ler deki tüm rakamlar -en başta büyüme- hayal aleminde geziyor, onlar da seksen kez-- aşağı doğru-- revize ediliyor..itibar mı? güldürme
    ** global likiditenin bol olduğu ortamda sıcak parayla hormonlu domates gibi şiştin! gerçek bir büyüme falan hak getire-- kalkınamadın! anla artık...
    ** kamu ihale kanunu 163 kez neden değişti bir sorsana, merak etsene?sen büyüyesin diye mi? http://www.cumhuriyet.com.tr/…klara_zemin_oldu.html
    ** bu sahte, zahiri büyüme dahi ne acı ki sri lanka, bangladesh, uruguay, peru, argentina, ghana, ındonesia, philippines gibi bir çok ülkenin gerisinde kalmıştır devr-i ampulde: http://rodrik.typepad.com/…kish-economic-myths.html

    ***halihazırdaki nüfus artış hızı çerçevesinde türkiyenin yılda %4-4,5 civarında büyümesi ile ancak işsizler ordusuna yeni neferlerin yazılması önlenebilir. fakat %4'ler ile işsizlik zerre azalmaz.çünkü analar mütemadiyen doğuruyor.hem de çok yüksek oranlarda doğuruyor (birleşmiş milletlerin ilgili utanç tablosunu buraya aktarmaya gerek duymuyorum)
    özet= seni büyüyoruz diye kandırdılar yavrum
    edit büdüt: bu yazıyı aylar önce yazdıydım..daha o zamanlar türkiye cumhuriyetindeki '' suriyeli nüfusu'' mevzusu tevatür halindeydi. ülkeye bindirdiği yük ''sadece 8 milyar dolar'' formülüyle açıklanageliyordu.
    __2017 yılı 15 mart itibarıyla tc'deki suriyeli nüfusun son durumu=
    4,5 milyon toplam nüfus / 1,2 milyonu 0-18 yaş / ve çok yüksek nüfus artışı.
    fakir ve darboğazdaki türkiyeye bunun ekonomik, demografik, kültürel, sosyolojik vs vs bedeli kesinlikle korkunç olacak
    **türk atasözü: ayranın yok içmeye, tahtırevan ile gidersin....

  • krizler sadece kamu maliyesi cikisli cikmazlar. turkiye'nin gecmiste alistigi krizler genelde kamu dengelerinin bozulmasi ve dis acik dolayisiyla hali hazirda capa uygulanan kurda devaluasyon yapilmasi ikilisinin basbasa gittigi krizler seklindedir. kamu maliyesindeki sikintilar hazine borclanma ihalelerinde gerceklestiginden ve bu ihaleler carsamba oldugundan krizler genelde kara carsamba olurdu.

    2001 sonrasinda dervis programiyla baslayip akp doneminde devam eden yaklasim kamu dengesini odagina aldi buna karsilik likidite bollugunun da etkisiyle ozel sektor buyuk bir tuketim ve borclanma sarmalina girdi. gecmistekinden cok daha feci bicimde ulkedeki binlerce firma bilancosunda varlik/yukumluluk dengesinde kurdan kaynaklanan riskler olaganustu boyutlara ulasti.

    galatasaray veya fenerbahce'yi ele alin mesela. havuz anlasmasi geregi sabitlenmis bir kurdan gelen yayin gelirleri, yine tl uzerinden stadyum ve store/fenerium gelirleri var bu kuluplerin. oyunculariyla anlasmalari ise genelde euro uzerinden. dolayisiyla bankalardan da genelde euro olarak borc aliyorlar. doviz kurundaki artislar bu sirketlerin bilancolarina kur farki maliyeti olarak feci bicimde yansiyor. daha da fenasi yakin vadede ne kadar degisim olacaginin kestirilemedigi volatilitenin cok arttigi ve belirsizligin cok yukseldigi ortamlarda bu sirketler icin risk olaganustu boyutlara ulasiyor. hadi bunlar futbolcu, bir sekilde yollarini bulurlar, buna benzer durumda binlerce "gercek" sirket var.

    diger yandan turkiye dusuk teknolojili uretip yakin ulkelere satabilen bir ulke. mobilyayi norvece satamazsin. abd'ye gidecek gemiye koymaya degecek kadar nitelikli mal uretmiyorsun. irak'a suriye'ye misir'a yunanistan'a en en uzagi almanya'ya satabilmen lazim. satabilecegin ulkelerin yarisinda bombalar patliyor kalan yarisiyla kavga ediyorsun. zaten avrupa pazarinda genel bir talep daralmasi yasanirken, sen bir de buralarla iliskilerini daha da zorlastiriyorsun. suriyede iraktaki duruma girmiyorum bile.

    turkiye'deki mevcut dalgali kur rejimi kurda anlik ziplama sansini azaltiyor. zaten zamana yayilmis buyuk deger degisimleri yasandi, yavas yavas yasandigi icin etkisi daha hafif hissediliyor. dalgali kur burada lubrikasyon islevi goruyor sagolsun.

    rakamlar ortada, turkiye son birkac ceyrektir kamu harcamalariyla ayakta kaliyor. sermaye olusumu sifir/negatif seviyesinde gidiyor. yatirim yok, ozel tuketim yok, varsa yoksa kamu. ulkede olan yatirim da uretken sermaye degil daha ikincil bicimde uretkenlige fayda saglayabilecek altyapi yatirimlarinin otesine gitmiyor, kamu yatirimlari, ama bu da ne yazik ki keynesyen bir multiplikasyon cabasinin degil de kamu-ozel isbirligine yeni bir yorumla kamuya daha fazla maliyet ozele garanti kar modeliyle yandaslara kaynak aktarimi cabasinin sonucu.

    bu sartlar altinda ben anlik bir cokusten daha fenasini bekliyorum. turkiye hic kurtulamayacagi bir durgunluk sarmalinin icine girecek. bu sarmaldan cikmanin yolu en nihayetinde akla dayali isler yapabilmekten geciyor. 26-45 dogu 36-42 kuzeyde yasayan insanlar kolektif akli yitireli cok oldu, kafasi kesilmis tavuk gibi debeleniyor. debelendikce iyi kotu yuvarlanip gidiyor ama boyle bundan sonra. %15 civari bir yerde dengeye gelecek issizlik, %2-3te dengeye gelecek buyumeyle turkiye mevcut fakirligin surdurulebilirligini yakalayacak. ister bilmemne tuzagi diyin ister steady state, bizim memlekette yasayan insanlarin yapabildigi bu kadar.

    daha fazlasi cikar miydi, belki. niye cikamadi, sanssizlik biraz, ama temelde sansa o kadar da fazla yer yoktur. turkiye niteliksiz insanlardan olusan bir ulke oldugu icin bu niteliksizlik sarmalini kirabilecek hareketi gelistiremiyor, bu niteliksizlik icinde tikali kaliyor ve o da bizi mevcut surekli durgun ekonomiye surukluyor. buradan sonra ruzgarla savrulan kaltak gibi dis gelisimlere bagli olarak bazen iyi gider, bazen kotu. zaten 2000lerin basindaki o tatli hava da esasinda asiri likidite dalgasi uzerinde bir sorftu. dalga cekildi, yuzme bilmesek bogulurduk tek seferde olur biterdi, su soguk olsa donardik tek seferde bitiverirdi. biz cirpinabiliyoruz, su yuzunde kalabiliyoruz, su soguk da degil, ama iste kara cok cok cok uzak. bir mucize olmazsa gunes altinda yavas yavas susuzluktan acliktan yorgunluktan surune surune olecegiz.

  • bir süre birden bire fahiş zam gelen ürünlerden uzak durun. maaşlara %3-5 zam geliyorken, doları bahane edip her şeye %100 zam yapanlara para kazandırmayın. bu krizin yükünü sadece biz tüketiciler üstlenmek zorunda değiliz. madem kriz var devlet de az kazanacak, banka da az kazanacak, üretici de az kazanacak, esnaf da az kazanacak; biz de tüketici olarak az kaybedeceğiz. şuanki durumun özeti: biz çok kaybediyoruz, tüccarlar ve banka aynı kazanıyor, devlet çok kazanıyor.