debe başlıkları

2017 ekonomik krizi

  • ekonomik kriz dediğin, ülke ekonomisini taşıyan ekonomik sütunlardan birinin toptan çökmesiyle olur. şu an taşıyıcı 2 kolunumuz var: 1 - bankacılık, 2 - inşaat.

    bankacılık kendi kendine çökecek ve batacak gibi durmuyor, ancak inşaat sektörü gerçekten batarsa, işte o zaman seyreyleyin gümbürtüyü.

    şu an yaşadığımız, olağanüstü kötü yönetilen bir ülkenin yaşadığı ekonomik daralma, tam olarak kriz denemez. ancak bu daralmaya neden olan kötü yönetim, hatalarından ısrarla ders almayınca, gümbür gümbür bir krize doğru gidiyoruz.

    inşaat sektörünün çok sert bir biçimde batması an meselesi. bankalardan aldıkları krediler ve vergi borçlarının ısrarla yapılandırılmasının sebebi de bu. hatta telekomünikasyon firmalarının vergisinin yapılanma sebebi de bu. bu firmalar çıkış kararı alsalar ekonomide öyle büyük bir boşluk yaratacaklardı ki, artık kaderi iğne ipliğine bağlı inşaat sektörünün batışı da erkene çekilmiş olacaktı muhtemelen.

    özellikle iç piyasaya kredi dağılımını canlı tutarak inşaatı ayakta tutmaya çalışıyor hükümet. faiz baskısının temel sebebi de bu. faizler yükselirse insanlar ev almaz, çünkü kimsede aslında para yok. ancak bu sistem de artık yürümüyor, çünkü insanlar gelecek garantisi görmedikleri için paralarını gayri menkul yerine dövize yatırıyorlar. kaldı ki o dövizler de büyük bir hızla dış borç ödemek için piyasalardan çekiliyor.

    özetle, batacağı, tamamen çökeceği şüphe götürmez bir sistem kurdular.
    şu an yaşanan kriz değil diyorsak, bu kriz olmayacağını düşündüğümüzden değil, çok daha kötü bir ekonomik tablonun bizi beklediğine dair uyarıda bulunmak içindir.

    eğer inşaat sektörü batarsa, döviz kuru bir anda uçar (millet paralarını yurtdışına kaçırma işini hızlandırır ve ekonomiye güven biter, herkes parasını dövize çevirmeye girişir, yabancı sıcak para yatırımı tamamen kesilir ve dövizin değeri 2-3 katına kadar yükselebilir), korkunç bir enflasyon olur, her önüne gelen sektör refleks zamları yapmaya başlar, firmalar anında refleks gösterip işten insan çıkarıp, ödemelerini dondururlar. zaten tüm ciddi firmalar kriz olduğu an bu önlemleri almak için planlarını çoktan yaptılar bile. piyasada dev bir tahsilat krizi olur, ve tüm sektörlerdeki borçlu, düşük kar marjı olan firmalar 3 ay içinde iflas bayraklarını asarlar. döviz borcu olan bankalara ve özel şirketlere girmiyorum bile.

    neticede hükümet bırakın 24 saati, 6 saat içinde yüksek miktarda dış borç almak ve faiz arttırmak zorunda kalır. bu önlemleri almazsa enflasyon ve döviz kurundaki yükseliş o kadar korkutucu ve sıcak olacaktır ki, zaten tüm ülke ekonomisi anında duracaktır. sonuç olarak inşaat sektöründe olan az borçlu, ayakta kalabilecek ufak firmalardan, ayakta durmak için direnen en güçlü firmalar da bu sektörden bir bok olmayacağını anlarak derhal mülklerini elden çıkarmaya, sektörü terketmeye çalışırlar.

    bir de elbet kgv rezaleti karşımıza çıkacak.
    erdoğan referandumdan hemen sonra ekonomiyi hızlandırmak için kgf'leri, yani kredi garanti fonunu devreye sokmuştu. basitçe bu fonu anlatayım:
    bankalardan kredi alamıyorsunuz, çünkü ödeme gücünüz yok, veya zaten batık krediniz var. hükümet, bu bankalara size kredi verme zorunluluğu getiriyor, ve diyor ki: "ödeyemezse bendensin panpa, merak etme, ben hazine garantisi veriyorum ve borca kefilim." bankalar, ki kriz çıkacağını bildikleri için hiç istemeden, ama devletin baskısı ve zorlamasıyla yaklaşık 350.000 firmaya kredi verdiler. bu kredileri vermek için de yüklü dış borç aldılar. bu borcu alırken de "hazine garantisi" gösterildi, yani diyelim ki, garanti, kgf ile verdiği borcu tahsil edemedi, o borcu hükümet ödeyecek.
    bu 350.000 civarı borç alan firmanın %55'i tarihinde ilk defa kredi almış firmalar. yeterince şeffaf olunmadığı işin net olarak göremiyoruz, ama bu muhtemelen bir çok paravan firmanın, ve asla borç almaması gereken firmaların bu borçlara yüklendiği anlamına geliyor. evet, kriz olduğunda bu borçların hiçbiri ödenemeyecek. firmalar iflas verdikleri gibi, borçların tamamını hazine ödemek zorunda kalacak. bu bile tek başına faizleri, döviz kuru değerlerini ve enflasyonu çok kötü etkileyebilecek bir uygulama. bir de inşaat sektörü çöktükten sonra düşünün.

    hazinenin rezervleri çok daralmış durumda, elde tuttuğu dövizin büyük kısmı nereden geliyor biliyor musunuz? kgf'den. evet, müthiş değil mi? kgf ile alınan paraların büyük kısmı (%60) dövize çevrildi, ve bu dövizin bir kısmı bankalara yatırıldı. bu paralar da merkez bankası brüt rezervlerinde sayılıyor bugün. gerçekten enfes.

    yastıkaltı altınları getir politikası da aynı gerekçeyle uygulandı. o altınlar teminat gösterilerek daha da çok borç alınacak, borç çevirilecek.
    hükümetin tüm politikaları artık yalnızca borç yönetimi amaçlı yapılıyor. gündem değiştirmeler de siyasi rant değil, bu politikayı kamufle etmek için. hatta orta vadeli plan ile duyurulan saçma bütçe planı da, vergi duyuruları da bunun için. aynı varlık fonu gibi. ülkenin tüm değerleri satıldığı için artık politika satmak zorundalar. bütçe planı ve vergiden yapılacak tahsilatlarla da 1 haftalık borcu çevirecekler. yakında çok daha sert verdi duyuruları gelir, bunlar kullanılarak teminatlar gösterilir, yeter ki borç dönsün. "ülkeyi batırdık, ama az daha gitsin bu işler yahu" diyorlar. devlet dairelerine araba almayacağız / kurumlar vergisi 3 sene artacak vs, hepsi eskinin ımf'ten borç alma politikaları ile birebir örtüşüyor. ohal de terörle mücadele için değil, akp'nin ekonomi yönetimindeki beceriksizliğini kamufle etmek için kullanılıyor. elbet bu erteleme/kamufle etme politikaları bizi bekleyen krizi daha da derinleştiriyor. borcumuzu borçla çevirmek bir yana, tüm varlıklarımızı satmış olduğumuz için, artık siyasetimizi satılığa çıkardık. zaten ondandır bu ırak mevzuularında sürekli tuhaf manevralar, yön değişiklikleri. hepsi, daha da fazla borç alabilmek için. parti artık ileriye dair hiç bir ekonomik umut vaadetmediği için zaten karmakarışık. bunu görebiliyoruz. işten alınmak istenen belediye başkanlarının itirazının bile bununla ilgili olduğunu düşünüyorum: "e abi sen siktin ekonomiyi, ve zaten napcan ki, artık eskisi gibi gelecek vaadetmiyorsun biz de kendi başımıza kaldık senin yüzünden" duygusu tüm parti içi konulara hakim görünüyor. bu parti içi duygusal dağılma hali de elbet tüm bakanlıklara yansıyor, krizi yine daha da derinleştiriyor.

    arkadaşlar, sonuçta hükümet öyle korkunç bir borç sarmalıyla ülkeyi yönetmeye çalışıyor ki, korkarım 2017 içinde bu krizin gerçekleşme olasılığı oldukça yüksek. bundan sonra kriz yaşanmayan her haftayı çok şanslı olduğumuz haftalar olarak aklınıza not edin.

    bu kriz geldiğinde önce ekonomik, çok kısa süre sonra da sosyal ve siyasi bir kaos ortamına sürükleneceğiz. millet para çekemeyecek, devlet memur maaşlarını ödeyemeyecek, millet dövizlerini kaçırmasın diye şüphesiz ki bankalara bir döviz sınırı getirilecek. khk artık tamamen ekonomik manevra amaçlı olarak uzatılıyor, derhal bir khk ve döviz hareketleri kısıtlanacak. birçok dükkan, gıda satanlar dahil, stok alımında ciddi sıkıntılar yaşayacak. çok kısa bir süre içinde kriz tamamen kontrolden çıkacak, ve ekonomi durma noktasına gelecek. durmayla kastim, nefes alamayacaksınız, sokaklar boşalacak, bütün dünya 24/7 "turkey's crisis" haberleri yapacak, tüm yabancı sermaye anında toz olup uçacak, ve siz, o ay sonunda maaşınızın belki 2 katı doğalgaz faturasıyla karşılaşacaksınız. bu süreç elbet sokakları da etkileyecektir. bu kriz, daha önce yaşadığımız anayasa/dalgalı kur krizine filan benzemiyor. ülkenin içi tamamen boşaltıldı ve "deliler gibi büyüyoruz" diye diye iyice açılan sektörlerin hepsi batmakla burun buruna artık. eskiden borçlar bu kadar yaygın ve büyük değildi. şimdi hane halkı borcu bile o kadar fazla ki, kriz 3-5 kişinin işsiz kalması değil, herkesin evlerinin ellerinden alınması demek. milyonlarca ailenin, mahallenin dağılması demek, bankaların verdikleri mortgage borçlarını geri alamadıkları için hızla evlere el koyup, onları çok hızla dönüştürüp dış borcu kısmak zorunda kalması demek, ekmek fiyatlarının tavan yapması demek, istasyonlarda benzin bulamamak demek, demek de demek.

    özetle, yaşadığımız daralmadır, krizlerin krizi yolda, hatta kapının hemen önündedir.

  • şunları okudukça, sanki dolarla borca girip şirket kurmuşum gibi midem yanıyor amk. öğrenciyim lan ben. 23 yaşında yaşlandırdınız adamı, gençliğimi emiklediniz.

  • basit bir örnek verelim :

    gözünüzde 100 haneli bir site canlandırın. sitenin çevresi duvarlarla çevrili olsun.
    sitedeki 100 hanenin de site içerisinde 100 tane dükkanı olsun. yani her aile bir işle meşgul olsun. bahçesinde yetiştirdiklerini satan manav, berber, fırın, market... gibi. 100 aile hiç site dışına çıkmadan tüm ihtiyaçlarını site içerisinde gerçekleştiriyor olsun.

    şimdi de bu 100 hanenin toplam parası 1 milyon lira olsun. herkes parasını getirip ortaya koysa sitede 1 milyon tl. para var demektir.

    para sürekli haneler arası el değiştiriyor. manav berbere gidip saçını kestiriyor, berber markete gidip deterjan alıyor, marketçi manavdan sebze-meyve alıyor gibi...

    ama bir sorun var.

    siteye akaryakıt dışarıdan geliyor. her ay akaryakıt için site dışına para çıkıyor.
    marketteki alman çikolataları dışarıdan geliyor,
    manavdaki muzlar dışarıdan geliyor,
    berber eskiyen makası değiştirmek istediğinde dışarıdan getirtiyor,
    bahçıvanın çim biçme makinası, yedek parçaları dışarıdan geliyor.
    site yönetimi aydınlatma için yeni lambaları dışardan alıyor.

    yani sitenin dışına her yıl 100 bin tl para çıkıyor. site dışarıya 100 bin tl borçlanıyor.
    site yönetimi lambaların parasını ödeyebilmek için her haneden aldığı aidatı arttıyor.

    1 yıl sonunda sitenin genelinde toplam 900 bin tl para kalıyor.

    berber artık daha az parası olduğundan dolayı geçinebilmek için saç kesim ücretine zam yapıyor.

    manav domatesin kg fiyatını arttırıyor.

    2. yıl site yönetimi, site içindeki kanalizasyon hatlarını değiştirmek için aidatları biraz daha arttırıyor. yönetim binasını tadilata sokuyor. harcamalarda kesinti yapmak için çimlere, çiçeklere, bahçıvana para ödemeyi kesmek yerine daha fazla harcama yapıyor. aidatlar giderek artıyor. sitenin parası 2. yıl sonunda 600 bin tl'ye düşüyor.

    eğer site yönetimi, tarıma önem verip manavın ürettiği meyve sebzeleri dışarı satıp, siteye dışarıdan para getirseydi bu problemleri yaşamayacaktı. ya da dışarıdan çikolata getirmek yerine, site içinde eğitim verip çikolata üretmeyi öğrenselerdi paraları içeride kalacaktı.

    türkiye'nin durumu budur. üretmiyor ama sürekli harcıyoruz. üstelik site içerisindeki havuzu almanlara, kamelyayı ingilizlere, çocuk parkını israillilere, spor alanlarını araplara sattık. şimdi bu alanları kullanmak için onlara para ödüyoruz.

    sonra site yönetimi sattığı bu yerlerin paralarıyla, hanelerden kendisine yakın hissettiği bir aileye fahiş fiyattan bütün yolları duble yol yaptırıyor. hiç gerek olmadığı halde kocaman helikopter pisti yaptırıyor. o aile çok para kazanıp gidip manavda markette harcıyor. siteye o kadar çok para dağılıyor ki manav kendine 2 tane araba alıyor. marketçi sürekli site dışına tatile gidiyor. herkes çok mutlu herkesin çok parası var. 16 yıl süreyle sitenin parası 3-4 milyonun üzerinde oluyor. ama yıllar geçtikçe sitedeki para yine bitiyor.

    site yönetimi diyor ki;
    aidatları arttırdım!

  • kriz denince siz bekliyorsunuz ki, böyle, yazar kasalar havalarda uçsun, gazeteler sayfa sayfa "ooo kriz" yazsın, piyasayı tefeciler bassın, bankerler intihar etsin. yahu, 15 temmuz'da iktidarda chp olsaydı tankların önüne yatmayıp arkasından yürüyecek olan bu necip "millet", şu an, başbakanlık önünde yazar kasa fırlatmaz, belediye otobüsleri ile mitinge taşınmaz. olmaz o iş boşa beklemeyin. zamlara bahane bulmaya başladılar bile. başta en yavşak trol olmak üzere tüm kadroları ile "bu zamlar ülke savunması için" propagandası saatler içinde yürüdü gidiyor. zam haberinden önce propagandasını yaptı, yandaş satılık medya. muazzam bir kitle bu. neyse.

    "hele bir öncelikle referandumda evet çıksın, sonrasında da ekonomi patlamasın" diye yıl başından beri 215 milyar tl kamu kredisi dağıtıldı. bu krediler verilirken kağıt üstünde "yatırım yapma" şartı arandı, ama her devlet işinde olduğu gibi takibi yapılmadı. bu çok düşük faizli kefilsiz kredileri alan esnaf, ya eski kredilerini kapattı, ya da parayı gayrimenkule yatırdı. yatırıma, üretime, sanayiye, işsizliğe hiçbir katkısı olmadı.

    asıl soru ne peki; şu an vatan için acilen vergi zammı yapmak zorunda kalan hükumet daha birkaç ay önce bu 200 küsür milyar tl'lik kredi pastasının finansmanını nasıl sağlamıştı? iktidara geldiği ilk günden beri yaptığını yaparak, hazır yiyerek. "sat sat bitmiyor ne komünist bir ülkeymişiz" zihniyetine yakışır şekilde, 94 yıllık cumhuriyetin en köklü kurumlarının bir havuzda toplandığı varlık fonu'nu rehin vererek. varlık fonu ve arap sermayesinden gelen sıcak para sayesinde, piyasalar hareketli tutulmak ve 4 lirayı gören dolar biraz dizginlenmek istendi.

    ama işte "yatırım yapma" şartının peşi bırakılınca, dönüp dolaşıp aynı yere geldi her şey. sadece, teknik olarak akp ilk sıradan engele kadar biraz daha zaman kazandı. belki bizim referandumdan hepimizin neler olduğunu bildiği şekilde "evet" çıktı, ama dış politikada 5 dakika sonrasını bile göremeyen stratejik derinlik, yine kandırıldıkları bir senaryoda, beklemedikleri referandumun "evet-hayır" ikilemi arasına tüm ülkeyi sıkıştırıp bıraktı. kriz dedikoduların yükselmesine, akp'nin her zamanki gibi yine eli kolu bağlı hazırlıksız yakalandığı bu saçma gündem bile yetiyor.

    son 15 yılda ülke bir daha yakalayamayacağı küresel fırsatları kaçırdı. son birkaç yıldaki akıl dışı kararların cezasını da tahminen kapitülasyonlar gibi birkaç nesilde ödeyecek. bütün finansal can suları ekonomik açıdan uzun vadeli hiçbir katma değeri olmayan beton rezidans yığınlarına gömüldüğü için, sağlam basıp sıçrayacak bir ekonomik zemini, sıkıca tutunacak dalı kalmayan bir ülkeyiz artık.

    buradan kısa ve orta vadede çıkamayız. uzun vadede tek çıkış umudumuz da eğitim. o konuyu da biliyorsunuz zaten.

    yapacak bir şey yok. zorla güzellik olmuyor. milli irade falan işte.

  • hala çiftçinin keyfinin tıkırında olduğunu düşünen bir güruh var ülkede. ara ara girip okuyorum başlığı, tartışmalar hoşuma gidiyor açıkcası. ancak biri çiftçi şöyle rahat böyle rahat dedimi bütün sinirim tepeme çıkıyor.

    doğduğumdan bu yana köyde yaşıyorum, ara ara okula üniversiteye gittim. bi dönem şehirde çalıştım, 8 ay önce işten atıldım (çalıştığım firma battı) köye en azından bir süreliğine geri döndüm. babam çiftçi, bende üniversiteyi bitirene kadar mecburen onun yanında çiftçiydim (köyde böyledir kışın okula gidilir yazın köyde çiftçilik yapılır). 120 dönüm arazimiz var. bu araziden kaldırdığımız mahsülle 2002 yılında şehirden bir ev aldık. güzel modelli bir traktör aldık. arabamızı aldık ve kalan parayla da babam 3 çocuk okuttu. sene oldu 2015 tam 4 yıldır hesaplıyorum tüm geliri gideri cebimize sadece 1500 tl kalıyor. anlayabiliyormusun yazıyla binbeşyüz 1 yıllık kazancı, ortalama bir çiftçinin. babama biz beleşe hammallık yapıyoruz 2008 buhranından kalan dağ gibi borç bu yolla ödenmez satalım traktörü arabayı, sende emekli maaşınla geçinirsin en azından yıpranmazsın dedim. el mahkum kabul etti sattık traktörü arabayı aleti edevatı borcun büyük bir kısmı kapandı. çiftçiliğide tamamen bıraktık isteyen olursa icarına veriyoruz tarlaları.

    ha bu adam akıllanıyormu akıllanmıyor efendim, yine gidip malum partiye verecek oyunu. hatta bu konuyla ilgili en ufak bir şey söylesem çok sağlam azar yiyorum. çünki dinin elden gideceğinden korkuyor. malum parti onun için dinin temsili sonuçta hacca gitmek için onca yokluğun içinde çocuklarının boğazından kesip 30 40 bin lirayı basan adamlar bunlar. onun için bunlar bize de müstahak babamada müstehak efendim sonuna kadar hak ediyor fakirliği yoksulluğu altındaki opel vectra yı satıp 87 model kartala binmeyi.

  • saat 13:00'da bloomberght'de inşaat sektörünün durumu konuşuldu. konuklardan biri şemsettin aydın diğeri önder yiğit idi.

    benim açımdan komedi programı gibi ekonomi programı oldu.

    özellikle şemsettin aydın'ın ifadeleri insanı çileden çıkartacak kadar mantıksız.

    neymiş efendim şimdi konut alma zamanıymış.
    fikirtepe'de projesi varmış ve fiyatlar olması gerekenden çok düşükmüş şu an.
    neymiş efendim, fikirtepe'de her arsa sahibiyle tek tek anlaşması gerekiyormuş, çok uzun sürüyormuş. anlaşması 3 sene, inşaatı yapması 2.5 sene sürüyormuş ve ömrünün 10'da birini bir projeye harcıyormuş. sonra mahkemeler durdurma kararı veriyormuş.

    bak bak kafaya bak.
    işte bu kafa ülkede şu an aktif olduğu için biz ekonomik krizdeyiz. çünkü kimsenin güvencesi yok. birilerinin işine gelmeyen herkes ve her engel ezilmeli.

    fikirtepe'de olanları senelerce bilfiil uğraşmış biri olarak anlatayım.
    anlatayım ki insanlar neyin ne olduğunu, ülkenin nasıl bir halde olduğunu anlasın.

    fikirtepe halkı, türkiye'nin her tarafından istanbul'a 55-60 sene öncesinden itibaren göçmeye başlamış ve parasıyla tapulu arazisini almış insanlardan oluşur.
    türkiye'nin her yerinden adam bulurdun fikirtepe'de.

    bu insanların çoğu da, köylerinden istanbul'a iş bulmak için gelmiş gariban anadolu halkıdır. tek dertleri helalinden para kazanıp geçinmekmiş geldiklerinde.
    tekrar ediyorum fikirtepe'de tüm araziler tapuludur. devletin arazisine çökmüş çakal yoktur. zaten bu yüzden fikirtepe'de iş çözülemedi bu kadar süredir. sulukulenin başına gelen gelmedi çünkü insanların kapı gibi tapuları var. buna rağmen insanların mallarına çökmek için ellerinden geleni yaptılar ve yapıyorlar.

    fikirtepe halkının çoğu fakir ve eğitim seviyesi düşük insanlardır. kentsel dönüşüm başladığında, fikirtepe'ye göçen insanların bir kısmı vefat etmiş, bir kısmı ise hastalıklarla boğuşan yaşlı insanlardı. yani müteahhitlerle fikitepe'ye göçen insanların çocukları muhatap oldu genellikle. bir de benim gibi torunları.

    fikitepe'nin bu 2.nesli arasında okuyan ve bir yerlere gelen insanlar var. ama sayıları azdı. büyük çoğunluğu ortaokul, lise mezunu ve asgari ücret veya bir tık daha yüksek maaş alan insanlardan oluşurdu.

    kentsel dönüşüm ilk başladığında, insanlar firmalar gelecek ve onları zengin edecek zannettiler. her şey çok kolay olacak, para çokomel şeklinde işin içinden çıkacaklarının hayaliyle kuruldular. ama beklentiler boşa çıktı.

    çünkü inşaat firmalarının büyük çoğunluğu hırsızdı. tekrar ediyorum fikirtepe'de ki inşaat firmalarının çoğu hırsızdır.

    nedenlerimi tek tek anlatacağım.

    fikirtepe'de ki tapu sahiplerine firmalar kat karşılığı anlaşmalar önerdiler. oran %55 veya %60 idi. bana göre %70'den aşağı olmaması gerekirken, bu orana tamam dedik. bağdat caddesinde %80'le anlaşmalar imzalanırken biz niye %55 ile verelim?
    mantıklı mı?
    (bana göre oran düşüktü. okuyanların bir kısmına göre yüksek de gelebilir. mesele bu değil. ben süreci anlatıyorum.)

    bunun yanında bağdat caddesinde fikirtepe'ye nazaran çok ufak araziler de %80 ile anlaşılıyordu. fikirtepe onbinlerce insanın yaşadığı bir yer. anadoludaki bir çok ilçeden daha fazla insan bulunan bir yerleşim yeri ve çok güzel bir pozisyonu var. haydarpaşa'dan bostancı'ya kadar tüm sahil, adalar ve deniz manzarası var.
    neden bundan bahsediyorum?
    çünkü fikirtepe'de proje yapan firmalar, reklamlarını böyle yapıyorlar. onlar yaparken sorun yok da biz yapınca mı olacak?

    aslında kat karşılığı imza atmak değil de, satmak istiyorduk. çünkü ne firmalara ne de hukuk sistemine güvenmiyorduk. sonradan haklı olduğumuz da ortaya çıktı.

    her ne kadar %55 düşük gelse de, imza atmayı kabul ettik ilk baş.
    sonra sözleşmeyi gördük. sözleşme tam bir şok oldu.

    öyle bir sözleşme hazırlaşmışlar ki, çantacı firmalar bu sayede doğdu. adam senin malını senden alıyor ve istediği firmaya satabiliyor. yani bir firma fikitepe'ye gelip arazileri kat karşılığı topluyor. oran %55 hatta %50 ile toplamaya çalışanlarda vardı. sonra gidip tüm bu arazileri %60-65 ne tutturursa başka firmaya veriyor.

    devlet bu duruma müdahale etti mi?
    hayır.

    fikirtepe'nin dediğim gibi çoğu fakir insanlardı. mahkemeye gidip hakkını arayacak akdar parası yok bu insanların. eğitim, sağlık nasıl temel haksa, adelette öyle. hastahanelerde herkes bedava hizmet alıyor, iyi kötü eğitim de bedava. ama hakkını aramak istesen, tonla para lazım. doğal olarak fikirtepeliler çaresiz kaldılar. bir kısmı bir araa gelip avukat tutmak istedi. ama düzgün avukat bulamadılar. bir kısım iyi yürekli insanlar, iyi niyetle yardım ediyorlardı mağdurlara. son durum ne oldu haberim yok açıkçası. imzaları attılar ve ne yazık ki daha çok uğraşırlar bu hukuk düzeni varken.

    yukarıda anlattığım gibi eğitim seviyesi düşük ve bu işi tereyağından kıl çekmek gibi kolayca halledeceğini zanneden fikirtepeliler gidip imzaları attılar.

    hem çantacılar hem de direk fikirtepeliden arazi toplayan firmalar öyle sözleşmeler önerdiler ki, hiç bir sorumlulukları yok.

    1. teminat mektubu yok.

    2. işi bitireceği tarih belli değil. işi bitiremezse doğacak mağduriyetlerle ilgi sorumluluk kabul etmiyor. bu sözleşmelere imza atıp taşınanların geneli ; 2 senelik kira, 1000 tl taşınma parası aldılar. yani 20-25 bin lira para aldılar. bu para fikirtepe'nin çoğu için büyük paraydı. iyi pazarlık edenler 50 bin tl'ye kadar çıktılar.
    şu anda bir kısmının aldıkları bu paralar bitti. eskiden istanbul'un merkezinde otururlarken, şimdi düşük kiralı uzak semtlerde oturuyorlar. bir çoğu da maddi zorluk çekiyor kira parası yüzünden. firmaların ise umrunda değil. çünkü sözleşmeden dolayı sorumluluk kabul etmiyor.

    3. senin arazini isterse başka firmaya devredip kar edebiliyor.(çantacılık)

    4. firma sahibi kendi dairelerini satana kadar, arazi sahipleri kendi dairelerini satamıyor.(bak bak çomara bak.)

    5. dairelerini kaçıncı kattan, hangi yönden, kaç metrekarelik olanlardan alacağın belli değil.

    6. dairenin içindeki fayans, parke, mutfak dolabı, boyası, badanası nasıl olacak belli değil. kendi dairelerini lüks malzemelerle yapıp, seninkileri 2. hatta 3. kalite malzemelerle uyduruk kaydırık yapabilir.

    şimdilik bu kadar hatırladım.

    bu sözleşmeyi gördükten sonra imza atmadık. neden atmadığımızı da madde madde anlattık.

    peki ne cevap aldık?
    herkes bu sözleşmeye imza attı. size özel sözleşme düzenleyemeyiz. sonra herkes yeni sözleşmeye geçmek ister.

    cevap çok komik değil mi?

    biz de bu şartlarla imza atmayacağımızı söyledik.
    satın dediler.
    metrekaresi 5 bin tl'ye almak istiyorlar.
    onu da kabul etmedik. onların dediğinin bir kaç katı fiyat istedik. güldüler.
    sonra tehditler başladı. imza atmış olan ve mahallede onların fedailiğini yapan insanlar eve saldırdı. karakolluk oldu olay. 40 ve 70 yaşında iki kadının olduğu eve 8-10 tane adamla gecenin 12'sin de saldırıyorlar. hakaretler, küfürler ettiriyorlar. insanların bir kısmına da böyle imza attırdılar.
    olay karakolluk olunca, koruma kararı çıkarttık eve saldıranlara karşı. tabi firmayla bu adamların bağını kanunen ispat edemedik. ama mahalle de herkes onların kimin köpeği olduğunu biliyordu.

    peki ne oldu?
    daha önceden bimere durumu şikayet ettim. bimerden gelen cevapta, devletin özel firmalarla vatandaş arasındaki sözleşmelere karışma yetkisinin olmayacağı yazıyordu.

    bu cevaptan bir kaç ay sonra kamulaştırma kararı geldi. komik değil mi?

    firma bizi kamulaştırmayla tehdit etti, bir kaç ay sonra kamulaştırma kararı geldi. özel bir firma, devletin yetkisiyle bizi tehdit etti. hukukun bağımsız ve tarafsız olduğu bir ülkede bu yaşanır mı?

    kamulaştırma kararında bize metrekaresi 9200 tl'den ve taksitle ödeme yapılacağı bildirilmişti. yalnız süreçlerden hiç haberimiz olmadı. ne mahkeme açıldığından, ne de mahkemenin yapıldığı tarihten. sözde tebligat yapılmış, ama evde buldukları bir ihtiyarı kandırıp imza attırmışlar. neye imza attığını gözlükle bile zor okuyan insanı şark kurnazlığıyla kandırmışlar. biz de karşı mahkeme açtık. avukatı satın aldılar. ciddi ciddi avukatı satın aldılar. avukat bize sizi firmayla anlaştırırım ben de 150 bin tl alırım dedi ve bizim hukuki süreçlerimizi baltaladı.

    bu olaylar karşısında ne yaptık?
    bir yazı yazdım ve tüm muhalif partilerin milletvekilerine, tüm muhalif gazetelerin yazarlarına eposta attım. eposta'ya kamulaştırma kararını da koydum.

    sonuç?
    fetocular gazetelerinde belgeleri yayınlayıp haber yaptılar.
    bakın sadece fetocular yaptı.

    o yüzden bu ülkede muhalif olduğunu iddia edenlere inanmıyorum. alenen yapılan rezilliklerin haberini yapmayan muhalif olmaz.

    fetocuların haberinden sonra firma bizimle görüşme istedi.

    tabi bu arada kamulaştırma kararı duruyor.
    aslında kamulaştırma kararı bizi müteahhitin kucağına atmak için bir oyundu. çünkü adanın çoğu imza atmıştı. büyük çoğunluğu tek başına imza atmıştı. bir kısmı da birlik olarak. bizim tek başımıza kalmamızın sebebi de aile içinde tam anlaşamamızdı. özellikle yaşlı insanları ikna etmek, doğruyu anlatabilmek gerçekten zor.

    kamulaştırma kararını fikirtepe'yi afet bölgesi ilan ederek aldılar. afet bölgesi kararı alenen yasalara aykırıydı ve dava edenler olmuştu. anneannemle dedeme; bu kararın yasalara aykırı alındığını, mahkemelik olduğunu ve geri alınacağını anlatamadım. 70, 80 yaşındaki ve ilkokul mezunu insanlara kolay kolay da anlatılamaz. çünkü kamulaştırma, devlet dediğinde korkuyorlar. öyle yetişmişler.

    firmayla görüşmeye gittik. firma sahibi ve ekibi tam kadro bizi bekliyordu. türkiye'nin firmalarını böyle insanlar yönetiyorsa, bu ülke batar. anlatacağım olanları, eminim siz de hak vereceksiniz.

    firma sahibi bize hal hatır bile sormadan konuya girdi. çünkü biz, hakkımızı savunarak onun işine engel oluyoruz.

    said'i nursi'nin kitabından bir kısımdan alıntı yaptı ve dedemi kast ederek; bu kadar insanı mağdur ettiğim için ben olsam intihar ederim dedi.

    dedem imza atmadığı için, hem firmayı hem de önceden imza atmış yüzlerce kişiyi mağdur ediyormuş. böyle bir iş yaptığı için intihar etmeliymiş. bu nokta da, daha önceki birikmişliklerin verdiği sinirle de ben açtım ağzımı. ortam çok gerildi ve daha da ileri gidecektim. fakat yanımda bulunan bir büyüğüm müdahale etti.

    ben de onlara güzel güzel, inceden inceden hakaret ettim.
    ardından da; http://www.haber7.com/…-valiyi-sarsan-adalet-mesaji

    yukarıdaki linkteki hikayeyi anlattım. bu hikayeyi anlatmamın sebebi, firma sahibinin ve ekibinin sözde dindar olmalarıydı. böyle tipleri bu tip kıssalarla köşeye sıkıştırırsınız. nitekim köşeye de sıkıştılar.

    satmıyorsak zorla alamazsınız demeye getirdim. ibretlik cevabı şirketin avukatından aldım.

    aynen şöyle söyledi. bunu diyen de müslüman. bugün ne yapıyor baksanız, evet diye diye nutuklar atıyordur, bir hukukçu olarak evet'in nasıl da doğru bir iş olduğunu anlatıyordur.

    "burada 14.yüzyıl önce ki olayları anlatmanın mantığı yok."
    bakın adamın değer yargıları çıkarları ile çakışırsa bu cevabı veriyor.
    değer yargılarını geçtim. söz konusu kıssada, islam hukuku anlatılıyor. verilen cevap, hem avukat hem de müslüman olduğunu beyan eden birisinin tüm kimliğini reddetmesidir. aslında ben çomarım demenin çomarcasıdır.

    görüşme de bize bir adet sözleşme verdiler. bizim istediğimiz maddeleri kabul etmediler ve sözleşmelerinde hak sahiplerinin haklarını kollayan maddeler olduğunu anlattılar bize saatlerce. koca sözleşmeyi orada okuyamadık ama okuyalım, dediğiniz gibiyse fena değil gibi diyerek kalktık. tüm sözleşmeyi okuduk ve dediklerinin bir tanesi bile yoktu. alenen yalan söylediler.

    firma yetkililerine göre, hak sahipleri ile aylarca süren görüşmeler sonrasında bu sözleşme ortaya çıkmış. o da yalan.

    en sonunda, tam istediğimiz fiyat olmasa da,satın aldıkları avukatın götüne tekmeyi vurduğumuzu da görünce gelip anlaştılar.
    istediğimiz fiyat olmadı çünkü devlet dendiğinde ihtiyar insanlar korkuyorlar. ama fikirtepe'de bizim kadar para alan da olmadı.
    muhalif olan o kadar gazete, parti değil de fetocular bize yardım etti. bizi tanıdıkları, bildikleri için yardım etmediler. 7 haziran seçimlerinden önce hükümete çakmak için bizim durumumuzu kullandılar.

    ama seçimlerden önce böyle rezillikleri gündeme getirmesi gereken partilerden ve gazetecilerden çıt çıkmadı.

    ne demişler, denize düşen yılana sarılır. bizde o duruma düştük.

    anneannem hep "allah'ım şurayı satıp,evlatlarıma pay etmeden canımı alma." diye dua ediyordu. allah duasını kabul etti. evi sattıktan 14.5 ay sonra kalp ameliyatında masada kaldı.

    anneannem ile teyzem evdeyken gece yarısı eve saldıran köpek sürüsünün başı, sattığımızı ve fiyatı duyunca firmaya gidip olay çıkarmış. sağlam da bir dayak yemiş diye duyduk.

    değer yargıları ile çıkarları çatıştığında, çıkarlarını tercih edenler yüzünden bu haldeyiz bugün.

    dini, dili, ırkı fark etmeksizin insanoğlu böyle davranır.

    işte bu yüzden, bir insanın eline bu kadar yetki verilmez.

  • hükümetin yanlış politikaları neticesinde ortaya çıkan durumdur. bu seneyle değerlendirmek yanlış olacaktır. 10-15 senelik vizyonsuz bir büyüme arzusuyla yanıp tutuşan türkiye için planlanan tek şey evi nereye nasıl şekilde yapılacağı planlandığı için sonuç kaçınılmazdır.

    nedir bu yanlışlar? dilimiz döndüğünce yazmaya çalışalım.

    -10 yıl önce devlet bir karar aldı dedi ki her ilde üniversite olacak. güzel bir adım. reklamları yapıldı bas bas. bunlardan bir tanesi de mimarlık okuyan zeynep. lafa değil icraata baktı zeynep. son olarak ne durumda bilinmez. zeynep gibi binlercesi var okuyan okumaya çalışan halen. şimdi hükümetin yanlış politikası nerede peki ne var bunda okusun işte. zeynep, ahmet, ali, ayşe. bu insanlar 2010-2016 yılları arasında üniversiteye gitti. artık onlar işsiz değil öğrenciydiler. işsizlik oranı düştü. konuşuldu gençler artık işsiz değil. ahmet mezun oldu üniversiteden. ee koskoca mimar olmuş artık selam verir mi işçiye emekçiye. gitti şantiyenin bir tanesine şantiye şefi oldu. ahmet gibi binlercesi var. daha sonraki senelerde ali geldi. iş var mı diye sordu. ihtiyacı olan işi ahmetler grubu aldığı için ali işsiz kaldı. ama ali gururlu. onca sene okudu dirsek çürüttü. ille de mimar olmak istiyor. çünkü başka türlü hayattan beklentisini karşılayamayacağını düşünüyor. ali iş bekliyor kariyer.net ten iş başvurularına abanıyor. ali gibi her sene 10'larca kişi birikiyor arka taraftan. sıfırdan işe girişecek yaşı 24 olmuş. işi öğrenene kadar enerjisi olmayacak. egosuyla savaşması gerekecek.

    fakat nasıl olmalıydı ? ali liseyi bitirdikten sonra herhangi bir işte uzmanlaşması gerekirdi. meslek eğitim okullarına gitmeliydi. zanaat ustalık öğrenmeliydi ki 25 yaşında ali mesleğinin erbabı olmalıydı. belki 25 yaşına geldiğinde ahmet'le aynı şantiyede birisi usta diğeri mimar olarak çalışabilirdi. 2 gençten birisi işsiz değil 2'si de iş sahibi olacaktı.

    ben girdiğim üniversite bölümüne 120 kişilik kontenjanda 100. olarak 40000. kişi olarak girebildim. kendi bölümümde 3-4 sene sonra kontenjanlar 250 kişiye kadar çıktı. öğrendik ki 180 bin 'e kadar düşmüş sıralama. bu aynı stratejinin sonuçlarıyla alakalı. 2012 de üniversiteye giren bir birey 2017 de mezun olacaksa eğer aradaki 5 yıllık dönemde işsiz değil öğrenci olarak kayıtlara geçer. bu nedenle her geçen yıl daha da artacaktır genç işsizler. yeni yeni meyvesini vermeye başladı yapılan yanlışlar. daha da artacaktır.

    ali gibileri ele alalım şimdi. devlet 1. sınıftan liseye kadar ortalama 11-12 yıl okuttu. daha sonra üniversitede 4-5 yıl okuttu. toplamda 16-17 yıl ali'ye bir yatırım yaptı. burs verdi kalacak yer verdi yemeğini verdi yol parasını verdi. çok fazla maddi yatırım demek bu. ali ne yaptı peki ? işletme okudu kendi işletecek bir yeri olmamasına rağmen yaş da gelip geçiyor bir yerlerden tutunmak gerekir diye düşünüp dükkan, cafe, bar, gibi bir yerde işe girdi. garsonluk yapıyor. bu garsonluğu ben de yaptım öyle çok ekonomi bilmeye gerek olmayan meslek. adisyondaki değerleri topluyorsun alta yazıyorsun. bu meslek için üniversite okumaya gerek var mıydı peki ? devletin boşa giden parası. ali gibi binlercesi var. tarih okumuş polis olan, mühendislik okumuş ama pazarcılık yapan. meslekleri küçümsediğim için değil sadece üniversite okumaya gerek olmadığını vurgulamak için yazıyorum.

    her biri için yapılan yatırım göz önüne bulundurulduğunda dünyanın parası yapıyor. belki de ali için harcadığı paranın yarısını devlet teşvik olarak ali gibilere verseydi ali bir iş sahibi olacaktı cafe, bar, restaurant, aile çay bahçesi gibi işletme açabilecek oradan kazandığı parayla da devlete vergi verebilecekti. çok dallandırdım budaklandırdım kusura bakmayın. toparlamak gerekirse eğer 5 yıl işsizlik rakamları az çıksın diye uğraşı veren devlet harcadığı paraları çok daha akıllı bir şekilde harcasaydı eğer bu durumlara gelmezdik.

    not: ismi ali olanlardan özür dilerim

  • gelişi;
    hindistan 70 milyon dolara uzaya mekik yollarken bizim 4,5 milyar liraya ak saray yapmamızdan belliydi.

  • "40 yıldır ayağım yurtdışında. hali vakti yerinde iken yoksul düşen iflas eden ülkeleri gördüm.oralarda bir şekilde bulundum. guatemala, yunanistan, uruguay vs. bu ülkeler iflas ettiler. örneğin bunlardan adı lazım değil birinde 500 000 dolarlık bir gayrımenkul şimdi % 80 düşük haliyle 100 000 dolar. alan yok. yüzbinlerce dükkan boşalmış durumda.önceki kiracısının tefrişatı malzemeleri tezgahları ve raflarıyla erkondişinları kombileriyle komple kullanılır halde terkedilip çıkılıp bırakılmış. adeta yangından kaçarcasına bırakılmış. kiralık buralar. yan yana, yan yana... tutan tutacak olan yok. bizim marmaris ve fethiye /çalış veya antalya sahili denize sıfırındaki gibi bir evi adı lazım değil o ülkede 30 000 euroya alabilirsiniz. zibil gibi alan yok. aylık kirası 100 euro tutan yok. hava alanı yakınında büyük meydan gibi yerde yüzlerce taksi benzin yakmamak için boş bekliyor ki uçaktan inenler binmek için çağırsalar da birisi kalkıp gitse.
    bu bana bugün istanbulda tam 5 aydır gittikçe yayılan boşalan konutların kiralanmaksızın beklediğini, satılık gayrı menkullerin henüz değerlerinden % 25 düşüğüne bile alacaklı bulamadığını hatırlattı.
    henüz % 25'lerde istanbul... bunun daha % 80 düşüp 100 000 dolarlık yerin 20 000 dolara alıcı bekleyeceği günleri anımsattı bana. 6 ay öncesinin kirası 2000 liralık dairesi 6 aydır boş bekliyor. kirasını 1200 e indirmişler tutan yok...
    i.....s diye o korkunç kelimeyi yazmak istemiyorum. ama ayağınızı denk alın. bugünden denk alın.
    gördüklerimi yazdım. ders alına"
    alıntı

  • turizmiyle, ihracatıyla, tarımıyla olan kriz.

    turizm bitik. önce rusya şimdi avrupa! 35 yaşındayım ben hayatımda böyle bir şey görmedim lan. adamalar koltukları uğruna vatandaşın ekmek parasıyla oynuyor. böyle vatain hainliği cidden görülmedi.

    tarım bitik. en büyük pazar rusya hala intikam alıyor. zaten girdi maliyetlerinin(vergi başta olmak üzere) yüksek olması sebebiyle 3 kuruş kazanan çiftçi onu da kazanamaz oldu. haller kan ağlıyor.

    ihracat bitik. adamlar dost ülke bırakmadılar ki! hangi birini sayalım? mısır, israil, iran, rusya, ırak, suriye, almanya, hollanda, abd. hani katma değeri yüksek mal üretsek bile dostumuz kalmadığından satamayacak durumdayız.

    işsizlik zaten almış başını gitmiş. gelecek çok karanlık çoook. yeni bir kıta keşfedilse türkiye'den 5 milyon kişi gidecek deseler 60 milyon biz gidelim diye kuyruğa girer. öyle rezil bir durumdayız.

    not: imolak mesaj attı. abi babam, abim ekonomik gidişat nedeniyle işten kovuldu aile sadece benim trollükten aldığım 1800 liraya bakıyor, ev kira dedi. kızıyorsunuz ama yazmak zorundayım dedi. tamam kardeşim takıl kafana göre dedim. bırakın yazsın garip, o da ekmek parasının peşinde:)