debe başlıkları

14 eylül 2015 emrah serbes birgün yazısı

  • tam olarak olan biteni çok güzel özetlemiş yazıdır. hoş hede höde eden, görmezlikten gelen çok olacaktır ama atın fava bekleyin. buyrun yazı

    --- spoiler ---

    gerçekler zamanla anlaşılmaz. zamanla anlaşıldığı iddia edilen gerçek, daha üst düzey bir yalan biçimi, bir nostalji batağı ve avunma rıhtımıdır. şimdi anlaşılması gereken eğer şimdi anlaşılmazsa, artık anlaşılmasa da olur. iş işten geçtikten sonra anlamak tarihçilerin işidir, önemli bir misyondur ama yaşayanlar, hâlâ nefes alıp verenler, akıp giden günlerin doğal tanıkları, bir an evvel anlamak zorundadır. beştepe cuntasının iç savaş hazırlığını ve bunun en kanlı provalarından birini yaptığı cizre ablukasını, bugün, tam şimdi anlamak zorundayız.

    anlaşılması elzem olan gerçekler, bin kez yinelenebilir, bin birinci kez yineliyorum, sakınca yok. akp’nin 7 haziran’dan önce başlattığı ve 24 temmuz’da resmen yürürlüğe koyduğu savaş konsepti yüzlerce cana mal oldu. o günden bugüne hayatını kaybeden bütün asker ve polislerin, suruç’ta katledilen gençlerin, cizre ablukasında hayatını yitiren sivillerin baş sorumlusu recep tayyip erdoğan liderliğindeki beştepe cuntası ve cuntanın kukla hükümetidir.
    akp’nin yetkili isimleri yıllardır aynı teraneyi yineliyor, “hdp terörle arasına mesafe koysun,” diyor, öncelikle kendileri, devlet terörüyle aralarına mesafe koysunlar, sarayla aralarına mesafe koysunlar ve cizre ablukasında yaşananları açıklasınlar. öyle bir niyetleri yoksa, tanıklık için orada bulunmak isteyen basın mensuplarını, milletvekillerini, bakanları, yurttaşları engellemesinler.

    cizre’de günlerdir sayısız savaş suçu işlendi, 21 sivil hayatını kaybetti, 14’ü keskin nişancıların hedefiydi, sokağa çıkma yasağının kalkacağı sabaha karşı bile hâlâ evler taranıyor, bombalanıyordu. sokağa çıkma yasağının kalkmasıyla birlikte doğrudan tanıklıklar, haberler geldi, abluka boyunca zor şartlarda peyderpey ulaşabilen bilgiler ve fotoğraflar sabah saatlerinden itibaren topluca geliyor. evlerde bekleyen cenazeler, kendi imkânlarıyla yaralarını saranlar, kanamalarını bastıranlar, telef olmuş hayvanlar, bombalanmış binalar. fırın açık demişlerdi doğru, fırının bir tek demir kapısı açık. ne cam ne çerçeve kalmış, yıkılmış duvarlar, uçuşan bir perde, duvarda yamuk bir takvim, ocağın karanlığı, fırın ortada yok, bir zamanlar fırın olduğu gerçeği var sadece ortada. bütün köpekleri tenzih ederek yazıyorum, şöyle bir atasözü var, aç köpek fırın duvarı yıkar. sarayın savaşı için sivillere kudurmuşçasına saldıranların yıktığı fırın budur. geri çekilirken yakıp yıkan ordular ne yaptıysa cizre’de yaptıkları odur.

    bugün aynı coğrafyada başka yerlerde de tanklarıyla tüfekleriyle kuşatıp yasak bölgeler ilân ediyorlar, bilinen ohal. ohal’e, bu hâl şu hâl deyince hâlin gerçekliği değişmiyor. ve meclis tatilde çünkü sultan öyle istiyor. bu ara bir de meclisle hiç uğraşamam diyor. bunca insan ölürken meclis nasıl tatil yapabilir? ancak bir cunta kendini meclisin yerine koyarsa yapar.

    kritik bir dönemeçteyiz, belki de türkiye halkları olarak bir duygudaşlık paydasında buluşabileceğimiz son zamanlardayız, dar zamanlardayız, pratik çözümlere muhtaç zamanlardayız, çok acı ama günü kurtarma zamanlarındayız. önümüzdeki her günü tek tek kurtaramazsak, kurtarılacak günümüz kalmayabilir.

    merkez medyanın televizyonlarına bakıyorum uzmanlar çıkıyor. kimisi strateji uzmanı, kimisi askerlik uzmanı, önlerindeki dev ekranda bir harita, haritanın üstünde bir takım ateşli bölgeler, ellerinde çubuklar, şöyle oldu, böyle oldu diyorlar. haritada insan olmaz. haritada halk olmaz. bir halkın isyanını haritaya bakıp anlayamazsınız. sanki orada kürt halkı yaşamıyormuş gibi davranamazsınız.

    90’larda kürt demek yasaktı, ahmet kaya’ya kürt yoktur diye bağıranlar kimlerdi, o zaman okullarda kart kurt masalları anlatanlar kimlerdi, trt’de anadolu’dan görünüm’ü yayınlayanlar kimlerdi. bütün o insanlar ve televizyonlarda yorum yapan uzmanlar, bugün kürtlere kürt diyebiliyorsa eğer, kürt halkının adını anabiliyorsa eğer öncelikle dönüp kürt hareketine teşekkür etsinler. bu halk, ismiyle anılabilme özgürlüğünü bile kırk yıl süren bir mücadeleyle kazanabildi. hiç kimse bahşetmedi kürtlere bu hakkı.

    şundan eminim, türkiye halkları istemediği sürece türkiye bölünmeyecek. halklar birbirine düşman olmadığı sürece türkiye bölünmeyecek. son kertede sınırları ne cuntalar, ne kukla hükümetler, ne de askerler çizebilir. onlar sadece harita çizebilirler. son kertede sınırları sadece halklar çizer. lenin’in tezi hâlâ geçerli, hatta ulus temelli bütün devletlerin sarsıldığı bugünün dünyası için çok daha geçerli, her halk kendi kaderini tayin eder, edecek.

    kürtler bu ülkeden ayrılmak istemiyor. tek istedikleri eşit haklara sahip yurttaşlar olarak yaşamak, insanca yaşamak. ne silahlı kürt hareketinin ne de hdp’nin ayrılmak gibi bir talebi yok. senelerdir ısrarla bir arada yaşamayı savunuyorlar. iki gün bir odada kilitli kalın üçüncü gün kendinizi sokağa atarsınız. bir ay bir odada hapis kalın bütün dünyaya düşman olursunuz. abdullah öcalan 16 yıldır bir hücrede, tek başına, tecrit altında yaşıyor, hâlâ bir arada yaşamayı savunuyor. nisan ayından beri kimseyle görüştürülmüyor, akıbeti belirsiz, bu durumu hiç kimsenin görmezden gelmeye hakkı yok.

    temel bir diyalektik var, barış umutlarının arttığı süreçlerde karşı kutbun nefreti de artar, barış istemeyenlerin nefreti. bugün belki de, barış istemeyenlerin son savaş girişimlerini, son saldırılarını da yaşıyor olabiliriz.

    toplumda kürtlere yönelik nefreti körükleyerek cizre ablukasına uzanan yolun taşlarını döşediler. saray cuntası, sokaktaki linçlere, hdp binalarına yönelik saldırılara güvenerek dokuz gün boyunca cizre ablukasında ısrar etti. görülmez duyulmaz zannettiler ama cümle âlem duydu. cizre’deki kürtler şu an kendilerini terk edilmiş ve yalnız hissediyor olabilir, hendeklerin başındaki gençler bu hisse kapılabilir, çok doğal. bu abluka kaldırıldı ve tamamıyla kalktığında onlar da şu gerçeğin farkına varacaklar, onlara yapılanları türkiye’de barış isteyen herkes gördü, dünya kamuoyu gördü. görmek isteyen herkes de görecek.

    doksanlı yılların jitem’i türkiye’nin batısı için hayalet bir örgüttü. aslında yoktu, ona inanmak saçmalıktı, o hayaletin somut zulmünü kürtler çekti ve seslerini duyuramadılar. ama bugün, aynı jitem geleneğini faaliyete geçiremezler. artık öyle değil. o zaman toroslar dolaşıyordu, şimdi rangerlar. plakasız dolaşan bütün rangerların fotoğrafları, videoları da dolaşıyor. artık kimse doksanlı yılların jitemcileri gibi görünmez adamlık taslayamaz. görünmez arabalarla dolaşsalar bile bunu yapamazlar, o arabalar yine görülecek.

    akp artık kaybetmeye mahkûm. güvendiği muhafazakâr-milliyetçi taban da ondan uzaklaşıyor. kandırabileceği, kendini inandırabileceği insan sayısı cem uzan’ın bir vakitler denediği genç parti girişimi kadar olabilir.

    kendi gözlemlerimden yola çıkarak yazıyorum, bugün istanbul’un sokaklarındaki faşizan öfkenin iki odağı var, birincisi hdp ve kürtlerse, ikincisi bizzat tayyip erdoğan. kürtlere küfür ediliyorsa tayyip erdoğan’a da küfür ediliyor. teröre lanet adı altında bir araya gelenler istanbul’da örgütlü mahallere yürüyemiyor. gazi’ye, okmeydanı’na, armutlu’ya, 1 mayıs mahallesi’ne yürüyemiyor. ankara’da tuzluçayır’da denediler, yine başaramadılar. onlar ancak merkezdeki semtlere ve istanbul’un çeperlerine itilmiş örgütsüz mahallelere polis eşliğinde saldırabilirler. batı’da yeni örgütlenen hdp binalarına saldırabilirler. yolda kürtçe konuşan bir genci öldürebilirler.

    sıklıkla linç kültüründen söz ediliyor. linç bir kültür değildir, bu ülke için hiç değil. türkiye’nin ruhunda linç var, bu ülkenin somut bir gerçeği linç. her an her yerde vuku bulabilir, herkes bunun mağduru olabilir. tek başına bir insana saldırmak, sayıca az bir kalabalığa saldırmak, cezasız kalacağı bilinciyle bunu yapmak faşizan hareketlerin türkiye’deki geleneğidir, çorum’da, maraş’ta, sivas’ta bu yaşandı. demirel’in “bana sağcılar adam öldürüyor dedirtemezsiniz,” sözü, bugün dahi sırtını muktedirlere yaslayan bütün güruhların ortak hafızasında yaşıyor.
    bugün bir kürt ölmüşse muktedirler, gerilla yahut sivil ayrımı yapmıyor. tayyip erdoğan liderliğindeki beştepe cuntası ve onun kukla hükümeti ve yandaş basını için bir kürt öldüğünde etkisiz hâle getirilmiştir.

    o zaman soruyorum: cizre’de tek sivil ölmedi diyen başbakan davutoğlu, cizre’yi günlerce abluka altına alan özel harekâtçılarınız 35 aylık bebeği mi etkisiz hâle getirdi? cenazesi buzdolabında bekleyen 13 yaşındaki cemile’yi mi etkisiz hâle getirdi? davutoğlu ya bunun açıklamasını yapsın ya da ben bir kuklayım desin, iplerim sarayda desin, allah’ın bildiğini seçmenden saklamasın. davutoğlu bu açıklamayı yapmak zorunda. sadece cizrelilere değil, sadece kürtlere değil, bütün türkiye’ye yapmak zorunda. elbette yapacak bu açıklamayı, eğer bugün yapmazsa ileride, savaş suçları mahkemesinde yapacak. hastane giriş çıkışlarını sivillere kapatmak, ambulansların yaralıları almasını engellemek, yaralıları hastaneye kendi imkânlarıyla ulaştırmak isteyenlere ateş açmak, keskin nişancılara sivilleri kurşunlatmak, cenazelerin gömülmesine izin vermemek, görüntü almak isteyen basın mensuplarına ateş etmek, fırınlardaki ekmeklere el koymak, elektrik trafolarıyla su depolarına saldırmak, 120 bin insanın yaşadığı bir ilçenin suyunu kesmek, ilçeye girmek isteyen milletvekillerini engellemek ve tartaklamak, bunların hepsi savaş suçudur. madem yürütmenin başısın, içişleri bakanı da, valiler de senin emrinde, bunların zaman aşımı yok davutoğlu, yargı unutsa tarih unutmaz. aç miloseviç’in biyografisini oku.

    şunu artık çok açık görebiliyoruz, cuntanın ve akp’nin etkisiz hâle getirmek istediği kürt halkıdır. onların etkisiz hâle getirmek istediği bu ülkede barış isteyen herkestir. bütün toplumsal muhalefettir, bütün devrimcilerdir.

    sokaklarda atılan “ya allah bismillah allahuekber kürt geber” sloganın bir anlamı var bugün. cizre’de yapılan “hepiniz ermeni’siniz” anonsunun da bir anlamı var. ermeni soykırımının 100. yılında, akp bu şuursuzlukta ısrar ederse varacakları nokta bir kürt soykırımıdır. saray cuntası, başkanlık hayalleri üzerinden ortaya koyduğu savaş konseptinin son aşamasında bir kürt soykırımını da göze almış durumda. ve bu kürt soykırımda sadece kürtler ölmeyecek, bu soykırıma karşı direnen herkes ölecek. kürtler savunma pozisyonundan vazgeçtikleri noktada türkler de ölecek. hiçbir şeyin anlam ifade etmediği, allah’ın unuttuğu bir ülkenin birbirini boğazlayan kulları mı olacağız? önümüze sürdükleri seçenek bu, reddetme şartları hâlâ mevcut.

    80 öncesi kenan evren’in yaptığı hazırlıklarla şu an tayyip erdoğan’ın yaptığı hazırlıklar arasında hiçbir fark yok. sadece kenan evren daha gizli bir usul benimsemişti, yapmak istediklerini uluorta bağırmıyordu. 1 kasım’a giden süreçte yahut sonrasında tayyip erdoğan ne umuyor, bir sabah trt’de canlı yayına çıkacak ve toplumdaki anarşiyi önlemek için, sokaktaki kardeş kavgasına son vermek için, demokrasiyi rayına oturtmak için başkanlığımı mı ilan ettim diyecek. ne diyecek. kim savunacak onu. mustafa karaalioğlu mu, yasin aktay mı, hüseyin yayman’ı, akif beki mi, akit gazetesi mi, yeni şafak mı, star mı? ne diyecek o insanlar, ne yazacak o gazeteler, sokakta kardeş kardeşi vuruyordu, o yüzden tayyip sultan yönetime el koyarak iyi mi yaptı diyecekler. hayır, ilk onlar çark edecek. ilk onlar kaçacak. böyle bir seçenek yok. böyle bir dünya da yok. tayyip erdoğan bir hayal dünyasında yaşıyor. hayaldi gerçek oldu sloganına ve onun arkasından kazandığı seçime takılıp kalmış durumda.

    o günleri görür müyüz göremez miyiz bilemiyorum; ama bugün tayyip erdoğan için son perdeyi rahatlıkla söyleyebilirim. başkanlık senin için bir hayaldi kâbusun olacak.
    --- spoiler ---

    edit 1: yazı 13 eylül'de yazılmasına rağmen dikkatsizliğimden başlığı 14 eylül olarak açmışım. kusura bakmayın lütfen.