debe başlıkları

Ekşi Sözlük Debe Listesi

Rastgele
Hepsini aç
  • 1. 10 temmuz 2016 pokemon yüzünden gözaltına alınmam

    başlığın aslı 10 temmuz 2016 pokemon go yüzünden göz altına alınmam olacaktı ama sığmadı.

    edit: bahse konu olmuşuz

    anasını satayım biliyordum başıma böyle bir şey geleceğinin. bu pokemon go olayı çıktığından beri arma 3 yapımcılarının araştırma sırasında yunanistan'da hapse girmesi geliyor aklıma, başa gelir diyordum, geldi.

    sabah nişantaşı the house cafe'de bir arkadaşım ile buluşalım diye anlaştık. ne zamandır görüşmüyorduk, bir kahvaltı ettik. laf lafı açtı, o da eski gamerlardan. ikimiz de yaşını almış adam olunca işler bu noktaya gelmez diye düşünüyordum ama o da pokemon go hype'ını bolca almış. de hadi pokemon kovalayak dedim. biri öğretmen, biri mühendis iki koca adam. çıktık yola, pokestopmuş, çarizardmış kovalıyoruz. mnskiim.

    önümüzdeki gym'i ele geçirmek için elimdeki pokemonlardan birinin tek bir evolve daha görmesi lazım. onun için de yeterli candym yok. profesöre fazlalık pokemonları gönderdim ama yine yetmedi. pokestop bulalım da yeterli candy olursa şu gym'i alalım dedik. pokestop olarak da şişli ilçe emniyet çocuk büro amirliğini gösteriyor.

    ulan sıkıntı olur mu vs. derken, çocuk büro amirliği, koca adamı alacak değiller diye bir espri geldi. kafamı sikeyim ki ben de dalgınlıkla bu espriyi ciddiye aldım. gittim emniyetin önüne doğru. pokestop alanına girdim. baktım candy yok, tam çıkıcam, amına koduğumun zubat'ı spawn oldu önümde. önümde dediysem karakolun önünde nöbet duran polisin dibinde.

    yunus idi, hızır idi, yunus idi, hızır idi derken, sessizce yanaşıp kamerayı açtım. poketopu atıyorum, tutmuyo, atıyorum tutmuyo, derken koluma görüş hizamda olmayan bir polis girdi. girdiği gibi de beni sert bir hışımla içeri götürdü.

    güler misin ağlar mısınlı bölüm burada başlıyor. 15 dakika, bir art niyetimin olmadığını, aslında fotoğraf çekmediğimi, karakolun üstünde uçan yarasa tipi bir pokemonu avlamaya çalıştığımı anlattım üç polise. ısrarla çektiğin fotoğraflar nerede diyorlar, yahu fotoğraf yok, pokemon var diyeceğim, diyemiyorum... diyemedikçe daha da üstüme geliyorlar.

    zar zor kurtardım paçayı ama hala son anda tam ikna olmuş değillerdi.

    nintendosunu da pokemonunu da pikaçusunu da götünden sikeyim. sikeyim yapacağınız oyunu.

  • 2. eşi için aldığı meyvenin parasını dala asan adam

    1. çok zarif bir davranıştır.
    2. çomarlıkla alakası yoktur sayın amına koduğum.
    3. görselde adamın memleketi soyanlara ses çıkarmadığını nereden anladın sayın diğer amına koduğum.
    4. bir siki de sadece kendi içinde değerlendirin lan.

  • 3. çanakkale'de 70 bin suriyeli şehit oldu

    1920li yılların başında fransız doğu lejyonu'nda ermenilerle birlikte hıristiyan ve müslüman suriyelilerin türkiye'ye karşı savaştığını da birilerinin söylemesi gerektiğini düşündüğüm sayı bilmeyen birinin iddiası.

  • 4. kordon'da çimenlik alana sıçan suriyeli

    (bkz: suriyeliler kalifikasyonu artıracak)

    her suriyeli haberine bu bkz vereceğim

  • 5. yıllardır tek şarkının ekmeğini yiyen sanatçılar

    (bkz: beraber yürüdük biz yollarda)

    uzun boylu bir eleman 22 yıldır çok fena yiyor.

  • 6. feribot sırasına girmek istemeyen milletvekili

    "kendisine yardımcı olunacakmış" yani sıraya girmeden aradan sıvışacakmış.

    chp, akp, mhp farketmez kardeşim. bunların hepsi kendini vatandaştan üstün görüyor.

  • 7. cristiano ronaldo

    1.5 ay önce 17 gol attığı şampiyonlar liginde şampiyonluk yaşayan, kırmadığı rekor kalmayan adam sakatlandı diye ağlıyor, sakat sakat oynamaya çalışıyor ama yere yıkılıyor. tüm tribünler ayakta alkışlıyor kendisini.

    bizde ise barcelona'da yedek olan adam götü göbeği salıp soytarı gibi sahada dolanıyor. ona buna hesap sormaya kalkıyor ve yıldız muamelesi görüyor.

    kupa alamıyor diye milli formadan kaçan sözde starlar varken kendisine olan saygım müthiş arttı bugün. şu adamdaki hırs, iş ahlakı dünya üzerinde çok nadir rastlanacak türden. umarım portekiz kupayı alır.

  • 8. suudi prensin bodrum'da mankenlerle eğlenmesi

    bayrağında kelime-i tevhid bulunan, islam dininin en kutsal iki şehri mekke ve medine'yi içerisinde barındıran bir ülkenin idaresinden sorumlu aileden bir prensin* yanındaki şeyhler ile birlikte bodrum koylarında lüks bir yatta 10 mankenle eğlenmesi olaydır.

    pek müslüman prensimiz bununla da yetinmeyip her gün açlıktan 24 bin kişinin hayatını kaybettiği dünyada bir yemeğe yaklaşık 5 bin euro ödemekte de bir beis görmemiş.

    dilerseniz bikinili manken kadınlarla eğlenen bu arkadaşların idare ettiği ülkenin kadınlar için nasıl bir cehennem olduğunu maddelerle sıralayayım:

    1-kadınlar siyah giymeli, başları kapalı olmalı ve ayakları görünmemelidir.
    2-kadınlar çalışmamalı, çalışmaları gerekirse erkeksiz bir ortamda çalışmalıdır.
    3-kadınlar araba kullanamaz.
    4-kadınlar aile kısmı olmayan restoranlarda oturamaz.

  • 9. laik azınlık defolup gitmeli

    tipik ortadoğu'lu siyasal islamcı kafası.

    kurtuluş savaşında cepheden kaçanların torunları, nankör vatan hainleri, arap götü yalayıcıları.

    (bkz: bu arada yusuf kaplan kim amk)

  • 10. 10 temmuz 2016 portekiz fransa maçı

    sonucu ne olursa olsun maçın adamının ronaldo olduğu maç. ulan adam şahsi olarak ve klüp bazında nirvanaya ulaşmış almadığı başarı kalmamış milli takımda finalde takımımı sırtlayamayacağım diye kariyerini tehlikeye atıp oynamaya çalışıyor, olmayinca kederinden hüngür hüngür ağlıyor. biz de barcelona'da 4 maça çıktım diye kendini türkiye'nin ilahı görenlere ağlayalım.

  • 11. annesine kızıp monitörü kıran ergen

    contayı sıyırması yakın olan ergen. baskı, korku ve istekler arasında sıkışmış kalmış bir ruh hali.

  • 12. genç matadoru öldüren boğa

    öldürülen arkadaşlarının intikamını alan boğanın boynuzunu göğsüne sapladığı matador. gorilin yaşam alanına çocuk düşer öldürürsünüz. bir kutup ayısını 30 yıl hapsedersiniz sonunda delirir. zevk için, eğlence ve gösteri için boğaları katledip durursunuz. vs. vs. sabah haberlerde görünce nedense üzülemedim. umarım bu ilkel gösterinin yeniden tartışılması için bir zemin oluşturur bu olay. tabi boğanın da şimdi sucuk olduğunu kestirememek eblehlik olur.

    (bkz: ebleh)

  • 13. 10 temmuz 2016 beyşehir olayları

    binlerce kişinin beyşehir meydanı'nda toplanıp kılıçdaroğlu'nu protesto etmesiyle devam edecektir.

  • 14. dimitri payet

    istediği kadar iyi olsun, gözümde bitmiş karaktersiz futbolcu. daha ilk dakikada c.ronaldo'ya dalarak futbol kasaplığı yapmıştır. o pozisyona faul vermeyen hakeme de yazıklar olsun.

  • 15. bu sevabı kaçırmayın

  • 16. eşlerini muhacirle paylaşmak isteyen ensar

    googledan baktım, hayretler içinde kaldım. gerçekten varmış. ateist sitelere, islam karşıtı sitelere girmeye hiç gerek yok, islami sitelerin kendisi sizi şaşırtmak için, kafayı yedirtmek için yeter de artar bile. oha ulan. okuduğum link yukarıda 4. entry de alıntılanmış zaten. olay baştan sona hayret verici . en şaşırdığım, tuhaf kısmı da şu yorum:

    '' fakat, bir erkeğin gayretini, namusunu allah rızası için -meşru bir yolla- terk etmesi ve iman kardeşliğiyle kardeş olduğu bir kimse için bu fedakârlığı göstermesi, takdire şayan bir kahramanlıktır. bu olay sahabenin allah yolunda nasıl feragat ve fedakârlık gösterdiklerinin de bir canlı örneğidir ''

    tam da yeri geldi söylemek lazım; hani marjinal bizdik lan.

    gerçekten bir dinci ile baş etmek imkansız.

  • 17. youtube'daki slime çılgınlığı

    yüksek müsadenizle ben başlıyorum:

    slime ne amk? bizim türk milleti neden slime'a sarmış? noluyor lan?

  • 18. türkiye'de çok ucuz olan şeyler

    insan hayatı.

  • 19. seni asacağız ama masumsan cennete gidersin

    iran'daki bir yargıcın, suçunu ispatlayamadığı bir mahkum için idam kararı verdikten sonra kurduğu cümle.

    http://www.independent.co.uk/…-hanged-a7032876.html

    adamlar her şeyin yolunu bulmuş, kafalar rahat ve güzel.

    (bkz: appeal to authority)

  • 20. luis nani

    evi satarsın yanına metro gelir ya, işte öyle bi şey bu adamın fb'den gidişi..

  • 21. barış atay bülent timurlenk atışması

    tipik bir bu coğrafyada hüküm süren ve insanı kahreden seviyesiz tartışmalardan biri daha.

    bir kere buraya yazanlar da ne tartışmanın konusu fatih terim'e, ne de yazılanlara değinmişler. buraya gelip yazanların da olayı fikirler değil tartışma konusu insanlar ve onlar hakkındaki düşünceleri.

    öncelikle belirteyim. barış atay'ı severim. sizin aksinize muhalif duruşundan hala taviz vermemesini, omurgalı duruşunu, hadi sizin dilinizle tatlısu solculuğunu diğer yavşakların biatçı duruşlarına bin kere tercih ederim.

    bülent tümurlenk'e ise bayılırım. yani yazılarına. açarım arada blogundaki enfes edebi dille yazılmış yazılarını büyük bir keyifle okurum. hele zamanında babasını kaybeden rijkaard konulu yazısını gözyaşlarıyla okumuştum. çok etkileyici bir yazıydı.

    çocukluğumdan beri galatasaylıyım. fatih terim'i zamanında çok severdim. başarılı biri olduğunu kabul ediyorum. ancak artık tavırları, şiddete meyilli davranışları ve ben bilirim gibi söylemleri illahllah getirdi. mehmet ağar'la olan ilişkisi de eskiden beri bilinir ve midemi bulandırır.

    şimdi ortada barış atay'ın linkini verdiği bir fatih terim eleştirisi yazı var. imzası da yok yazının. barış atay mı yazdı bilmiyorum.

    içerisinde doğrular da olabilir, yanlışlar da. ki hepimiz doğrular olmasını isteriz.

    barış atay bu linki verdikten sonra bülent timurlenk'in tepkisi ne oluyor peki. "atanamamış yılmaz güney'sin. futbola bulaşma, ofsaytta kalırsın.. " haydaaaa. direkt olarak b.t. zaten b.a.'a olan düşüncelerini ve hislerini belli eden bir cümleyle olaya girişmiş. yani diyor ki, ben zaten seni sevmiyorum, gerisi fasa fiso. yav haklıyken haksız konuma düşmek tam da budur işte. ya de ki, b.a. yazınızda çok fazla bilgi hataları var, zaten sizin de konunuz değil. ne bileyim biraz yazıyla ilgili bieşyler söyle. ama adamın girişe bak atanamayan yılmaz güney. e bu nedir şimdi?

    o zaman biz de b.t.'in her yazısına hadi lan havuz medyacısı, bırak konuşmayı da git başkanını yala sen diye mi girelim?

    ben açıkçası bu tartışmadaki üsluptan şunu da görüyorum. b.t. ne kadar yazılarını sevsem de bildiğin akp ve iktidar yanlısı bir adam. çünkü akp ve iktidara sallayan birisini yazısından dolayı eleştirirken bile aklında onun muhalif kimliği var. demek ki tam bir biatçı.

    yıllardır severek okuduğum adam bir anda nasıl da kendini bitirdi be.

    keşke b.t. bilgisiyle b.a. ı mat etseydi, böyle saçma sapan kişisel nefret saçarak değil.

  • 22. ricardo quaresma

    ne güzel bir sene oldu lan adam için. beşiktaş ile şampiyon oldu, portekiz ile avrupa şampiyonu oldu. ohh amk senden mutlusu yoktur şimdi cigano.

  • 23. sadece askerde karşılaşılan olaylar

    bir onbaşının liderliğini görmek.

    adana yüreğir ile karataş arasında yolun herhalde tam ortasında doğankent diye niye var olduğunu sakinlerine sorsak mantıklı bir cevap alamayacağınız bir belde bulunur. 90'lı yılların başında doğankent jandarma karakolu da yolun karataş'a bakan yüzünde tarlalara sırtını dayamış, beyaza boyanmış alçak tuğla duvarlı ve iki üç göz odadan ibaret bir yapıydı. tam bir köy karakolu gibiydi. 20-30 er erbaş ve bir kıdemli bçvş komutanlığında dört astsb ile tesis edilmişti. o bölge çukurovanın tam da coğrafi merkezine denk geldiğinden karakolun etrafı da göz alabildiğine dümdüz bir araziydi. etrafta dağlar ormanlar gibi düşman unsurun saldırı yapmasını kolaylaştıracak bir şey olmayınca oradan da klasik askeri anlayışa göre bir olay beklemiyorsunuz. empati de kurunca lan kim doğankent karakoluna ne yapsın diyorsunuz.

    ama yaptılar. malesef.

    yanılmıyorsam 1993 yılında bir yaz gecesi, geceyarısına yakın ve geçkin saatlerde karakol bir anda çapraz ateşe alınıyor. etrafta doğal bir yükseltiyi bırak yüksek bir bina bile olmadığı için ağır silah kurmadan 10 veya daha az sayıda terörist doğu batı istikametinde ellerindeki yalnız kaleşnikoflar ve el bombaları olduğu halde saldırıya geçiyor. gecenin sükuneti sürerken birdenbire çapraz ateşe başlıyorlar. karakolda o güne kadar doğru düzgün silah ateşlemiş tek bir asker bile yok. zaten doğankentteki bütün olay tarlalarda esrar var mı diye bak - yol kes idari arama yap - "kocam beni çok dövüyor söyleyin az dövsün" diye karakol ziyaret eden hanımlardan ifade al ekseninde gerçekleştiği için bu birdenbire gelen silahlı saldırı karakolu paniğe sevkediyor.

    karakolda bir adet mg3 var onun dışında alay komutanının da deyişiyle içerde "bi bok yok". cendermeler can havliyle mg3ü iki şeridiyle beraber çatıya kuşların yuva yaptığı mevziye çıkarmaya çalışıyorlar. silahını kapan dışarı kendini atıp duvar dibine mevzi almaya çalışıyor. herkes don atlet, duvarlara kolonlara camlara habire mermi isabet ediyor ve ilk bir iki dakikada karakol buna hiçbir karşılık veremiyor.

    çapraz ateşe girmek tüm pusu senaryoları arasında kendinizi en bulmak istemeyeceğiniz, yaşama şansınızın karşılık verme / düşmandaki ağır silah sayısı / ne kadar yakın oldukları / hava şartları gece karanlığı gibi bir çok değişkene bağlı olarak en hızlı azaldığı durumdur. çapraz ateşi kırmanın tek yolu da gökten ejderhalarınız yardıma gelmiyorsa üstün ateş gücüdür. pusuya girenler pusu atanlara bunaltıcı bir volümde mermi yağdırmayı başarırlarsa kafayı kaldırıp durum değerlendirmesi yapabilir, insiyatifi ele alabilir, oradan çıkmak için manevraya girişebilir. yapamazsanız oraya yapışır kalırsınız. burnunuzu bile çıkaramazsınız. bu zayıflığı da düşmanlarınız farkederse yaklaştıkça yaklaşırlar ve birden el bombası menziline girersiniz. sonrası felaket.

    doğankent karakol komutanı astsb bçvş karakolda yattığı ve o sırada orada bulunduğu halde odasının delik deşik olması yüzünden can derdine düşüyor. silahı elde yatağının yanına çöküyor ve orada kalakalıyor. karakolu kendi haline bırakıyor. diğer astsubaylar da izinli. erleri yönlendirecek kimse yok ortalarda. böylece karakolda tam bir cehennem senaryosu hüküm sürüyor. ve teröristler bunu da çok geçmeden farkediyor. ateşi yoğunlaştırıp yaklaşmaya başlıyorlar, silah sesleri gitgide yakına geliyor.

    bu sırada en olması beklenmeyen şey vukua geliyor ve erbaş arasında bir çocuk öne çıkıyor, beyaz atleti şortu ile diğerlerinden ayıramayacağınız elinde g3'ü ile duran bir uzun dönem asker. ateş sürerken kaos esnasında kafasını parapetin üzerinden kaldırıp kendince durum değerlendirmesi yapıyor. bir onbaşı bu. 20 yaşında. kafasının üzerinde vızıldayan mermilerden bir gram çekinmiyor. atış ve yaklaşma noktalarına üstünkörü bir bakıp başlıyor emirler yağdırmaya. -"hüseyin sen şu duvara koş", -"selim sen şu noktayı tara", -"kadir sen her otuz saniyede bir aydınlatma mayını at önümüzü görelim", -"mg3 sen şu alanı tara, sırtımızı temin et" diye bağırarak duvarın ardında ayağa kalkıp bizzat kontrollü bir atışa başlıyor. bunu gören erler korkularından silkiniyorlar. o ana kadar ne yapacaklarını bilemeden titreyen er-erbaşlar birden arkadaşlarından gelen kendinden çok emin ve otoriter bir edayla verilen bu emirleri hiç sorgulamadan hemen harfiyen uygulamaya başlıyor ve hayatında 3 mermiden fazlasını atmamış olan başlarında komutanları olmayan bu çocuklar bir anda inanılmaz bir savunma duvarı oluşturuyorlar. kendi başlarına... askerliğin pratiğine dair fikirleri olmayan askerler korkunç bir ateş volümü yakalıyorlar. onbaşı o kadar doğal bir liderlik sergiliyor ki çatışma on oniki dakikayı geçince atış yoğunluğunun azalmaması için koruma ateşi desteğinde malzemeliğe iki arkadaşını gönderip mermi ikmali falan da yaptırıyor. ateş altında kendine komando binbaşı diyenlere taş çıkartırcasına karar veriyor, uyguluyor, sevk ediyor. savaş alanını domine ediyor herif. teröristler de bakıyorlar ki işin rengi değişmeye başlıyor, komando unsurlarının karakolda olduğunu falan düşünüp, aynı zamanda mermileri de azaldığı için çatışarak çekilip kaçıyorlar. sakızlı hacıali istikametinden tarsus tarafına doğru fıyıyorlar. daha bildik bir tabirle "gece karanlığından faydalanarak" gidiyorlar. ama öğlen güneşi altında kaçsalar da kovalayacak kimse yok zaten.

    sonra ertesi gün oluyor.

    raporda doğankent bütün gece çatışmış ölü yaralı yok diyorlar. başçavuş silah sesleri kesilince odasından çıkıp telsizle yardım istemiş. yardım gelince de erlerin ifadeleri doğrultusunda hemen göz altına alınıyor. bilahare bir buçuk yıl kadar süren bir mahkeme süresince "korktum" diye kendini savunuyor. askeri hakim heyeti de korkmanın insani bir duygu olduğu yönünde emsal bir karar alıyor. bçvş ceza almıyor ama meslekten de ilişiğini kesiyorlar.

    il j. alay komutanı karakoldaki kurşun deliklerine bakıyor. yaklaşık 1000-1200 mermi isabeti var. karakolun her yeri isviçre peyniri gibi olmuş. 45 dakika bir saat boyunca erlerin neler yaptıklarını dinliyor. tüm erler tek bir onbaşıyı işaret ediyorlar. bizi o sevk ve idare etti komutanım diyorlar.

    jandarma albay onbaşıyı karşısına alıyor. hikayeyi bir de ondan dinliyor. zira o onbaşı olmasaydı bir ihtimal o gün gazeteler 30 şehit haberi yazacaklardı. şans. albay da biliyor ki o gün herkes şansa kurtuldu karakolda. ve oraya zorunlu askerlikle getirilmiş, aslında o işi kariyeri olarak yapmayan, yapmak istemeyen bir güruh içinde tam da ihtiyaç anında bir doğal lider çıkması ne büyük bir şans.

    - nerelisin sen onbaşı?
    - izmirliyim komutanım.
    - ne iş yapıyorsun?
    - kunduracı kalfasıyım komutanım.
    - karakolu bütün gece savunmuşsunuz evladım, bizzat sevk ve idare etmişsin. hiç korkmadın mı?
    - korktum komutanım.
    - ee? nasıl başladın ya emir vermeye?
    - kendimi sorumlu hissettim komutanım. en rütbeli bendim.

    onbaşı teröristlerin nerelerden geldiklerini, ne tip silahları olduğunu, malzemeliğin kapısını nasıl kırmak zorunda kaldıklarını anlatır. o anlattıkça zabitan heyeti dinler. adana'nın ne kadar rütbelisi varsa bu kunduracı onbaşının sözünü kesmez. karşısında da oturmazlar. lider yetiştirilenlerin lider doğana bir yerde saygılı olması da böyle insanın içine çok işleyen bir manzaradır. sanki bütün o üniformaların, maskelerin ardında askerliğin daha antik koduna şahit olmak gibidir bu. nihayetinde askerlik kahramanlık mesleğidir. arada gerçek kahraman da görürsünüz. bu onbaşı gibi.

    bilahare doğankent karakolu hemen tadilata girer, dört makineli tüfek bir zırhlı araç ile takviye edilir. astsb yerine bir de üsteğmen atanır ve kahraman onbaşı önünde kalan 90 günlük askerliğini yapmaz. hemen o gün terhise hak kazanır. kendisine verildiğini çok nadir gördüğüm kırmızı tezkere yazılır ve bunu 6. kolordu komutanı korgeneral bizzat eliyle takdirnamesiyle beraber imzalar.

    bu onbaşıların çoğunlukta olduğu bir ordu yaratmak yerine onları kırmızı tezkerelerle eve erken gönderip yola katırlarla devam etmek de sanırsam bize has bir ironidir.

  • 24. bir ateistle tartışmak

    dindarın şunlardan birini söylemesiyle noktalanacaktır:

    - neyse kardeş, sen komple kapatmışın zaten kalbini. sana anlatacak bir şey yok, allah ıslah etsin.
    - neyse kardeş, allah seni de böyle yaratmış demek ki. ölmeden önce imana gelmeyi nasip etsin inşallah.
    - senin ananı avradını s*kerim oros*u çocuğu! inanmıyorsan da saygı duyacaksın şerefsiz!

  • 25. euro 2016'da ronaldo'nun kirpiğine konan kelebek

    bir başarı hikayesine konu olan kelebektir.

    euro2016 finaline git, ronaldo'yu bul, kirpiğine kon.

    insan gerçekten hayret ediyor.

    edit: güveymiş, olsun o da olumlu.

  • 26. 10 temmuz 2016 trt 1 rezaleti

    aldığın bütün vergiler haram olsun. 4 yılda bir izlenecek maçı izletmeyen terbiyesizlerin yaşattığı rezalet.

    maç saatine kadar hiç bilgi vermeyip maç başlamaya yakın kanalı şifreye sokmak ne demek. işememizden bile aldığın vergi yetmiyor mu ?
    link editi: amme link hizmeti

    kahrol trt!

  • 27. vincent kompany

    yönetime çok çok yakın bir arkadaşıma göre geçen sene de girişimde bulunulmuştu ancak eşi ikna edilememişti. havalimanı projesi ve osmangazi köprüsünü görünce bavullarını toplamaya başlamış. bunu gören agüero başganım beni al demiş. silva da hani bana hani bana demiş.

    bjk'ye hayırlı olsun.

  • 28. trt 1

    bak bak çomara bak allah razı olsun bugüne kadar tüm maçları şifresiz vermişmiş bok atamazmışız. ulan ödediğim elektrikten kullandığım telefona trtye para ödüyorum, bak gözünü aç iyi oku:

    sike sike izletecek tabi bana o maçları !

  • 29. suriyeli sığınmacılar

    benim çevremde çocuk sahibi olmak isteyip de zorlanmadan olan bir tane arkadaşım yok. zaten çok az çocuk sahibi olmak isteyen var, onlar da ancak tedaviyle, "bugün bizim saat 2 gibi sevişmemiz gerek" falan. bu sex machine'ler ne yapıyor da böyle üçer beşer doğuruyor bi fikrim yok. çocuğu olan bi arkadaşım bebeğin altını biraz bekletti diye çocuğun pamuk götü nar gibi kızarmış, pişikten uyuyamıyor. bunların yavruları dışarda maşallah çelik gibiler. lan ben küçükken anahtar deliğinden baksam 3 gün ateşim inmezdi. adamlar mülteci falan ama her biri ayrı sex bomb, terminator, everlasting existence.

  • 30. 10 temmuz 2016 trt'nin şifreli yayın yapması

    aynaya sprey sıkıp direkt aynadan izlerseniz şifre çözülecektir.

  • 31. 10 temmuz 2016 aktütün saldırısı

    cenazede yapılacak chp protestosu ve kılıçdaroğlu'nun yolladığı çelengin parçalanması ile telafi edilecek saldırıdır.

    hele de ankara'da ya da fatih cami'de olursa daha bir şiddetle olabilir chp protestosu, böylece pkk da vazgecer !

  • 32. babaların kızlarına taktığı lakaplar

    "daenerys stormborn of the house targaryen, first of her name, the unburt, queen of the andals and the first men, khaleesi of the great grass sea, breaker of chains, and mother of dragons." der küçüklükten beri.

  • 33. enes kanter

    çocuk dünyayı geziyor, kenya televizyonuna röportaj vermesi için davet ediliyor, kenya'nın yöresel bir kıyafetini giyip sempatik bir şekilde hayat tarzından, ünlü olmanın zorluklarından, finale çıkamadıkları için duyduğu üzüntüden bahsediyor...

    götü boklu sen burada 't-shirtümsü ucube' diye aklın sıra taşşak geçiyorsun.

    çıkıp; 'bence faizler düşmeli' mi desin?
    bodrum'da, çeşme'de şampanya mı patlatsın?

    kendisi bir türk sporcunun sahip olduğu gelmiş geçmiş en büyük mukaveleye imza attı.

    sadece işine konsantre olmuş ve, katılırsın veya katılmazsın, götü başı ayrı oynamadan bir ideolojiyi benimseyip insanlığa faydalı olmaya çalışıyor.

    4 sene önce nba'ye girdiğinde ingilizcesi çok kötüydü.
    bugün ingilizcesini de aşırı geliştirdiğini görüyoruz.

    eeee daha ne? çocuk kişisel olarak kendini durmadan geliştiriyor.

    saygı duyuyorum kendisine.

  • 34. birinci dünya savaşı

    su entry uzun zamandir "kenarda" duruyordu. sonunda yollayayim dedim.

    birinci dunya savasinin hikayesini bilal'e anlatir gibi sade bir sekilde ozetleyeyim dedim. ozet dedigime bakmayin, bu entry epeyce uzun olacak. caylarinizi, kahvelerinizi isitin, misirinizi patlatin ve koltugunuza rahatca oturun. basliyoruz...

    once muzigi dayayayim: https://goo.gl/c3rxxn

    saka saka, asil muzik burada: https://goo.gl/ngjhax

    almanya'nin tum dunya'ya "siz hepiniz ben tek" cektigi savaslardan biridir. bu savasi iyice anlayabilmek icin oncesindeki ve ilk gunlerindeki olaylari da iyi anlayabilmek gerekmektedir. birinci dunya savasinin sirp bir genc tarafindan avusturya-macaristan prensine suikast yapilmasiyla basladigi biliniyor. bu suikast oncesinde avrupa'daki siyasi durumu kisaca ozetlemek gerekirse almanya daha yeni kurulmus olmasina ragmen kisa zamanda super guc seviyesine gelmisti. almanya kurulmadan once bugunku almanya'nin oldugu yerde irili ufakli 80'den fazla sehir devleti vardi ve tam anlamiyla bir devlet olamamis olan "kutsal roma imparatorlugu" adli birligi saymazsak almanlar ilk kez tek bir devlet altinda birlesmisti.

    bunda da gelmis gecmis en yetenekli diplomatlardan biri olarak gosterilen otto van bismarck buyuk bir rol oynamisti. almanya'nin en buyuk muttefigi avusturya-macaristan imparatorluguydu ve bu iki ulkenin yancisi da italya'ydi. avusturya uzun yillar boyunca avrupa'da en fazla soz sahibi olan devletlerden biriydi. almanya kurulana kadar almanlar'in kollayicisi olarak bulunan ama son donemlerde eski gucunden uzak olan bu devlet son zamanlarda macaristan'la birleserek yeniden tarih sahnesinde yer almak ve en azindan osmanlilar'in balkanlardan atilmasiyla bolgede cikan otorite boslugunu doldurmak istiyordu.

    1900'lerin basinda osmanlilar'in balkanlardan atilmasiyla palazlanmaya baslayan bulgaristan, sirbistan ve yunanistan gibi devletler icinde en hirslisi olan sirbistan ile avusturya arasinda yillardir devam eden bazi surtusmeler mevcuttu. avusturyalilara gore sirbistan haddinden fazla toprak sahibi olmustu ve buna ragmen daha da doymayip avusturya'nin himayesi altindaki bosna'yi da topraklarina katmak istemesi bir haksizlikti. sirplar da 500 yil sonra ilk kez bagimsizlik kazanip devlet sahibi olmustu ve varligini riske atmadan mumkun oldugunca kazanim elde etmenin pesindeydi.

    avrupa'da almanya ile birlikte yukselen bir baska guc de rusya'ydi. kendisini balkanlardaki ve kafkaslardaki ortodokslarin abisi olarak goren rusya'nin sirbistan ile oldukca guclu iliskileri vardi ve fransa da biraz korktugu, biraz cekindigi, biraz da saygi duydugu bu yeni guc olan rusya ile arasini iyi tutmaya calisiyordu. rusya birinci ve ikinci balkan savaslarinda kendi ic sorunlariyla ugrastigi icin sirbistan'in yardimina gelememisti ama avusturya da bu savasa dahil olamadigi icin sirbistan istediklerini alabilmisti. sirplar'in en buyuk korkusu rusya'nin bir kez daha yardima gelme konusunda elini korkak alistirmasiydi.

    ayni donemde ingiltere "ipimle kusagim, sikimle dasagim" modunda geziyordu cunku donanmasi cok guclu bir ada devleti olarak kimsenin kendisine saldiramayacaginin farkindaydi. ingiltere ozellikle sanayii devriminden sonra somurgeciligin de getirdigi buyuk bir zenginlige kavusmustu ve tekerine kimsenin cubuk sokmasini istemiyordu. 1700'lerden itibaren buyuk ugraslarla kurulan mevcut duzen en cok ingiltere'nin isine yariyordu ve bu ulke avrupa'da yikici bir savas cikmasina siddetle karsi cikiyordu.

    kisaca ingiltere isleri iyi giden ve musterileri korktugu icin islerinin bozulmamasin diye disarda kavga etmeye hazirlanan gencleri ayirmaya calisan bir bakkal gibiydi. ingiltere ile fransa arasinda bir dostluk vardi ama kagit uzerinde ingiltere'yi savasa katilmaya zorlayacak bir ittifak yoktu. ayrica savastaki almanya, rusya, avusturya gibi diger taraflar krallikla veya carlikla yonetiliyorken ingiltere'de cumhuriyet/demokrasi rejimi vardi ve bu ulke savasa girmek icin halki ve muhalefeti de ikna etmek zorundaydi. diger ulkelerin ellerini kollarini baglayan boyle bir zorunlulugu yoktu.

    modern almanya'nin kurucularindan biri olarak kabul edilen otto van bismarck yillardir denge politikasi yonetiyordu. bismarck o siralarda giderek guclenen rusya'nin dunya'da en onemli ulkelerden biri haline gelecegini yillar onceden kestirmisti ve rusya'yi mutlu etmenin onemini kavramisti. rusya memnun tutuldugu surece ingiltere veya fransa'dan bir veya ikisinin kizdirilmasi cok onemli degildi. rusya'nin kizdirilmasi ise ingiltere veya fransa ile beraber iki cephede savasmak anlamina geliyordu. sonradan gelen alman diplomatlar bu cok onemli konuyu atlamisti ve bunun bedeli cok agir olacakti.

    1800'lerin sonlarina dogru dunyada diplomasi en onemli silah haline gelmisti ve son donemde ortaya cikan yikici silahlar yuzunden kimse savasa girmek istemiyordu. zira eskiden savaslar genis meydanlarda iki ordu arasinda oluyordu ve birkac saat veya 2-3 gun suren savas sonunda ordulardan biri galip geliyordu. modern donemde savaslar sehirlere tasinmisti, aylarca veya yillarca surebiliyordu ve yikici etkileri uzun sure devam ediyordu. bu yuzden ulkeler savasa girme konusunda eskiden oldugu kadar aceleci davranmiyorlardi.

    peki savas nasil cikti da bu kadar buyudu? alman kayzeri 2. wilhelm diplomasi konusunda pek yetenekli degildi ve otto bismarck ile fikir ayriliklarina dusunce kendisinin emekliligini istemisti. otto bismarck sahneden dusunce almanya diplomasiye daha az onem vermeye baslamisti. devlet yeni kurulmasina ragmen kisa surede super guc seviyesine gelmisti ama bir super gucun gormesi gereken saygiyi gormedigine inaniyordu. fransa basta olmak uzere avrupa'nin geri kalaniysa almanya'nin bu kadar kisa surede super-guc seviyesine cikmasindan rahatsizdi. bu bilgileri cebimize koyalim cunku yazinin geri kalaninda bu bilginin onemi anlasilacak.

    daha once dedigim gibi sirbistan ile avusturya-macaristan arasinda uzun suredir devam eden surtusmeler vardi. sirp gencler zaman zaman avusturya-macaristan tarafina gecerek eylemlerde bulunuyordu. bu hareketler avusturya-macaristan devletini rahatsiz ediyordu. malum suikastten once bazi teror saldirilari da olmustu ve avusturya her seferinde bundan duydugu rahatsizligi dile getirmisti. sirbistan da avusturya'yi icislerine karismaya calismakla sucluyordu. iki ulke arasindaki kriz giderek buyuse de kimse bunun bir savas cikartacagini, ustelik bu savasin tum dunya'ya yayilacagini tahmin edemezdi (daha yillar onceden "balkanlar'a dikkat edin, tum dunya'yi savasa surukleyecekler" diyen otto bismarck haric). sirbistan ne zaman sinirlense buyuk abisi rusya'ya, avusturya da ne zaman sinirlense buyuk abisi almanya'ya gidip sikayet ediyordu. rusya sirbistan'i himayesi altina almisti (kagit uzerinde olmasa da) ve almanya ile avusturya arasinda resmiyete dokulmus bir ittifak vardi.

    malum suikastten sonra bir ay boyunca ortam sessiz ve sakindi. avusturya bu suikaste nasil cevap verecegini henuz bilmiyordu ve rusya ile fransa olanlari uzaktan fazla endiselenmeden izliyordu. o donemde abraham lincoln basta olmak uzere bir cok devlet liderine suikastler duzenlenmisti ve kimse bunun sonucunda kimseye savas ilan etmemisti. zaten oldurulen prens ferdinand da ulkede pek soz sahibi olmayan biriydi. kendisi kraliyet ailesinden gelmeyen siradan bir kadinla evlendigi icin kraliyet ailesinde kendisine pek sicak bakilmiyordu. avusturya olayi bir ultimatomla gecistirmek istiyordu. almanlar da avusturya'yi gaza getirmek icin vargucleriyle ugrasiyordu.

    almanlar avusturyalilar'a "bak kocum, bu sirbistan yillardir balkanlarda bir ciban gibi buyuyor ve ne zaman eline onlari ezmek icin bir sans gecse geri ceviriyorsun. sirbistan avrupa'da soz sahibi bir guc olmadan once onu bitirmek icin bu son sansin ve elinde gayet guzel bir bahane de varken bu firsati bok etme. zaten ne olursa olsun arkanda duracagiz. kapi gibi almanya arkandayken kimse sana dalasamaz" benzeri sozlerle telkinde bulunuyordu. aslinda isler bu kadar da basit degildi. bazi ust duzey alman diplomatlar imparator ikinci wilhem'den izinsiz ve habersiz olarak avusturya'yi gaza getiriyordu ve ikinci wilhem sirbistan'la masaya oturulmasina sicak bakiyordu. ona gore en kotu ihtimalle belgrad sehrine asker cikartilip sirplar masaya oturup pazarlik yapmaya ikna edilebilirdi ama ne olursa olsun savas cikmamaliydi. danismanlari tarafindan oyuna getirildigi icin avusturya'nin savas ilanini sonradan haber alan wilhem'in artik yapabilecegi pek fazla bir sey kalmamisti.

    avusturyalilar sonunda ikna olmustu ve savasa hazirlanmaya baslamisti ve hesaplamalara gore 6-7 hafta icinde hazir hale gelecekti ama almanlar hala memnun degildi, zira suikastin dunyada yarattigi etki giderek azaliyordu ve suikasti savas icin bahane olarak kullanmak isteyen avusturya'nin suikastin etkileri gecmeden veya unutulmadan harekete gecmesi gerekiyordu. aradan aylar gectikten sonra suikast unutulacakti ve kimse avusturya'nin iyi niyetine inanmayacakti.

    avusturya-macaristan devleti suikastten tam 1 ay sonra sirbistan'a sert bir ultimatom verdi ve 10 istekten olusan bir liste verip isteklerinin yerine getirilmemesi sonucunda savas cikacagini belirtti. sirbistan'dan istenen sartlar cok agirdi ve avusturya buna gelecek olan cevabin hayir oldugunu zaten bildigi icin ordusunda seferberlik ilan etmisti. bunun uzerine sirplar hic vakit kaybetmeden rusya'ya telgraf cektiler ve rusya'daki elcileri vasitasiyla rus carina ulasip "eger yardim etmezseniz dayanmamiz mumkun degil" mesajini ilettiler. bundan bir gun sonra rus ordusu da "seferberlik icin hazirlik" ilan etti. bu seviye olarak seferberligin bir altiydi.

    ilginctir ki avusturya-macaristan sirbisan'a savas ilan etmeden hemen once sirbistan ordusunun en rutbeli generali (bir diger deyisle genelkurmay baskani) olan radomir putnik budapeste'de tatil yapiyordu. avusturyalilar once kendisini tutuklasalar da, daha sonra savasi baslatmadan once kendisine ozel bir tren tahsis ederek ulkesine sag salim donmesini ve ordusunun basina gecmesini sagladilar. gorunuse gore birinci dunya savasi tarihteki son "centilmence" savas olacakti.

    avusturya sirbistan'a savas ilan ettikten dakikalar sonra avusturyali toplar belgrad'i bombardiman altina almaya basladi. bu bombalamanin yogunlugu zaman zaman artip zaman zaman azaliyordu ve henuz sirbistan'in isgali baslamamisti. sirplar bombardimanin bir an once bitirilmesi icin fransa ve rusya'dan yardim istiyordu.

    bir yanda avusturya-macaristan, diger yanda rusya hazirliklara baslamisti ama henuz kara savasi baslamamisti. kapali kapilar ardinda pazarliklar devam ediyordu ve savasin onlenmesi icin hala bir umut vardi. almanlar rusya'ya "seferberligi iptal edin ve askerlerinizi geri cagirin. avrupa'da savas cikartmaya hakkiniz yok" mesajini ilettiler. bununla beraber almanlar savasin cikacagini ve rusya ile karsi karsiya kalacaklarini biliyorlardi cunku devletin basindaki 2. wilhelm diplomatik olarak pek guclu sayilmazdi (bkz: birkac paragraf oncesi).

    alman imparatoru 2. wilhelm ile rus cari 2. nikolas arasinda bir kusak once gerceklesen bir evlilik sebebiyle akrabalik vardi. bu iki lider arasinda telgraf trafigi baslamisti. almanlar gelen telgraflarin tonundan dolayi ruslar'in kendilerinden cekindigini anlamisti. bir yandan ruslar'a "avusturya'nin savastan vazgecmesi icin ne gerekiyorsa yapacagiz" diyen wilhem bir yandan da etrafindaki diplomatlara "rusya seferberlik ilan ederse biz de hic vakit kaybetmeden seferberlik ilan edecegiz" diyordu. almanlar'a gore rusya'nin seferberlik ilan etmesi basli basina bir savas nedeniydi. ruslar ilan ettikleri seferberlik hazirliginin almanya'yla alakasi olmadigini ve sadece avusturya'ya karsi alinmis bir tedbir oldugunu soylese de almanlar ikna olmus degildi.

    ayni saatlerde ingilizlerle gorusen fransizlar savasi diplomatik olarak engellemeye calisiyordu. ruslar'in seferberlik ilan etmesi halinde almanlar'in bunu savas bahanesi olarak kullanacagini cok iyi bilen fransizlar once ruslar'a ulasip almanlar'i kizdiracak hicbir sey yapmamalari konusunda uyardiktan sonra almanya'ya da savasa girmemesi konusunda uyari gonderdi. almanya hem fransa ile hem rusya'yla savasmak zorunda kalacagini, her iki cephede de tutunmasinin zor oldugunu bildiyordu. yine almanlar'in hesabina gore fransa'nin savasa hazirlanmasi 2-3 hafta, rusya'nin hazirlanmasi 7-8 hafta surecekti.

    buna gore almanya fransa'ya saldirip 5-6 hafta icinde fransa'yi savasdisi birakabilirse daha sonra doguya donup tum gucuyle rusya'ya karsi savasabilirdi. boylece ayni anda iki cephede savasma zahmetinden kurtulmus olacakti. bu durumda almanya'nin rusya'dan daha hizli bir sekilde seferberlige girmesi ve ruslar henuz savasa hazir hale gelmeden fransa'ya saldirip ulkeyi ele gecirmesi gerekiyordu. yani almanya'nin diplomasiyle kaybedecek vakti yoktu.

    fransizlar ingilizler'e gidip yardim isteyince ingiltere fransa'yi sakinlestirmeye calisti. ingiltere son yillarda cok zenginlesmisti ve mevcut sisteme comak sokulmasini istemiyordu. almanlar fransizlar'a "rusya ile savasa girecegiz ama size dokunmayacagiz. yine de biz rusya'ya saldirirken sizin bize saldirmayacaginizdan emin olmak istiyoruz. eger almanya-fransa sinirindaki tum askerlerinizi cekerseniz ve buradaki fortlari (savunma mevzileri, kaleler...vs.) gecici olarak bize birakirsaniz rusya ile isimiz biter bitmez bu bolgeyi yeniden size verecegiz" dediler. fransizlar bunun kabul edilemeyecek bir sey oldugunu belirttiler.

    artik savasin onlenemeyecek oldugunu anlayan fransa (ayni yillar sonra ikinci dunya savasi zamaninda olacagi gibi) ingiltere'yi savasin icine cekmek ve guclu bir muttefik kazanmak istiyordu ama ingiltere'nin tuzu kuruydu. kaldi ki savastaki diger ulkelerin aksine ingiltere'nin kraliyet ailesi sembolikti ve ulkede alinan tum kararlar meclisin onayindan gecmek zorundaydi. mecliste boyle bir savasi destekleyen ne kadar uye varsa desteklemeyen de o kadar vardi. ingiltere olasi bir savasta tarafsizligini aciklamaya hazirlaniyordu ama savasin da cikmamasi icin perde arkasinda diplomatik caba sarfediyordu.

    fransizlar bir yandan savas icin hazirlanmaya baslamisti ve askerlerine sessizce hazirlanma emri vermisti ama bir yandan da ingiltere'nin gozunde "saldiran taraf" olarak gozukmek istemedikleri icin mumkun oldugunca sessiz davraniyorlardi. ornegin fransiz askerlerin uniformalariyla trene binmesi yasakti ve fransa-almanya sinirindaki askerler sinirin 10 km ic tarafina cekilmisti. fransizlar almanlar harekete gecmeden bir mermi bile atmayacakti ve ne olursa olsun saldiran tarafin almanya oldugunu dunya'ya (ve ingiltere'ye) gostermis olacakti.

    bir yandan alman generaller ve savas yanlisi diplomatlar wilhelm'e baski yaparken diger yandan da rus generaller ve savasci diplomatlar nikolas'a baski yapiyordu. iki lider de diplomatik olarak cok guclu sayilmazdi ve israrlar karsisinda pes etmeleriyle biliniyordu. mesela wilhem'in onceki yillarda diplomatlarin baskilarina dayanamayarak defalarca istifa etmenin esigine geldigi ve nikolas'in da ne zaman yogun bir diplomatik baski altinda kalsa birkac haftaligina sehir disina cikip kafa dinlemek icin uzun tatillere ciktigi biliniyordu.

    bu yuzden once ruslar "seferberlik hazirligi" seviyesinden "seferberlik" seviyesine gectiler ve bunu 48 saat icinde almanlar izledi. bundan sonra wilhem ve nikolas'in telgraflasmalari devam etti ve iki taraf da karsisindakine "seferberlik ilan etmemiz savas ilan ettigimiz anlamina gelmiyor, baris umutlari hala tukenmis degil" mealinde mesajlar yolladi. buna ragmen herkes biliyordu ki savasin durdurulmasi icin artik cok gecti. kilic kinindan cikmisti ve kilicin kan dokulmeden kinina geri donmesi mumkun degildi.

    yukarda bahsettigim uzre almanya'nin savas plani henuz rusya hazirliklarini tamamlamamisken fransa'yi kisa surede yenerek savasdisi biraktiktan sonra yalniz kalan rusya'ya dalma uzerine kuruluydu. bu durumda zaman almanya'nin aleyhine isliyordu cunku rusya ve fransa savas hazirliklarina baslamisti. almanya'nin pazarlik masasinda kaybedecegi her gun zararinaydi. ne olursa olsun fransa savastan dusmeden rusya savasa girmemeliydi. almanlar ya savasa hemen girmeliydi ya da hic giremeyecekti. almanya vakit kaybetmeden orijinal planini tatbik etmeye ve fransa'ya saldirmaya karar verdi.

    almanya fransa'ya saldirmadan hemen once cok ilginc bir olay yasandi. ingilizler alman kayzeri wilhem'e telefonla ulasarak "rusya'yla savasmak istiyorsaniz savasabilirsiniz ama fransa'ya saldirmayin. ingiltere fransa'nin almanya'ya saldirmayacagina dair garanti vermeye hazir" diyecekti. bunun uzerine sevincten ne yapacagini sasiran wilhem, "bati cephesine gerek kalmadi, tum gucumuzle dogu cephesine saldirip rusya'yi maglup edebiliriz" dedi. bununla beraber olaylarin basindan beri kendisini gaza getirmeye calisan general helmuth von moltke yine bir cinlik pesinde oldugu icin "efendim ingiltere'ye guvenebilir miyiz? biz tum askerleri rusya'ya yigdiktan sonra fransa'nin savunmasiz kalan topraklarimiza saldirmasini kim engelleyebilir ki?" seklinde telkinlerde bulunarak wilhem'in fikir degistirmesini sagladi. eger wilhem bu generalin sozunu dinlemeseydi birinci dunya savasinin seyri tamamen degisebilirdi. gerci sonradan ingilizler de "biz fransa adina hicbir garanti vermedik" diyecekti ama bu baska bir konu.

    savasin basinda almanya'nin 2 milyon ve avusturya'nin 1.5 milyon olmak uzere bu ittifakin 3.5 milyon askeri vardi. fransa'nin 1.8 milyon, sirbistan'in 300 bin ve rusya'nin 3.5 milyon askeri mevcut olmak uzere bu ittifakin ingiltere haric 6 milyona yakin askeri vardi. asker sayisi olarak almanya gerideydi ve savas ilerledikce daha da geri dusecekti cunku savasa sonradan almanya'nin karsisinda katilacak olan ingiltere ve abd gibi ulkeler vardi. ustelik ingiltere ve fransa'nin sahip olduklari onlarca ulkeden getirecegi milyonlarca somurge asker hesaba katilmamisti bile.

    sonunda fransa'nin almanya'yi kotu taraf olarak gostermeye dayali olan plani tutacakti ve almanlar "saldirgan taraf" olmakla kalmayip baska suclar da isleyecekti. almanlar yillar sonra hitler'in bile "cok buyuk bir hata" diyecegi bir harekette bulundular (gerci cok benzerini ikinci dunya savasinda yeniden yapacaklardi). fransa'ya saldirmak isteyen almanya fransa'nin sinira yigdigi askerleri, gozlem kulelerini, savunma hatlarini, hendekleri ve mayin tarlalarini goze almak istemiyordu. bunun yerine kuzeyden dolasip belcika uzerinden fransa'ya dalmak istiyordu cunku fransa-belcika siniri neredeyse tamamen savunmasiz durumdaydi.

    almanya fransa'ya saldirmak uzere belcika'ya asker cikartmadan once belcika kralina haber verip "ulkenizi isgal etme gibi bir planimiz yok, sadece fransa'ya saldirirken topraklarinizdan gecmeyi planliyoruz" seklinde bir mesaj gecti. belcika krali bunu bir hakaret olarak gordu ve alman askerleri ulkesine ayak basarsa bunun savas nedeni olacagini ilan etti. bunun akabinde binlerce belcika askeri gerek hendek kazarak gerek cesitli yerlerde pusu kurarak savunma pozisyonu aldi. belcika bir yandan da ingiltere'den yardim isteyecekti (ikinci dunya savasinda da aynisi polonya'da olmustu).

    o ana kadar baslamasi muhtemel savasta tarafsiz oldugunu belirten ingiltere belcika'nin isgali halinde ayni ikinci dunya savasinda polonya isgal edildiginde yaptigi gibi fikir degistirecekti. almanya kagit uzerinde tarafsiz bir ulke olan belcika'ya asker sokmustu ve otomatikman savasta "saldirgan" olan taraf haline gelmisti. bu da avrupa'nin gozunde almanya'nin itibarini sifirlamisti. bunun uzerine italya almanya ile olan ittifakina son verdi. italyanlar "aramizdaki ittifak saldiri ittifaki degil savunma ittifakiydi" diyecekti ve almanlar'in tum itirazlarina ragmen onlari cephede yalniz biracakti.

    bu arada almanya ile avusturya arasinda da anlasmazlik olmustu. avusturya kendisi sirbistan'a saldirirken almanya'nin kuzeydoguda rusya'yi oyalayacagini dusunuyordu ama almanya'nin ilk hedefi fransa'yi safdisi etmekti. avusturya'nin almanya'nin fransa'ya saldiracagi konusunda hicbir fikri veya bilgisi yoktu. almanya kendisi fransa'ya saldirirken avusturya'nin gerekirse rusya'yi oyalayacagini, fransa'yla isi bitince de avusturya'yla beraber rusya'yi yeneceklerini dusunuyordu. iki taraf arasindaki anlasmazlik sorunlara yol acacakti.

    almanya bu arada luksemburg'a da girmeyi ihmal etmedi ve bu kucuk ulkeye girerken "kardes kusura bakmayin, amacimiz size saldirmak degil, fransa'ya saldirip bir de bir arkadasa bakip cikacagiz" dedi ama luksemburg ufacik boyutuna ragmen yaygara cikartinca bu ingiltere'nin savasa girme konusunda elini guclendirdi. bu arada sunu not olarak ekleyeyim: o donemde dunya nufusunun yarisindan cogu fransa ile ingiltere'nin somurgesi durumundaydi ve almanya'nin somurgesi olmadigi icin disardan kaynak ve asker destegi almasi zordu.

    alman askerleri belcika'ya girerken hic direnisle karsilasmayi beklemiyorlardi. sonucta belcika'nin direnmek icin ne gucu ne de bir sebebi vardi ve alman askerleri belcika'yi gecis yolu olarak kullanacakti. almanlari ilk sasirtan gelisme o gune kadar hic savas tecrubesi olmayan belcikalilar'in beklenenin cok uzerinde bir direnis gostermesi oldu. oyle ki alman askerleri belcika sinirini gectiklerinde onlerindeki bir cok koprunun havaya ucurulmus oldugunu gorduler.

    belcika topraklarinda biraz daha ilerleyen almanlar pusuya dustuklerini anladiklarinda gec kalmislardi cunku uzerlerine her yonden yuzlerce mermi yagiyordu. yagmur gibi yagan mermiler her saniye 4-5 alman askerini yere seriyordu. bir sure sonra olen alman askerlerinin cesetlerinden tepeler olustu ve canli kalan askerler bu ceset tepelerinin arkasina saklanarak canlarini kurtardilar. almanlar bir gunde bastan basa gecmeyi bekledikleri belcika'da haftalarca direnis gorecekti. bu fransizlarin da zaman kazanmasi demekti ve almanlarin surpriz avantaji ortadan kalkacakti.

    bu arada almanya'nin belcika'yi isgalinden bahsedip erich von ludendorff'tan bahsetmemek olmaz. almanya'nin efsane komutani olan bay ludendorff savas boyunca bir cok kahramanlik gostermisti. alman komutani efsane yapan detaylardan biri savas cikmadan birkac ay once yillik iznini kullanarak tatile cikmasi, tatilde belcika'ya gidip alman askerlerinin gecmesi olasi olan yollari, kopruleri, buralarda pusu kurulabilecek yerleri, savunma mevzilerini ve cografi sekilleri tek tek inceleyerek bolca not almasi, zaman zaman krokiler ve resimler cizmesi ve tatildeyken bile savas planlari yapmasiydi.

    almanya belcika deplasmaninda zorlansa da eninde sonunda 3 puanla dondu ve fransa'ya 3 koldan girmeye basladi. fransizlar ulkelerini savunmak icin ingiltere'nin destegine muhtacti. taktiksel detaylari bir kenara koysak bile fransizlar lojistik olarak pek ustun sayilmazdi. ornegin o donemde alman ve rus ordulari yeni uniformalar ve metal migfer giyerken fransiz askerleri hala napolyon donemindeki gibi parlak kiyafetler ve kep giyiyordu. bu da catismada onlari dezavantajli bir duruma sokuyordu.

    almanlar fransa'ya saldirmadan once iki ordunun durumundan bahsetmekte de fayda var. fransa o donemde dunya'da bir cok somurge sahibiydi ve fransiz askerlerinin dunya'nin bir cok ulkesinde savas tecrubesi vardi. almanlar'in pek savas tecrubesi yoktu ama savastan once cok yogun bir idman temposuna tabi tutulan alman askerleri savas gormus kadar olmustu. ayrica almanlar'in en guclu tarafi topcu birliklerinin cok isabetli atislar yapabilmesi ve koordinat hesaplamalarinda essiz olmasiydi. fransiz askerleri hizlica manevra yapabilmek icin agir toplari geride birakmisti. birinci dunya savasinda tum cephelerde olen askerlerin %60'inin topcu atesiyle oldugunu not olarak eklersek topcu atesinin bu savasta ne kadar onemli oldugunun altini cizmis oluruz.

    alman ordusu ile fransiz ordusu karsi karsiya geldiginde tarihte ilk kez sayilari milyonlari bulan iki ordu yuzlerce km'lik bir cephe hattinda karsi karsiya gelmisti. carpismalarda bazen almanlar bazen fransizlar ustun geliyordu. bazen 100 metrelik bir ilerleme icin binlerce asker telef oluyordu. genelde savas ortasaha mucadelesi seklinde gecse de iki tarafta da hucuma donuk komutanlar vardi ama ani cikislar kanli savunmalarla bastiriliyordu.

    almanlar dogu cephesinde rus askerlerinin hazirliklari tamamlanmadan fransa'yi alip sonra tum gucuyle rusya'ya dalmak istiyordu ama bu plan suya dusmuse benziyordu. zira ilk birkac hafta sonunda hala istenen ilerleme kaydedilememisti. almanya mecburen iki cephede birden savasacakti.

    bu arada almanya'yi uzen bir baska gelisme daha oldu ve avusturya-macaristan ordusuna karsi hucuma gecen sirplar hic beklenmedik bir zafer kazandi. yukarda bahsettigim uzre almanlar avusturya henuz savasa hazir degilken bu ulkeyi sirbistan'a bir an once savas ilan etmesi icin gaza getirmisti ve avusturya bunun bedelini cok agir bir sekilde odemek zorunda kalmisti. avusturya-macaristan ordusu kendisinden daha zayif olan sirbistan karsisinda yedigi darbe yuzunden afallamisti ve rusya'dan gelebilecek herhangi bir saldiriya karsi avusturya'nin direnmesi mumkun gozukmuyordu. bu durumda almanya hem fransa-ingiltere koalisyonuyla hem de rusya'yla tek basina mucadele etmek zorunda kalacakti ve neredeyse tum dunya'ya "siz hepiniz ben tek" cekecekti.

    bu arada ingiliz ordusuna da ayri bir parantez acmak gerekiyor. ingilizler o donemde dunya'da bir cok somurge sahibiydi ama ingiliz ordusunun mevcudu o kadar buyuk sayilmazdi. ingilizler'in gucu deniz kuvvetlerinden ve teknoloji kullanimindan geliyordu. ornegin afrika'daki bir ulkeyi somurgelestirmek isteyen ingilizler buraya gemilerle 2-3 bin asker cikartiyordu ve makineli tufeklerle donanmis bu askerler 30-40 bin afrikali askeri telef edebiliyorlardi. ingilizler tum paralarini deniz kuvvetlerine ayirmisti ve almanlar da paralarinin cogunu kara kuvvetlerine ayirmisti. ingilizler alman kiyilarina gemilerle gelip asker birakabilirlerdi ama yeterince askerleri yoktu. fransizlar'in yardim istegine sadece 70 bin askerle cevap verebilen ingiltere'nin yardimi bu yuzden yetersiz kalmisti.

    almanya fransa'yla mesgulken rusya savasa beklenenden daha once girmisti ama ruslarin savasa girme konusunda biraz aceleci davrandigi ortaya cikmisti. bir anda cepheye 500 bin asker suren rus ordusu bu askerleri cepheye hazirliksiz, idmansiz ve tedariksiz bir sekilde yola cikartti. askerlerin bazilarinin ayaginda bot bile yoktu ve cephane konusunda da buyuk sikintilar vardi. almanlar 2 milyona yakin askeri bati cephesine yigmislardi ve doguda sadece 200 bin kadar alman askeri vardi. ruslar en basta fazla direnisle karsilasmadan sehirleri ve kasabalari birer ikiser ele gecirdiler. fransizlar "birkac hafta daha dayanabilirsek ruslar berlin'i alip savasi bitirebilir" diye umutlanmaya baslamisti.

    ama almanlarin uyanmasi cok uzun surmedi. ruslar'in cephede yaptigi taktiksel hatalar, hazirliksizlik ve komutanlarin aralarindaki kavga ve didismeler almanlar'a avantaj sagladi. almanlar berlin'e dogru ilerlemekte olan rus ordusunu ozellikle ormanlik ve nehirlerle kesilen arazinin de verdigi avantajla defalarca pusuya dusurup agir zayiatlar verdirdiler. catismalarin birinde 100 binden fazla rus askeri esir duserek calisma kampina yollanacakti. bazen rus komutanlar cephede o kadar bariz hatalar yapiyordu ki alman komutanlar "bunlar bizi tuzaga dusurmek icin kasten taktik yapiyorlar" diye dusunmeye baslamisti. ornegin alman ve fransiz komutanlar telsizlerde sifreli konusurken rus komutanlar kendi aralarindaki telsiz konusmalarinda acik ve net bir sekilde taktiklerini ve nereye saldiracaklarini anlatiyordu. bazi oldurulen rus askerlerinin uzerinde yazili olarak rus ordusunun taktik bilgileri bulunmustu. almanlar bu kadar bariz hatalarin olsa olsa "tuzak" olabilecegini dusunuyordu ama isler cok farkliydi. ruslar'in dogudaki ilerleyisi simdilik durmustu ve almanya yeniden tum dikkatini fransa cephesine verebilirdi.

    batida orta saha mucadelesi devam etse de fransa'nin defansi yorgun dusmeye baslamisti ve zaman zaman aciklar veriyordu. fransizlar kisa surede alman topcu atesi ve alman hucumlari sayesinde ceyrek milyon asker kaybetmisti. en basta bir hendek savasi yasaniyordu zira hem alman hem fransiz ordulari hendek kazip buradan dusmana ates ediyordu ve zaman zaman iki taraf da sungu takip hucuma cikiyordu. fransizlar bu isin boyle devam etmeyecegini anlayinca tamamen savunma savasina donmeye karar verdiler.

    fransizlar artik sungu takip almanlara hucum etmek yerine oyunu kendi yari alanlarinda kabul edeceklerdi ve almanlarin hucumlarini kontrol altina almaya calisacaklardi. ironiktir ki almanlar her ne kadar buyuk savasta isgalci taraf olsa da cephelerde savunma savasi yapiyordu ve fransizlar savunmada olsa da hucum ustune hucuma kalkip her seferinde agir kayiplar vererek geri cekilmek zorunda kaliyordu. kisaca fransizlar "en iyi savunma hucumdur" felsefesiyle oynarken almanlar hilal taktigi benzeri bir taktikle fransizlar'i uzerlerine cekip imha ediyordu.

    bir sure sonra fransiz askerler paris'e dogru geri cekilmeye basladi ve almanlar ilerleyise gecti. almanlar fransa cephesinde epeyce kazanim saglamisti ve fransa'nin bundan sonra kisa bir sure sonra dusecegine inaniliyordu. fransiz askerleri yuruye yuruye geri cekilirken alman askerleri de onlari yurume hizinda takip ediyordu. acikcasi her iki ordu da yorgun dusmustu ve askerlerin tasidigi yukler fazlaca agir geliyordu. kimse savasin bu kadar uzayacagini tahmin etmemisti ve yine o gunlerde kimse savasin bundan sonra 4 yil daha devam edecegini bilemezdi. her hucumdan sonra iki taraftaki komutanlar da "bir sonraki hucumda dusmani bitirmis oluruz" diye dusunuyordu ve her seferinde yaniliyordu.

    fransa dusmese bile cephedeki mevcut alman askerleri simdilik bu cephe icin yeterli gibiydi ve avusturya'dan kotu haberler geliyordu. almanlar dogu cephesinde ruslar'i geri puskurtmustu ama ruslar bu kez daha da buyuk bir orduyla geri gelmisti ve avusturyalilar'in rus ordusu karsisinda tutunmasi imkansizdi. bu yuzden alman komutanlar onceligi yeniden avusturya'nin zorlandigi dogu cephesine verme karari aldi. bu yuzden fransa cephesindeki askerlerin bir kismi doguya yollandi. bu hareket almanya'nin fransa cephesindeki elini zayiflatacakti.

    fransa'ya yardima gelen ingilizler de pek faydali olamamisti. almanlar her iki cephede de oldukca basarili bir sekilde ilerlemeye devam ediyordu. o gune kadar dunyada gerceklesen savaslarin %99'u bir veya birkac gun icinde baslayip bitmisti ve yillarca surebilecek bir savas tarihte esi benzeri cok nadiren gorulmus veya hic gorulmemis bir seydi. bu arada onceden ongorulemeyen uc problem ortaya cikti: 1) savasta iki taraf da epeyce cephane kullanmisti ve geriye kullanacak fazla cephane kalmamisti, 2) iki tarafta da binlerce olu, yarali ve hasta vardi ve cepheye surecek fazladan asker kalmamisti, 3) askerlerin erzagi tukenmeye baslamisti ve savastaki tum ulkeler ordularini doyurabilmek icin halkin yiyeceklerine el koymaya baslayacakti. bunun da ne kadar surdurulebilir oldugu supheliydi.

    bu konuda ingiltere ve fransa almanya'ya gore daha sansliydi cunku alman ordusunun neredeyse tamami almanlar'dan olusuyordu ama ingiltere ve fransa'nin asker ve diger kaynaklari toplayabilecegi bir cok somurgesi vardi. ingiltere avustralya, yeni zelanda, kanada, hindistan gibi somurgelerinden gemilerle asker ve erzak toplarken fransa da afrika'daki somurgelerine ayni amacla haber saldi. almanlar ise ulkedeki gencleri silah altina almak zorundaydi. bu durum savasin dengesini degistiren unsurlardan biriydi. savasin geri kalaninda almanlar hem askerlerini hem de cephanelerini hesapli kullanmak zorundayken ingiltere ve fransa "hile kodu" yazmis ve sinirsiz asker kaynagina ulasmis gibiydi.

    almanlar paris yakinlarina gelmisti ve fransizlar paris'i canlari pahasina savunmak icin hazirliklara baslamisti. sehrin her tarafinda savunma mevzileri guclendirilmisti ve cesitli sehirlerden askerler getirilmisti. paris'in dusme ihtimaline karsi fransa hukumeti ulkenin bati kiyilarina tasinmisti. fransizlar almanlar paris'e gelmeden once son kez bir saldiriya gecip almanlar'i sehrin disinda durdurmak istiyordu. az sayida askere sahip olan ingilizler de mevcut askerlerini riske atmak istemiyordu. gunlerdir yorgun argin bir sekilde geri cekilmekte olan fransiz askerlerinin geri donup saldiriya gecmesi imkansiza yakindi ama elde baska care de yoktu. bunun yapilabilmesi icin once cephedeki komutanlarin degismesi gerekiyordu. savunma mentalitesine sahip olan komutanlar hucum mentalitesine sahip komutanlarla degistirildi. daha sonra uzun ugraslar sonunda ingilizler de hucuma katilmaya ikna edildi.

    fransa-belcika sinirinda nadir gelisen ingiltere-fransa ataklarinda almanlar ummadiklari bir maglubiyet alinca cephede biraz geriye dustuler. ingiltere-fransa koalisyonunun ataklari beklenenden daha cok etki yapmisti, hatta oyle ki, bazi alman komutanlar savasi kaybettiklerini dusunmeye baslamisti. 1914 yilinin sonuna kadar almanya-fransa-belcika bolgesinde catismalar devam etti ve iki taraf da birbirine tam bir ustunluk kuramadi. paris'in dusme ihtimali epeyce azalmisti. zaten alman komutanlarin bircogu paris'in alinmasini cok gerekli gormuyordu. onlara gore paris'in alinmasi yerine fransa-almanya sinirindaki fransiz askerlerinin arkadan kusatilmasi daha faydaliydi. bu yuzden almanlar savasin sonuna kadar paris'e hicbir zaman saldirmadilar.

    1915 yilina girildiginde savasin seyri ve sekli degismeye basladi. en basta tas catlasa birkac hafta surmesi beklenen savas aylardir devam ediyordu ve tunelin ucundaki isik da ne almanlar icin ne de fransizlar icin gozukmuyordu. almanlar o ana kadar olan kazanimlarini elde tutmak icin siper kazip savunmaya gecmisti. bununla birlikte ada ulkesi oldugu icin yuzlerce yildir donanma kasan ingiltere'nin denizlerde kayitsiz sartsiz bir ustunlugu vardi ama alman denizaltilar ingilizler'in gemilerini birer birer batirmaya baslayinca bu ustunluk epeyce zayifladi.

    catismalar devam ederken almanya osmanlilar'i, ingiltere de abd'yi savasa dahil etmek istiyordu. abd'nin savasa dahil olmasi ingiltere'nin denizlerdeki hakimiyetini geri getirebilirdi ve ingiltere icin bu cok onemliydi. almanya osmanlilar'in savasa dahil olmasini istiyordu cunku osmanlilar'in ortadoguda epeyce topragi ve nufuzu vardi. almanlar osmanli savasa dahil olunca islam halifesinin "cihat ilan etmesi" halinde muslumanlardan olusan ingiliz somurgelerde isyan cikacagindan emindiler. boylece savas ortadogu ve afrika'ya sicrayacakti ve ingiliz/fransiz ordulari da ayni alman ordusu gibi cephelere bolunmek zorunda kalacakti.

    osmanlilar savasa dahil olmasina dahil olacakti ama kimse halifeyi cukune takmayacagi icin bu almanlar'in istedigi etkiyi yapmadi. hatta almanlar'in istediginin tam tersi olmustu ve ingiliz somurgelerindeki muslumanlar ingiltere'ye karsi degil osmanlilar'a karsi isyana cikmisti. kuskusuz birinci dunya savasinin cikmasinda en az soz sahibi ve en az sorumluluk sahibi olan ama savasin sonucunda en fazla zarar goren taraf osmanlilar olacakti.

    almanya acisindan simdilik savasta denge vardi ama savasa abd'nin dahil olmasi isleri degistirebilirdi. abd o sirada savasa katilip katilmama konusunda cok buyuk bir tereddut ediyordu. savas yuzunden avrupa'daki altyapi cok zayiflamisti ve abd avrupa'ya silah, cephane ve cesitli urunler satarak epeyce para kazanmisti. abd icinde bazi devlet adamlari avrupalilar'a bakip "ibneler yesinler birbirlerini" derken bazi devlet adamlari da "geldigimiz yeri unutmayalim beyler, dune kadar biz de avrupaliydik" diyordu.

    amerikalilar savasa katilip katilmamayi dusunedursun, alman denizaltilar sivil gemilere de saldirmaya baslamisti. ingiliz savas gemileri alman denizaltilar tarafindan patir patir batirilmaya baslayinca ingiliz gemiler bazi bolgelerden cekilmisti ama sivil ve ticari gemiler o donemde dokunulmazliklari oldugu icin yolculuga devam ediyordu. alman komutanlar savasin uzamasiyla beraber bazi etik kurallarin artik islememeye basladigini ve savasi bir an once bitirmek icin gerekirse sivillerin katledilebilecegini dusunmeye baslamisti. zaten ingilizler de sivil gemileri silahlandirmaya baslamisti.

    1915 yilinda almanlar ilk kez zeplin kullanarak savasa hava kuvvetlerini dahil ederken ingilizler de ilk kez tank kullanacakti. tanklarin dizayn edilis hikayesi de oldukca ilginctir. savasin basinda araba, jeep, kamyonet ve kamyonlari guclendirmek icin fazladan zirh kullanilmisti ama daha sonra savas cephenin aylarca belli bir hat uzerinde sabit kaldigi hendek savasina donunce bu araclarin kullanimi manasiz kalmisti. churchill bugunku is makinasi caterpillar sirketinin urettigi tarim amacli traktorlere zirh ve palet ekletip cephede hareket eden kale seklinde kullanmak istiyordu. ingiliz komutanlar bu fikri komik bulmustu ve almanlar'in bu araclari cephede gorunce gulecegini soylemisti. ustelik bu deney tutmazsa ingilizler dunya'ya rezil olacakti. churchill yine de inatciydi ve deniz kuvvetlerinden ayirdigi butceyle dunya'daki ilk savas tankini dizayn ettirdi. churchill bu tanklarin cepheye erkenden surulmesini istemiyordu cunku almanlar tanklarin farkina varinca aynisini onlar da uretmeye baslayacakti. bunun yerine tanklar gizlice uretilmeli, binlercesi uretilip almanlar'in ingilizler'i yakalamasi imkansiz hale gelince cepheye surulmeliydi. ingiliz komutanlar churcill'i dinlemedi ve henuz 50 tane tank uretilmisken bunlari cepheye surdu. boylece ingilizler'in ustunluk kurma sansi ortadan kalkmis oldu.

    yine ilk kez almanlar olmak uzere iki taraf da kimyasal silah kullanacakti ve iki tarafta da agir zayiatlara sebep olunacakti. savasa dahil olan osmanlilar canakkalede kahramanca bir direnis gosterse de diger cephelerde yerel halkin destegini alan ingilizler karsisinda fazla tutunamayacaklardi (not: canakkale savasini kendi basliginda ayrintili olarak anlattigim icin burada kisaca geciyorum).

    1915 yili boyunca almanya-fransa cephesinde pek degisiklik olmadi. iki ulke de sahip oldugu hatti tutmaya calisiyordu ve yapilan ilerleme girisimlerinde 100-200 metrelik bir ilerleme icin binlerce asker telef oluyordu ve bu iki tarafa da cok pahaliya magloluyordu. bu arada o zamanki savas sartlari hakkinda da birkac kelam etmekte fayda var. iki taraf da kilometrelerce boyunca uzanan siperler kazmisti ve askerlerin tum gunu ve gecesi bu siperlerin icinde geciyordu.

    sabah kalkar kalkmaz ellerine tufek alan askerler siperin icinde hazir halde bekliyorlardi ve catismalarin yogunlastigi gunlerde butun gun catisma yasaniyordu. geceleri de yine ayni siperlerde askerlerin dinlenmesi ve uyumasi gerceklesiyordu. bu da her zaman ideal sartlar altinda gerceklesmiyordu. mesela catismalarin yogun bir sekilde yasandigi gunlerde bazen sehit olan askerlerin cenazesinin kaldirilmasi icin gunler boyunca catismalarin yavaslamasi bekleniyordu.

    yogun catismalar yasanirken siperler cesetlerle ve olu ve yaralilardan akan kanlarla doluyordu. kanlar bazen dizboyuna kadar ulasip toprakla karisarak camura sebep oluyordu ve cesetlerin kesif kokusu gunlerce devam ediyordu. askerler geceleri bu sartlar altinda uyumak ve dinlenmek zorundaydi. cogu zaman catisma olmasa da yagan yogun yagmurlar sonrasinda siperler camur deryasinda donuyordu. cogu zaman cepheye sevkedilen askerler olene veya yaralanana kadar siperden cikmiyordu, yeri gelince bir ay boyunca ayni siperin ayni noktasinda zaman geciren askerler oluyordu. bu askerler acisindan oldukca zor bir durumdu. savasin basinda "tas catlasa birkac hafta" icin cepheye surulen askerler aylardir bu sartlarda savastigi icin cogu yorgun dusmustu ve kimsenin hucuma kalkacak hali yoktu.

    cephedeki bazi askerler travma yasiyordu ve bazi komutanlar travma yasayan askerleri korkaklikla veya hainlikle suclayip hapisten idama kadar bir cok cezaya maruz birakiyordu. bir sure sonra bunun boyle surdurulemeyecegi anlasildi ve on cephedeki askerlerle arka cephedeki askerler arasinda birkac haftada bir rotasyon yapma fikri ortaya atildi.

    1915 yilinda canakkale savasi yasandi ve fransa-almanya cephesi her ne kadar yavaslamalar gorse de balkanlarda ve ortadogudaki carpismalar siddetini arttirarak devam etti. almanlar balkanlarda toprak kazanirken ingilizler de ortadoguda nufuz ve toprak kazaniyordu. 1915 yili taraflarin cephelerde kucuk kazanimlar elde ettigi ama tam anlamiyla kimsenin savasi kazandiracak hamleyi yapamadigi bir yil olarak kayitlara gecti. 1915 bitip 1916 baslarken canakkale savasi bitti ve ingilizler hic beklemedikleri bir maglubiyet aldilar. bu da disardan destek alamayan rusya'yi neredeyse savas disina itecek bir gelismeydi.

    rusya'nin durumundan biraz daha bahsetmek lazim. ruslar cok sayida askere sahipti ama ulkede gerek ic karisikliklar, gerek sanayii uretiminin yeterli verimlilige ulasmamis olmasi, gerekse yasanan ekonomik kriz yuzunden cephelerde fazla tutunamayacak gibiydi. rusya'nin parasi tukendigi icin ingiltere araciligiyla abd'den kredi almaya baslamisti ve yine rus ordusunun mermi ve askeri muhimmatlari ingiliz fabrikalarinda uretiliyordu. ingilizler'in rus ordusuna para ve muhimmatlari ulastirabilmesi icin canakkale savasinin basariya ulasmasi gerekiyordu. ruslar bunu bilmelerine ragmen canakkale savasinda yardima gelmemisti. halbuki ingiliz gemiler canakkale bogazindan gecmeye calisirken karadeniz'deki rus gemileri cok rahat istanbul'a asker cikartabilirdi ve osmanlilar savas disi kalabilirdi. ruslar boyle bir hamlede bulunmalari halinde uzun yillardir sahip olmak istedikleri istanbul'un kendilerine verilmesini istiyordu ama ingilizler, fransizlar ve yunanlar da ayni sehre sahip olmak istedigi icin buna karsi cikiyordu. bu yuzden ruslar bir yandan ic karisikliklarla ugrasirken bir yandan da balkanlar'a yogunlasmaya calistilar.

    bu donemde almanlar cephedeki top ve makineli tufek sayisini arttirarak gerekli asker sayisini azaltma yoluna gitmisti. boylece askerler bati ve dogu cephesi arasinda daha efektif bir sekilde paylastirilabilirdi. ruslar 1915'in ilk aylarinda dogu cephesinde bazi kazanimlar elde ettiyse de almanlar'in sonradan yolladigi takviye askerler kaybedilen topraklarin onemli bir kismini geri almisti. savasin ilk yili geride kalirken rusya 4 milyon asker kaybederek savasta en fazla kayip veren taraf olmustu.

    bu arada italya 1 milyon asker toplayip seferberlik ilan etmisti ve savasa katilmaya hazir oldugunu iki tarafa da bildirmisti. herkes italya'nin savasa kimin tarafinda katilacagini merak ediyordu. acikcasi almanlar da ruslar da italya'ya balkanlarda toprak sozu vermisti ve italyanlar savasin gidisatini izleyip hangi taraf kazanmaya daha yakin gozukuyorsa savasa onun yaninda katilacakti. italya'daki katolik kilisesi ve sosyalistler savasa siddetle karsi cikarken sagci hukumet savastan karla cikmak istiyordu. mayis ayinin son haftasinda almanya'ya olmasa da onun artik bitme noktasina gelen muttefigi olan avusturya'ya savas ilan eden savasa dahil olmus oldu. boylece asker sayisi olarak zaten epeyce geride olan alman tarafi iyice geriye dusmus oldu.

    avusturyalilar almanya'nin italya'yi isgal etmesini istiyordu ama cephelerde zaten asker sikintisi ceken almanlar'in bu ise ayiracak askerleri yoktu. almanlar bir sekilde rusya'yi savasdisi birakip dogu cephesini kapatmak istiyordu ama rusya, ingiltere ve fransa arasindaki bir antlasmaya gore uc ulkeden hicbiri digerlerinden izin almadan almanya ile tek basina masaya oturmayacakti. ruslar'i savasdisi birakmak oldukca zor bir isti cunku bunu gerceklestirmek icin ya rusya'nin onemli bir kismini ele gecirmeniz ya da rus ordusunu bir daha savasamayacak kadar zayiflatmaniz gerekiyordu. almanlar'in eldeki askerlerle rusya'dan toprak kazanmasi mumkun degildi. tek care galicya ve polonya civarindaki rus askerlerini bir sekilde cember icine alip yoketmekti.

    almanlar her ne kadar rus ordusunu cember icine almayi basaramasa da ruslar'i galicya'dan atip polonya'daki rus askerlerine de agir zayiatlar verdirmeye devam edince rusya'nin buyuk sehirlerinde halk sokaklara dokulup eylemler yapmaya basladi. mevcut rus rejimi iyice zayiflamisti ve artik son demlerini yasamaktaydi. alman generaller bu firsattan istifade ederek rusya topraklarina saldirmak istiyordu ama alman diplomatlar yine ayni firsattan istifade ederek rusya'yi anlasma masasina oturtmak istiyordu, zira rusya'nin asker gucuyle fethedilmesi mumkun degildi ama savasdisi birakilmasi mumkun olabilirdi.

    savasa dahil olan italyanlar ilk is olarak kendilerine cografi olarak en yakindaki dusman olan avusturya'ya saldirdilar. o esnada her ne kadar avusturya ordusu bitik bir haldeyse italyan ordusu daha da bitik haldeydi. italyanlar savasa hazirlanmadan baliklama girmisti ve ilk aylarda avusturya karsisinda onbinlerce asker kaybedecekti ve tek karis bile toprak kazanamayacakti. ayni gunlerde ruslar da polonya'daki sehir ve koyleri birer birer terk ediyordu ve almanlar buralari hizla ele geciriyordu. agustos itibariyle ruslar varsova'yi bosaltmaya baslamisti. savastaki bati cephesi kilitlenmisti ama dogu cephesinde almanlar epeyce kazanim elde etmekteydi. savasin bati cephesiyle dogu cephesi arasinda daglar kadar fark vardi. mesela bati cephesinde milyonlarca asker aylarca carpisip yuzbinlerce kayip verirken 2-3 km toprak kazanimi olurken dogu cephesinde ufak carpismalardan sonra bile 50-100 km'lik toprak el degistirebiliyordu.

    ruslar'in geri cekilmesi uzerine ruslar'in savastan tamamen cekilecegini dusunen fransizlar'da panik havasi esiyordu. ustelik ingilizler'le fransizlar'in uzun zamandir savasa katilmaya ikna etmeye calistigi yunanistan, bulgaristan ve romanya da rusya'dan ibret almisa benziyordu. bulgaristan son dakikada fikir degistirerek savasa almanya tarafinda girecek gibiydi ve diger iki ulke artik savasa girmek istemiyordu. fransizlar psikolojik ustunlugu ele gecirmek icin saldiriya gecmek zorundaydi. bu yuzden sonbahar itibariyle fransa hatti boyunca gerceklesmesi planlanan cok buyuk bir taarruz icin hazirliklar basladi.

    25 eylul 1915'te fransizlar'in uzun zamandir bekledigi hucum basladi. fransizlar cephe hatti boyunca alman askerlerine 3 koldan saldiriya gecmisti. bu saldiriya ingilizler ve somurge ulkelerden getirilen askerler de katilmisti ve saldirilan noktalarda ingiliz-fransiz askerlerinin sayisi alman askerlerin 5-6 katiydi. almanlar'in savunma taktigi cepheyi aralarinda 2-3'er kilometre mesafe olan 3 hatta bolmekti. buna gore fransiz askerleri gorece az sayida askere sahip olan ilk 2 hatti gecip ucuncu hatta geldiginde hem uzun suren carpismalardan dolayi hem de agir yuklerle kilometrelerce yurudugu icin yorgun dusecekti ve ucuncu hattaki taze ve dinlenmis alman savunmasi fransizlar'in ifadesini alacakti. ayrica almanlar cesitli hatlarini tunellerle birbirine baglayip askerlerin hatlar arasinda gecis yapabilmesini saglamisti.

    almanlar her zamanki gibi cephenin geri hatlarina otomatik silah ve agir topcu birliklerini surmustu ve asker sayilari arasindaki farki bu sekilde telafi etmeyi umuyorlardi. fransizlar asker sayisi olarak kat kat ustun olmalarina ragmen hucuma gecmeye cesaret edemiyordu. bu yuzden hucum oncesi 4 gun boyunca alman savunma mevzileri gece gunduz araliksiz bir sekilde bombalandi. bu bombardimanda almanlar agir kayiplar vermisti ama ayni zamanda fransizlar'in cok buyuk bir saldirinin hazirliginda oldugunu anlayip savunma pozisyonu almislardi.

    5. gunun sabahinda kimyasal gaz saldirisiyla beraber hucuma gecen fransizlar ve ingilizler ilk elde basarili gozukuyordu. en basta tek bir sorun vardi o da ruzgarin ters esmesiyle bazi ingiliz askerlerinin kendi attiklari kimyasal gaza maruz kalmasiydi. savas alani acik ve buyuk oldugu icin bu gazlar iki tarafa da cok buyuk bir zarar vermemisti. fransizlar hucuma kalktiginda almanlar'in ilk savunma hattinin 4 gunluk bombardimanda neredeyse tamamen haritadan silindigini gorduler. etrafta binlerce alman askerinin ceseti vardi ve olmeden once can cekismekte olanlar haric canli kalabilen alman askeri yok denecek kadar azdi.

    fransizlar ilk savunma hattini hic direnis gormeden gecip ikinci hatta gelmisti ama geride kalan topcu birliklerin bundan haberi yoktu. bu yuzden fransiz askerlerinin coktan ele gecirdigi yerlerde alman askerlerinin oldugunu dusunen fransizlar buralari topcu atesine tutmaya basladi ve fransiz askerleri arasinda cok buyuk bir panik havasi esti. bu karisikliktan faydalanmak isteyen almanlar topcu atesiyle ve makineli tufeklerle karsi ataga gectiginde fransiz askerleri cok agir zayiatlar vermeye baslamisti. gunun sonunda fransizlar uc cephede de geri tepilmisti.

    o gunden sonra ingilizlerle fransizlar 2-3 ay kadar daha bolgede ustunluk kurmaya calistiysa da hicbir girisim basarili olamadi. bu saldirilar sonunda ingilizler'le fransizlar 240 bin asker kaybederken almanlar'in asker kaybi 140 bin civarindaydi. bu carpismalar devam ederken savasa yeni bir ulke dahil oldu. uzun zamandir hem ingiltere'nin hem almanya'nin kendi tarafina cekmeye calistigi bulgaristan savasa almanya tarafinda katilmayi secmisti cunku bulgarlar'in sirp topraklarinda gozu vardi ve sirbistan ingiltere'nin tarafinda olmasi bulgarlar'in ayni tarafta olmasina engeldi. bolgede ruslar maglup dusmustu (ayda ortalama 250 bin asker kaybetmislerdi) ve sirplar da epeyce zayiflamisti. bu yuzden ingilizler ilk kez bu cepheye asker cikartmak istiyordu. canakkale gecilemedigi icin bunun en kolay yolu yunanistan uzerinden asker cikartmakti.

    batidan almanlar, dogudan bulgarlar tarafindan saldiriya ugrayan sirbistan'da hem askerler hem sivil halk ingiliz askerleri bolgeye gelene kadar dayanamamisti ve ulkeden kacabilen herkes ayaklari uzerinde arnavutluk uzerine kacmaya baslamisti. oyle ki kacanlar yanlarinda yiyecek, icecek, kislik giyecek almadigi icin bircogu yolda acliktan, susuzluktan veya soguktan can verecekti. ingiliz askerleri sirbistan'i kurtarmak icin epeyce gec kalmisti.

    1916 yilinda ingilizlerle fransizlar almanlar'a saldirmak icin yeniden sessiz sedasiz bir hazirlik halindeydi. almanlar da ayni sekilde sessiz sedasiz bir hazirlik icindeydi. iki taraftan artik hangisi once hazirlanirsa ilk hucuma cikan o olacak gibiydi. bu arada o donemde almanya ve fransa'da zorunlu askerlik vardi ama ingiltere'de hala askerlik profesyonel ve gonulluluk esasina dayanan bir hizmetti. ingiltere 1916'nin basinda somurgelerinden gelen askerler de yeterli gelmeyince ulkede zorunlu askerlik ilan edildi. buna ragmen almanya ingiltere-fransa ikilisinden daha once harekete gecmisti ve hucuma hazir olan taraf haline gelmisti. aslinda fransizlar almanlar'in savasta yorgun dustugunu, cok agir kayiplar verdigini ve bir sikimlik gucunun kaldigini dusunuyordu. fransizlar'a gore almanlar'a karsi yurutulecek bir topyekun taarruz bu ulkenin sonunu getirecekti. almanlar da ayni seyi fransizlar icin dusunuyordu ve fransizlar'i bitirecek olan o son darbeyi vurmak istiyorlardi.

    subat ayinda baslayan alman saldirisi sonucu 1916'nin sonuna kadar devam edecek olan verdun savasi basladi (savas icinde savas). sabah 7'de 2 bine yakin topla bombardimana baslayan almanlar 5 saat icinde 12 km'lik fransiz mevsisine 500 bin top atisi yapmisti. bu da km basina 41 bin top mermisi demekti. ogleden sonra bombardiman sona ermisti ve etraf can cekisen veya acisindan bagirip cagiran fransiz askerleri haric sessizlige gomulmustu. o gune kadar ne zaman topcu saldirisi gerceklestiyse hemen arkasindan kara hucumu gerceklesiyordu ve fransizlar bunu bildikleri icin mevzilerinde savunma pozisyonu alip beklemeye basladilar. almanlar da fransiz askerlerini mevzilerine cektikten sonra biraz bekleyip akabinde bombardimana kaldiklari yerden devam ettiler ve fransizlar'a cok agir zayiatlar verdirmeyi basardilar.

    bu kez bombardiman aksam 5'e kadar devam etti ve gunes battiktan kisa bir sure sonra son buldu. fransizlar'dan hayatta kalanlar en azindan ertesi gune kadar dinlenebileceklerini dusunuyordu ki aksam karanligi coker cokmez alman hucumu basladi. savasin bati cephesinde belki de ilk kez taraflardan biri gece karanliginda taarruza geciyordu. fransizlar bir yandan gun boyunca suren bombardimanin sokunu uzerlerinden atmaya calisirken bir yandan da yaralilarini tedavi edip olenlerini gommekle mesguldu ve alman saldirisi karsisinda savunma pozisyonunun alinmasi epeyce uzun surdu.

    almanlar'in buradaki asil amaci verdun'u ele gecirmekten cok verdun ve cevresindeki sehirlere hakim olan tepeleri ele gecirmekti. almanlar bolgeye hakim birkac tepeyi ele gecirdikten sonra sehre konuslanmis olan fransizlari yukardan topcu atesine maruz birakip katletmeyi planliyorlardi. alman komutan falkenhayn "verdun'u fransizlar'dan alirsak elimize pek bir sey gecmez ama sehri surekli tehdit altinda tutarak fransizlar'in buraya surekli asker cikartmasini saglayip bu askerleri topcu atesine maruz birakirsak cok sayida kayip verdirebiliriz" diye dusunuyordu ve verdun'u devasa bir kiyma makinesine benzetiyordu.

    tarih boyunca atilla'dan sezar'a, napolyon'dan 14. louis'e kadar bir cok komutanin yolunun en az bir kere dustugu verdun sehrindeki carpismalar birinci dunya savasinin belki de en uzun, en kanli ve en siddetli carpismalariydi. almanlar hucuma cikinca ortaya cikan kotu hava kosullari ve firtina saldiriyi yavaslatmisti ve fransizlar kisa surede cepheye yeni askerler surmustu. almanlar da fransizlar da cepheye 1 milyondan fazla asker surmustu ve aylarca gogus goguse devam eden carpismalardan sonra iki taraf da binlerce kayip vermesine ragmen kimse bir ilerleme kaydedemiyordu.

    fransizlar almanlar'in taktigini anlamisti ve askerler almanlar'in ele gecirip fransizlar'i bombalamayi umdugu tepelere asker cikartmisti. yaz boyunca iki taraf da karsilikli ataklarla dusmana kayiplar verdiriyordu. fransiz ordusu ingilizler'in de destegiyle yaz sonu-sonbahar basi gibi ustunluk kurmaya basladilar. almanlar bu cephede elde etmek istediklerini alamayacaklarini anladiysa da catismalar yer yer siddetlenerek yer yer yavaslayarak aralik ayina kadar devam etti. aslinda bu surecte almanlar 3 defa sehri almaya cok yaklasmisti ama yukarda bahsettigim uzre falkenhayn sehri almaktan cok fransiz askerlerini sehre cekip katliam yapmak istedigi icin 3 seferde de geri cekilmislerdi.

    bu arada ingilizler, fransizlar ve ruslar arasinda yeni bir antlasma imzalanmisti. buna gore dogu cephesi tehlikeye gittiginde bati cephesindeki muttefikler savasin dozunu arttiracakti ve bati cephesi tehlikeye girdiginde de rusya aynisini yapacakti. boylece almanya'nin tum gucuyle tek bir cepheye yogunlasip o cepheyi bitirmesi engellenecekti. fransizlar batida zorlanmaya baslayinca ruslar yeniden hucuma gecme karari aldilar.

    ruslar zayifti ama osmanlilar onlardan da kotu durumdaydi. 1916'nin ilkbaharinda ruslar turkiye'ye dogudan girmisti ve erzurum, trabzon, bitlis gibi turk sehirleri ruslar'in isgali altindaydi. temmuz ayinda erzincan sehri de ruslar tarafindan isgal edildi. ruslar turkiye'nin dogusunda ilerlemeyi surdurse de bu konuda cok aceleci davranmiyorlardi. zaten ulkede ic karisikliklar ortaya cikmaya baslamisti. bu arada ingilizler de osmanlilar'in arabistan'daki topraklarini ele gecirmeye baslamisti. bu cephede araplar da beklenenin aksine osmanlilar'in degil ingilizler'in yaninda savasiyordu.

    ayni gunlerde romanya savasa rusya'nin yaninda katildiysa da pek bir varlik gosteremedi. almanya balkanlarda epeyce basari gostermisti ve romanya ordusu birkac hafta gibi kisa bir surede epeyce tokatlanmisti. mart ayinda litvanya'yi geri almak icin saldiran rus ordusunun karsisina ufak bir alman ordusu cikmisti. litvanya'yi kusatadan ruslar savunma pozisyonundaki almanlardan sayica 5 kat ustundu ve saldirinin baslarinda epeyce mesafe de kaydetmisti ama alman savunmasi bir turlu kirilamadi. ruslar litvanya'da eriyen kardan olusan camura takilip kalmisti ve rus topcularin isabet orani oldukca dusuktu. buna karsilik yuksek tepelerde mevzi alan almanlar cok daha isabetli ates acabiliyordu. ustelik 10 binden fazla rus askeri aniden gelen bir firtinadan dolayi donarak can vermisti. sonuc olarak litvanya'yi geri almak icin saldiran rus ordusunun alman ordusu karsisinda dagilmasi 1 hafta surmustu. bundan bir ay sonra karlar tamamen eriyip havalar isininca almanlar karsi saldiriya gecmisti ve ruslar 50 binden fazla zayiat vermisti.

    mayis ayinda bati cephesinde ilginc ve trajikomik bir olay yasandi. kahve icmek icin bati cephesindeki en buyuk cephaneliklerden birinde ates yakan alman askerleri tum cephaneligi havaya ucurdu ve 700'e yakin alman askeri can verdi. olay bununla da bitmemisti. cephanelikten canli cikan alman askerlerinin yuzu is icinde kapkara olmustu ve olay yerine saatler sonra gelen baska bir alman birligi bunlarin afrika'dan gelen fransiz somurge askerleri oldugunu sanip bunlarla catismaya girmisti. olay sonunda yuzlerce alman askeri bosu bosuna telef olmaktan kurtulamamisti ve bolgedeki alman askerleri bu olayin travmasindan uzun sure cikamamisti.

    mayis ayi geride kalirken birinci dunya savasinin tek deniz savasi yasandi. yaklasik 150 kadar ingiliz savas gemisi 100 kadar alman savas gemisini danimarka aciklarinda kistirmisti. herkes alman donanmasinin tamamen imha edilecegini dusunuyordu. sonuc olarak alman donanmasi 11 gemi ve 2500 asker kaybederken ingilizler 14 gemi ve 6 bine yakin asker kaybetmisti. bu carpismadan sonra iki taraf da bir daha deniz savasina girmeye cesaret edemedi. bundan sonra almanlar denizaltilari kullanarak ingiliz donanmasini pusuya dusurmeye calisirken ingiliz donanmasi daha cok savunmada kalacakti.

    avusturyalilar italya'ya saldirmak istiyordu ama zaten asker sikintisi ceken almanlar bunun bos bir caba oldugunu ve askerlerin daha tasarruflu kullanilmasi gerektigini dusunuyordu. bunun uzerine avusturyalilar almanlar'a haber vermeden italya'ya saldirmak uzere ordu kurdular ve alp daglarina dogru yol almaya basladilar. bunu firsat bilen ruslar avusturya'yi otturmek icin karsi saldiriya gecti ve avusturya ordusu kisa zamanda 100 bini esir olmak uzere 300 binden fazla asker kaybetti. son anda araya giren alman ordusu avusturya ordusunu tamamen imha olmaktan kurtarmisti ama almanlar avusturyalilar'a kendilerine haber vermeden italya'ya saldirdigi icin kizgindilar.

    bu arada verdun'da baslayan savas hala bitmemisti ve yaz aylarinda tum siddetiyle devam ediyordu. almanlar hedeflerinden birini gerceklestirmisti ve fransizlar'a cok agir kayiplar verdirmisti ama ayni sekilde kendileri de agir kayiplar vermisti. fransizlar'in toplamda cok daha fazla askeri oldugu icin almanlar'in savasi kazanmasi icin fransizlar'dan cok daha az zayiat vermesi ve cok daha dikkatli olmasi gerekiyordu. aylar suren carpismalardan sonra iki taraf da bir sey kazanamamisti ama iki taraf da cok seyler kaybetmisti.

    temmuz ayindan itibaren saldiri sirasi fransizlar'daydi. fransizlar zaten yilin basindan beri saldiri plani yapiyordu ama bir turlu firsat cikmamisti. ozellikle verdun'da verilen zayiatlar planlanan fransiz saldirisini geciktirmisti. temmuz ayi itibariyle bati cephesinde bir yandan verdun savasi devam ederken bir yandan da somme savasi adi verilen savas baslayacakti.

    ingilizler somme savasinin basinda alman mevzilerini tarihte gorulmemis bir topcu atesine maruz birakmak istiyordu. oyle ki bombardiman bittiginde ingiliz askerleri ellerini kollarini sallaya sallaya alman hatlarini yarabilmeliydi ve tas ustunde tas kalmamaliydi. her ne kadar savasin basinda topcu atesi olarak almanlar ustun durumdaysa simdi ingiliz ve fransizlar'in topcu sayisi almanlar'in uc katina ulasmisti. bu durumda alman topcular ingilizler'e karsilik verse bile ingilizler onlari fazla zorlanmadan imha edebilecekti.

    ingiliz-fransiz ittifaki cepheye almanlar'in 2 kati asker surmustu ve almanlar kendileri kadar kayip verdigi surece cephede ne kadar asker kaybettikleri umurlarinda degildi. bu hesaba gore eninde sonunda almanlar'in askerleri bitecekti ve ingiliz-fransiz ittifaki galip gelecekti. alman muhedisler gizlice cephe hatti boyunca yerealti siginaklari ve yer ustunde cesitli beton ve celik binalar insa etmisti. alman askerleri bu yapilari kullanarak ingiliz saldirisinda hayatta kalmaya calisacakti.

    ingilizler haziran'in 28'inde saldiriya gecmisti ve 5 gun 24 saat boyunca suren top atislari sonunda alman mevzilerine toplam 1 bucuk milyon top mermisi dusmustu. 5. gunun sonunda ingilizler hucuma gececekti ve askerler mevzilerde bir tane bile alman'in sag kalmamis oldugunu dusunuyordu. zaten boylesi bir bombardimanda bir askerin sag kalmasi mucize boyutunda olurdu. gercekte almanlar bombardiman boyunca 7 bin asker kaybetmisti ve almanlar'in askerlerinin cogu ingilizler'in haberdar olmadigi yeralti siginaklarinda saklanarak hayatta kalmisti. yine de bu siginaklarda saklanan askerler 5 gun boyunca araliksiz devam eden bombardimandan dolayi psikolojik travma yasamaya baslamisti.

    isin ilginc tarafi ingilizler bu saldiriya hazirlanirken fazla acele etmislerdi ve yapilan 5 gunluk bombardimanda atilan 1 bucuk milyon top mermisinin 500 bini hic patlamamisti bile cunku ingiliz fabrikalari bombalari ve top mermilerini bir an once cepheye yetistirebilmek icin kaliteden odun vermisti ve mermilerin ve bombalarin cogu ise yaramaz hale gelmisti. tabi ki ingilizler bunun farkina vardiklarinda cok gec olmus olacakti.

    6. gunun sabahinda ingiliz askerlerine hucum emri verilmisti. ingiliz askerleri ayaklari ve atlari uzerinde ilerlemeye baslamisti ve birazdan etrafa savrulmus binlerce alman askerinin cesedini goreceklerini umuyorlardi. almanlar da yeralti siginaklarindan cikip mevzi almisti ve ozellikle alman topculariyla makineli tufekler ingilizler'in birazdan gececegi yere dogrultulmustu. ingiliz askerleri alman mevzilerine yeterince yaklasinca ortalik cehennem yerine dondu. ingiliz askerleri hic siper almadan, gayet sakin ve yavas tempoda, omuz omuza sanki cuma gunu son saatte yapilan beden dersinde toplu yuruyus yapar gibi yol aliyordu ve almanlar'in onlari ordek gibi avlamasi pek zor olmadi. ingiliz askerleri sanki savasmaya degil de almanlar'in topcu atesiyle katledildigi tepeye celenk koymaya gidiyor gibiydi ve almanlar bir yandan topcu bir yandan makineli tufeklerle ingilizler'i cim bicme makinesinin cimleri bictigi gibi biciyordu. ingilizler tasolarini bir atista kaybetmis cocuk gibi etrafa dagilmisti ve kimse ne olacagini bilmiyordu.

    alman mevzilerine yollanirken "bombos araziyi elinizi kolunuzu sallaya sallaya alacaksiniz" sozu verilen ingiliz genclere cesaret gelsin diye sise sise alkol icirilmisti. bu da cephede yasanan karisikligi arttiran bir etkendi. bazi ingiliz askerler ayakta kalmayi bile beceremeyecek haldeydi. almanlar bile olan bitene inanamiyordu ve alman askerleri serap gorduklerini saniyorlardi. ingiliz askerleri takir takir bicilirken almanlar'in en buyuk derdi hizlica sarjor degistirip ingilizler fikir degistirip cepheden kacmadan katliama vakit kaybetmeden devam etmekti.

    uzaktan olan biteni izleyen ingiliz komutanlar "pii guzelim ordu telef oldu" diye dusunurken alman komutanlar sonradan gelenek haline gelerek nesilden nesile aktarilacak bir davranis olan burunlarini karistirip gotlerini kasimakla mesguldu. alman kulturunde bu tur seyler ayip sayilmiyordu ve kimsenin buna ses edecegi yoktu zaten.

    toplamda 70 bin ingiliz askeri hucuma gecmisti ve bunlardan sag salim donebilenlerin sayisi 30 bin civariydi. bazi taburlar tamamen sifirlanirken bazilarinda sag kalan az sayida asker kendilerini sansli hissediyordu. gunun sonunda ingilizler 20 bin olu, 40 bin yarali askerle geri cekilmek zorunda kalmisti. bu gunumuzde dahi (ikinci dunya savasi dahil olmak uzere) ingilizler'in bir gunde verdigi en yuksek zayiat olarak bilinmektedir.

    almanlar ingilizler'in ogleden sonra yaptigi daha derli toplu hucumlarda 8 bin kadar asker kaybetmisti. sonuc olarak tarihte gorulmemis boyutta 5 gunluk agir topcu bombardimani ve ilk gunku hucum boyunca kaybedilen alman askerlerinin sayisi bu saldirinin ilk birkac saatinde kaybedilen ingiliz askerlerinden daha azdi.

    anlatilana gore ortada tek tarafli bir kiyim vardi. ortalik almanya-brezilya macina donmustu. oyle ki gunes batmadan biraz once ingiliz askerleri yaralilarini cepheden toplamak icin asker yollamisken almanlar bunlari makineli tufekle tarayabilirdi ama o gun ingilizler'in hallerine acidiklarindan mi yoksa psikolojik yorgunluktan mi bilinmez hicbir saldiri yapmadan izlemekle yetindiler. ingilizlerin catisma sonrasi cephedeki yaralilarini toplamasi saatler surecekti.

    bu carpismalarin yasandigi yerden biraz kuzeyde fransizlar daha dikkatli davranmislardi ve agir kayiplar verseler de en azindan cephede 2 km kadar ilerleme kaydetmislerdi. ayni gunlerde kuzeydogu cephesinde son bir kez hucuma gecen ruslar kendilerinin 6'da biri sayidaki alman askerleri karsisinda cok net bir maglubiyet almisti. carpismalarin sonunda ruslar 80 bin, almanlar 16 bin kayip vermisti.

    ruslar aldiklari ust uste darbelerden sonra koselerine cekilip olan biteni uzaktan izlemeyi tercih etmisti. bati cephesindeyse savas yeniden kilitlenmisti ve taraflar bir turlu yenisemiyordu. 1916'nin yaz aylari karsilikli alman ve ingiliz ataklariyla gecti ve her iki taraf da her saldirida binlerce asker kaybetti. ayni anda hem verdun'da hem de somme'de cepheler sabit kalirken olen askerlerin yerine her gun yenileri geciyordu. iki taraf da karsi taraftaki askerlerin bitmek uzere oldugunu ve karsi tarafin bir sonraki hucumdan sonra savasta tutunamayacagini dusunuyordu ama bu bir turlu gerceklesmiyordu. her hafta "yirttik abicim" diye meydana cikan feridun bitir gibi surekli meydana cikan alman ve ingiliz komutanlar bir turlu hakli cikamiyordu.

    agustos ayi geride kalirken savasa almanya karsisinda yeni bir ulke dahil olmustu: romanya. bu ulkenin savasin gidisatini cok ciddi bir sekilde degistirecegi dusunulmuyordu ama dogu cephesinde yorgun dusen ve kafkasya haric cogu yerde saldirilarina son veren ruslar'in elini biraz guclendirecegi kesindi. aslinda ruslar romanya'nin savasa muttefik olarak girmesinden memnun degildi cunku romanya ordusu 500 bin askere sahip olmasina ragmen oldukca zayifti. romanyalilar'in cephede alacagi bir maglubiyet ruslar'a sirbistan'dan sonra ayakbagi olan yeni bir zayif devlet vermis olacakti. sonunda gercekten de ruslar'in korktugu oldu ve alman ordusu karsisina cikan romanya ordusunun neredeyse tamami 2 gunluk carpismanin ardindan silah birakip teslim oldu.

    somme ve verdun savaslari sonbaharin sonuna kadar devam etti ve kis baslarken sona erdi. bu iki savasta taraflar 1 milyondan fazla asker kaybetmisti ama cephe hatlari neredeyse hic kipirdamamisti ve iki taraf da onemli bir toprak kazanimi elde edememisti. falkenhayn neredeyse "savasa girerken bana mi sordunuz?" seklinde trip atacak gibiydi. alman generaller arasinda cok buyuk bir anlasmazlik vardi ve fikir ayriliklari yuzunden komutanlar bazi cephelerde birbirilerine yardim etmekten bile imtina ediyordu. falkenhayn ceza olarak rutbe dususu yasayarak kucuk bir ordunun basinda romanya'ya gonderildi. bu orduyla aralik ayinda romanya ordusunun son kalan kirintilari da temizlenip halinin altina supuruldu. romanya'nin birinci dunya savasi kariyeri neredeyse baslamadan bitmis oldu. almanlar icin romanya zaferinin stratejik bir onemi vardi cunku romanya'da el konulan tahil, petrol ve endustriyel urunler sayesinde almanya savasta daha uzun sure tutunabilecekti.

    1916 yili bu sekilde geride kaldi. 1917 yilina gelindiginde almanya ve muttefiklerinde yorgunluk goze carpiyordu. bu arada ingiltere ve fransa da savasa abd'yi dahil edip yeni bir ortak kazanmak icin yogun lobi faaliyetlerine devam edecekti. abd icinde savasa katilma fikri pek taraftar bulamamisti ve muhalefet oldukca gucluydu. acikcasi abd savasi bitirmek icin bazi lobi faaliyetleri yurutuyordu ama kimse masaya oturmaya yanasmiyordu. amerikanlar'in ortaya attigi baris kosullarina gore tum ulkeler savas oncesi topraklarina geri donecekti (zaten savasin basindan beri pek bir kazanim olmamisti).

    almanlar "bu kadar kan dokuldukten sonra topraklarda hic degisim olmazsa bunu halkimiza aciklayamayiz" diyordu. ingilizler de savasa katilmasi icin italya ve romanya gibi bir cok ulkeye toprak sozu vermisti. zaten iki taraf da halkina savasin basindan beri karsi tarafin seytani oldugunu ve kendisinin insanligin kurtulusu icin savastigini ilan ediyordu. bu durumda durup dururken seytanla baris antlasmasi yapmak olmazdi. ote yandan osmanlilar dagilmak uzereydi ve rusya'da devrim sesleri yukseliyordu. bu durumda yapilacak olan ve kimsenin bir kazaniminin olmayacagi bir baris antlasmasina kimse yanasmiyordu. bununla beraber savasin yasandigi tum ulkelerde ekonomik kriz vardi ve bu ulkelerde cikan tum tarim urunleri askerleri beslemeye gittigi icin halk ac kalmisti.

    rusya kendisine rahat rahat yetecek kadar tarim urunu uretiyordu ama ulkedeki tum tren yollari ve trenler askerleri ve askeri malzemeleri oradan oraya tasimak icin seferber oldugu icin uretilen yiyecekler sehirlere ulastirilamiyordu. bu da rusya'da gumbur gumbur gelmekte olan devrimin gelisini hizlandiriyordu. savastan once kimse savasin yillarca surecegini hesap edemedigi icin tum ulkelerde kitlik ve yuksek enflasyon vardi. bunun uzerine bir de 1916 kisinin umulandan daha soguk olmasi yuzunden bazi tarim urunleri zarar gorunce isler oldukca zor bir hal aldi. bazi cephelerde atlar kesilip yenilirken siviller de evde besledikleri hayvanlari yemeye baslamisti. sirf berlin'de 1917'nin ilk aylarinda yuz bine yakin cocuk acliktan telef olmustu.

    abd baskani rahmetli woodrow wilson 1916 yilinin kasim ayinda ikinci defa baskan secilirken secim kampanyasinin en onemli slogani: "abd'yi savasin disinda tuttum" sozuydu. simdi de wilson taraflari baris masasina davet ederek savasi bitirmek ve halkinin gozunde kahraman olmak istiyordu. wilson taraflari gorusme masasina davet ederken iki tarafa da "bu savasta elde etmek istediginiz kazanim nedir?" diye sordu. bu zekice bir soruydu cunku iki tarafin da eteklerindekini onlerine dokmelerini saglayacakti. boylece iki taraf da masaya oturulduktan sonra gizli emellerinin pesinde gidemeyecekti. bu durumda muttefik ulkelerin kendi aralarinda yaptigi gizli antlasmalar da suyuzune cikacakti. bu soruya iki taraf da acik ve net bir sekilde cevap veremeyince pazarliklar baslamadan sona erdi. bundan sonra baskan wilson da savas karsitligindan savas yandasligina dogru evrilecekti.

    ingilizler'in savasa devam etmedeki en buyuk kozu hala deniz kuvvetleriydi ve ada ulkesinin savastan zarar gormesini engelleyen tek unsur da buydu. ingilizler'in guclu bir donanmasi olmasaydi almanlar cok rahat ingiltere'yi isgal edip savasi adaya tasiyabilirdi. ingilizler simdilik guvendeydi ama alman denizaltilar ingiliz donanmasina zaman zaman zorlu anlar yasatiyordu. bu yuzden ingilizler donanmalarini fazla riske atmak istemiyordu ve kendini riske atmaktan ziyade abd'nin deniz kuvvetlerini savasin icine cekmeye calisiyordu.

    almanlar'in unlu u-gemileri (denizaltilar) ingiliz gemilerine gore hem sayica azdi hem de daha yavas hareket ediyordu. bu yuzden almanlar'in taktigi ingiliz donanmasini uzerine cekerek tuzaga dusurmek, yani bir nevi hilal taktigiydi. savasin ilk 3 yilinda almanlar'in bu taktikte cok basarili oldugu soylenemez. ingilizler birkac gemi kaybettikten sonra olayi anlamisti ve temkini elden birakmamisti. ingiliz donanmasi alman donanmasindan daha buyuk olmasina ragmen ingiliz donanmasi savunma pozisyonunu uzun sure muhafaza edecekti cunku donanma ingilizler'in ekmek kapisiydi ve ingiltere'yi isgalden koruyan yegane unsurdu.

    1917'nin subat ayinda almanlar deniz harekatina devam etme karari aldilar. bu almanlar icin riskli bir karardi cunku savasin basinda yapilan hata tekrarlanip da icinde amerikalilar olan bir yolcu gemisi batirilirsa abd'nin bu kez savasa katilmakta tereddut etmeyecegi neredeyse kesindi. almanlar abd'yi fazla kizdirmadan ingiltere'nin yeterince gemisini batirarak ingiltere'yi savas disi etmeyi planliyordu. bu basarili olmasi halinde sadece ingiltere'yi degil, ayni zamanda zaten epeyce zayiflayip ingiliz yardimina muhtac hale gelen rusya'yi da savas disina itip almanya ile fransa'yi basbasa birakabilecek bir hamleydi.

    subat ayindan mayis ayina kadar olan donemde alman donanmasi ingiliz donanmasina oldukca zor anlar yasatti. ingiliz donanmasindaki gemiler daha hizli manevra yapabilmesi icin hafif ve ince zirhla korunuyorken alman gemileri agir olmasina ragmen kat kat kalin ve agir zirhlarla korunuyordu. alman gemi ve denizaltlarindaki toplar da oldukca kuvvetliydi ve ingiliz gemileri catismalarda bir veya birkac darbe yedikten sonra batma tehlikesi yasiyordu. bu durum yaza kadar devam etti ve almanlar ingilizler'e ust uste zayiatlar verdirdiler.

    yaz aylarinda ingilizler yeni bir karar aldilar ve gemilerin tek basina gezmesini yasakladilar. bundan sonra ingiliz gemleri konvoylar haline seyredecekti ve alman saldirisi olmasi durumunda bolgedeki tum gemiler saldirinin oldugu yere sevkedilecekti. bu yeni strateji basariliydi cunku eskiden hemen hemen her gun en az bir ingiliz gemisini batiran almanlar artik eskisi kadar kolay avcilik yapamiyordu ve ingilizler'in zayiatlari buyuk olcude azaltilmisti. ingilizler'in zayiatlari azalirken almanlar'in zayiatlari artmaya baslamisti. ozellikle yazin sonlarina dogru alman denizaltilar ve gemilerin agresifligi buyuk olcude azaltilmisti.

    deniz savaslarinda askeri gemiler kadar sivil gemiler de zayiat aliyordu. zaman zaman hastahane olarak kullanilan gemiler bile hedef aliniyordu. savasin en cetin zamanlarinda alman denizaltilar ingilizler'e ait olan ve yuzen her seye saldiriyordu ama savasin temposu azaldiginda sivil gemilere olan saldirilar da buyuk olcude azaliyordu.

    deniz savaslari suredursun 1917'nin subat ve mart aylarinda ingiliz ordusuyla osmanli ordusu arasinda ortadoguda siddetli catismalar yasaniyordu. 23 subatta irak'taki kut sehrine 50 bin hindistanli askerle saldiran ingiliz ordusuna turkler'in sehirdeki 15 bin kadar askeri fazla karsi koyamamisti ve birkac gun sonunda turkler geri cekilmek zorunda kalmisti. bundan 2 hafta sonra ingilizler bu kez bagdad sehrini ele gecirdiler. nisan ayinin ortasina gelindiginde bugunku irak'in tamamina yakini ingilizler'in kontrolu altindaydi.

    bu donemde ve cephede ingilizler'in ilerleme kaydedemedigi tek yer filistin olarak kalmisti. gazze ve filistin'in diger bolgelerinde ingiliz askerleriyle turk askerleri karsi karsiya gelmisti ama daha cok anzaklardan olusan ingiliz askerleri pek bir sonuc elde edememisti. ingilizler nisan ayinda yeniden filistin'e saldirdilarsa da catismalar 6 ay boyunca azalip-artan yogunlukta devam etti ve iki taraf da karsisindaki dusmana ustunluk saglayamadi. ingilizler bu bolgeyi ele gecirmek icin ekim ayinin sonuna kadar beklemek zorunda kalacakti ama sonunda turk ordusu bu bolgeden cikartilacakti.

    fransa cephesinde ilginc bir gelisme vardi. alman mevzilerinin birkac km gerisinde hummali bir calisma vardi. yaklasik 300 bin isci celikle guclendirilmis devasa beton yapilar insa ediyordu. bu yapilar savunma ve siginak amacliydi ve bu yapilarin altinda komplike tunel sistemleri vardi. yapilarda makineli tufekler ve topcular icin ozel bolumler ve ozel siperler insa edilmisti. bu yapilarin insaati tamamlanir tamamlanmaz almanlar yavas yavas buraya tasinacakti. bu da almanlar'in mevzilerini terkedip birkac km geriye cekilmesi anlamina geliyordu. almanlar bu sayede cephede mevzi kaybetmisti ama fransiz saldirilarina karsi cok daha guvenli bir yere konumlanmisti. almanlar adeta modern kaleler (kalekol?) insa etmisti ve ingilizlerle fransizlar insaat bitene kadar bunun farkina bile varamamisti. artik fransizlar'in olasi bir saldirisi cok daha rahat bir sekilde puskurtulebilirdi.

    almanlar'in savasbilecek durumda 2 bucuk milyon askeri kalmisti ve ingiliz-fransiz ittifakinin elinde hala 4 milyon asker mevcuttu. ustelik bu rakama savasa girmeye hazirlanan abd dahil degildi. almanlar'in insa ettigi kale gibi mevzilere tasinmasi artik bu saatten sonra almanya'nin savunma savasi yapacagina ve fransizlar'in hucumda olacagina isaretti. almanya resmen forvetleri oyundan alip defans oyunculari sahaya surmustu.

    bu arada rusya artik iyice zayiflamisti ve ulkede ic karisiklik hakimdi. ulkede ekim devriminden once yasanan subat devrimi sonunda car 2. nikolas'in hakimiyeti son bulmustu. subat devriminin etkileri ekim devrimi kadar kalici olmamisti ama ekim devrimine giden yol acilmisti. en basta gostericilere ates acan askerler kisa bir sure sonra taraf degistirip devrimcilerin tarafina gecince rusya'da carlik donemi resmi olarak sona erecekti. aslinda bu gelisme en basta ingilizlerle fransizlari memnun etmisti cunku rusya'da carligin devrilmesi ulkenin ayni ingiltere ve fransa gibi demokrasiye gecmesine sans taniyacakti. ayrica rusya ile benzer rejime sahip olan almanya'da da devrim olma ihtimali giderek artacakti.

    tabi ki gunun sonunda isler ingilizler'in umdugundan cok farkli gelisti. bundan sonra rusya'nin 1. dunya savasina devam etmek icin hicbir motivasyon ve sebebi yoktu. almanlar rusya'nin savastan dusecegini bilselerdi ingiliz ve amerikan gemilerine saldirip abd'yi savasa cekecek olan riski almak yerine tum askerlerini bati cephesine cekerlerdi ama deniz savasi konusunda acele ettikleri icin rusya savasdisi kalir kalmaz savasa abd dahil olacakti.

    abd'nin savasa dahil olus hikayesi oldukca ilginc. abd'nin savastaki rolunu anlamak icin o donemki abd'nin siyasi olarak bugunku abd'den cok farkli oldugunu kavramak gerekmektedir. bugun dunya'nin dort bir yaninda askerleri olan, bir suru ulkeye "demokrasi" goturen ve rejimler degistirip ulkelere mudahele eden abd o zamanlar etliye sutluye karismayan, herseyi uzaktan izleyen, avrupa ile ticaret yaparak ekmegine bakan bir ulkeydi. her gun amerikan gazetelerinde avrupa'da devam etmekte olan buyuk savasla ilgili haberler geciyordu ve amerikalilar'in bazilari igiliz bazilari da alman asilli oldugu icin bazilari bir tarafi bazilari diger tarafi tutuyordu. yine de hicbir amerikali ulkesinin savasa girmesini istememekle beraber buna ihtimal de vermiyordu.

    abd'nin tuzu kuru sayilirdi cunku avrupa savasla yikilirken abd'nin bu kitayla yaptigi ticaret hacmi kat kat artmisti. en basta savasin uzamasi abd'nin lehine gibiydi. savas baslamadan once dunya'nin en zengin ulkesi olan ve kasasi altinlarla tika basa dolu olan ingiltere tum parasini harcamisti ve abd'den borc almaya baslamisti. fransa ve rusya'nin borclari da giderek kabariyordu. artik bu ulkelere veresiye mal satmaya baslayan amerikalilar paralarini alip alamayacaklari konusunda endise etmeye baslamisti.

    ayni donemde ingilizler dunya'daki en guclu donanmaya sahipti ve bir ada ulkesi de oldugu icin isgal edilmesine imkansiz gozuyle bakiliyorudu, zira ingiltere'yi isgal etmek isteyen ulke once ingiliz donanmasini gecmek zorundaydi. almanlar'in donanmasi ingilizler'le basedecek kadar guclu degildi ama bu ulkenin elindeki denizaltilar ingilizler'e zor gunler yasatiyordu. yukarda bahsettigim uzre zaman zaman alman denizaltilar ingilizler'e ait gemileri patir patir batiriyordu. batirilan ingiliz gemiler icinde sivil veya ticari gemiler de vardi. amerikalilar almanya'ya ultimatom vererek icinde herhangi bir amerikan vatandasini tasiyan gemiyi batirmamalari konusunda uyardi. bu almanlar icin zor bir seydi cunku saldirdiklari bir ingiliz gemisinde amerikan vatandasi olup olmadigini anlayabilmeleri imkansizdi. zaten bir cok tarihciye gore amerikalilar bunu biliyorlardi ve almanya'ya savas acabilmek icin bahane ariyorlardi.

    aslinda almanlar'in batirdigi ilk amerikan gemisi 1915'te batirilan william p. frye gemisiydi. bu gemi ingiltere'ye tahil tasimaktayken brezilya aciklarinda almanlar tarafindan tespit edilmisti. almanlar gemiye icindeki tum tahillari teslim etmesi icin 24 saat sure vermisti ve bu sure icinde tahillar teslim edilmeyince gemi batirilmisti. bundan sonra abd baskani woodrow wilson sinirlenmisti ve almanya'yi tehdit etmisti. almanya da "geminizi kuzenimiz batirmis, olayda yanlislik var" deyip ozur dileyince olay kapanmisti.

    bundan kisa bir sure sonra ingiltere ile abd arasinda yolcu tasimaciligi yapan (titanic benzeri) lusitania gemisi yine almanlar tarafindan batirildi. gemi ingilizler'e aitti ama gemide olenler arasinda 100'un uzerinde amerikan vatandasi vardi ve amerikanlar yine epeyce sinirlenmisti. bundan birkac ay sonra da bir italyan yolcu gemisi batirilmisti ve bu gemide 20'den fazla amerikan vatandasi hayatini kaybetmisti.

    1916'da almanlar sivil gemileri vurmayi birakinca abd ile almanya'nin arasi yeniden duzelmeye baslamisti ama 1917'de yukarda bahsettigim gibi almanlar yeniden denizden hucuma gecince ingiltere'nin civarindaki amerikan gemileri de hedefteydi. ilk olarak housatonic adli yolcu gemisi batirildi ve sonraki haftalarda cesitli amerikan ticaret gemileri batirildi. bununla beraber ingiliz istihbarati almanya'nin meksika'ya yaptigi "bizimle beraber abd'ye saldirirsaniz size abd'nin teksas, arizona ve new mexico eyaletlerini size veririz" cagrisini ortaya cikartmisti. bu cagri alman disisleri bakani arthur zimmerman'in kisisel hirsinin sonucuydu ve alman hukumetiyle pek alakasi yoktu ama kagit uzerinde almanlar artik cikmaza giren savasta stratejik olarak cok buyuk bir hata yapmisti.

    2 nisan'da abd baskani kongreden savas yetkisi istedi ve senatoda 88 oydan 82'si savasi desteklerken house'da 423 oydan 373'u savasi destekliyordu. boylece abd savasa ingiltere ve fransa'nin yaninda dahil olacakti. aslinda amerikali senatorler abd'nin savasa girisinin sembolik olacagini dusunuyordu ve baskan ve cevresindeki birkac kisi haric kimse ulkenin savasa cok sayida asker yollayacagini tahmin etmiyordu. bu yuzden senatorlerin ezici bir cogunlugu savasi destekleyecek sekilde oy kullanmisti. abd'nin savasa katilmasi o ana kadar dengede giden savasin dengesini tamamen degistirecek olan bir gelismeydi. sokaktaki amerikan vatandaslarinin cogunlugu savasi desteklemiyordu ve herkesin kafasi karisikti.

    abd her ne kadar nisan ayinin basinda almanya'ya savas ilan etmis olsa da amerikan askerlerinin hazirlanip cepheye ulasmasi epeyce zaman alacakti. o gune kadar okyanus otesine hic asker cikartmamis olan amerikanlar ayni savasin basindaki ingilizler gibi cok ufak bir kara ordusuna ve buyukce bir donanmaya sahipti. planlara gore ilk 2 ayda fransa'ya 20 binden az amerikan askeri yollanacakti. bu askerler de uzun sure carpismalara katilmadan idman ve tatbikat yapmakla mesgul olacakti. aslinda cogu kisi abd'nin savasa katilmasinin sembolik oldugunu ve bu ulkenin cepheye ciddi sayida asker cikartmayacagini dusunuyordu.

    abd'nin savasa katilmasindan cesaret alan ingilizler almanlar'a son bir darbe vurup savasi 48 saat icinde bitirmek icin cok sayida askerden olusan devasa bir ordu kurdular. orduda ingiliz, anzak ve cesitli somurge milletlerden toplanan askerler vardi ve fransa'nin arras sehrini isgal altinda tutan almanlar'a karsi topyekun hucuma gecilecekti. ingilizler bu sehirdeki alman askerlerine saldirirken bir yandan da fransizlar guneydeki alman askerlerine karsi hucuma gecmeye hazirlaniyordu.

    kuzey cephesinde ozellikle kanada ordusu onemli kazanimlar saglamisti ve alman askerleri cephede geriye dusmustu ama guney cephesinde pek bir ilerleme kaydedilememisti. her ne kadar catismalarin devaminda ingilizler biraz toprak kazansa da geride 160 bine yakin olu asker birakmislardi ve elde edilen basari ile kaybedilen askerler orantilaninca bu toprak kazancinin oldukca pahaliya geldigi ortaya cikmisti. savasi 48 saat icinde bitirmesi planlanan saldiri 6 hafta boyunca devam etmisti ve savas bitmekten hala cok uzakti.

    nisan ayinin ortalarinda ingilizler "bari bulgaristan'i savas disi birakalim" deyip bulgar cephesinde hucuma gecti. savasin basinda binlerce top mermisi kullanan ingilizler cephede tas ustunde tas birakmamisti ama hucuma gecildikten sonra bulgarlar kendilerinden beklenmeyecek kadar iyi bir savunma sergilemisti. bulgarlar oldukca dinamik bir savunma taktigi uyguluyoardu ve askerler cephede bir ileri bir geri gidiyordu.

    ayrica savunma savasiyla geri puskurtulen ingiliz askerlerine karsi kontra ataklarla fazladan kayiplar verdiriliyordu. ingilizler cok ugrasmalarina ve geride epeyce zayiat birakmalarina ragmen bulgar savunmasini asamadi. 3 hafta suren catismalar sonunda ingilizler 12 bin asker kaybetmisti ve catisma berabere bitmisti. gerci bulgarlar savunma pozisyonunda oldugu ve savunma kirilamadigi icin maci hukmen bulgarlar kazanmisti desek daha dogru olur. ingilizler aldiklari agir darbenin etkisiyle bulgaristan'a yeniden saldirmak icin neredeyse savasin sonlarini beklemek zorunda kalacakti.

    ingilizler bulgaristan'da takiladursun, ayni gunlerde fransizlar ve italyanlar yunanistan cephesinde saldiriya gecmisti ve bazi kazanimlar elde etmisti. italyanlar da avusturya-macaristan imparatorlugu'na karsi iki ulke arasinda kalan isonzo'da saldiriya gececekti. italyanlar ayni cephede daha once 9 defa saldiriya gecmisti ve her saldiri geri puskurtulmustu ama avusturya-macaristan ordusu bu saldirilarda epeyce zayiat vermisti ve zayiflamisti. italyanlar almanya'nin bolgeye yardima gelecegini ogrenmisti ve alman yardimi gelmeden son bir saldiri duzenlemek icin harekete gecmisti. bu saldiri icin 400 bin italyan askeri hazirlanmisti ve aylarca suren hazirliklardan sonra 10 mayis 1917 tarihinde hucuma gecilmisti.

    italyanlar mayis'in sonuna kadar biraz ilerleme kaydetmisti ve acilan cephelerin en az birinde onemli basarilara imza atmisti. haziran'in ilk haftasinda avusturyalilar ellerinde kalan son askerlerle italyanlar'in hic beklemedigi bir anda saldiriya gecince italyanlar geri cekilmek zorunda kalmisti ve mayis ayindaki kazanimlarinin onemli bir kismini kaybetmislerdi. italyanlar saskina ugramisti ve kazanildi denilen savas kontra ataktan gelen golle kaybedilme noktasina getirilmisti. gokten yagmur gibi yagan avusturyali topcu atesi ve mermilerine maruz kalan italyan ordusu geride 160 bine yakin zayiat birakmisti. bir hafta sonra operasyona ara verildi. boylece bulgaristan'daki kotu sonuclarla buradaki sonuclar birlestirilince ingiltere-fransa-italya ittifaki dogu avrupa'da yunanistan harici pek bir basari elde edememisti.

    ingilizler ve fransizlar osmanli'dan kopup yeni kurulan yunanistan'i savasa cekip balkanlarda basari kazanmak istiyordu. yunan krali 1. constantine savasa katilma konusunda tereddut ediyordu. haziran'in ikinci haftasinda atina yakinlarina gelen ingiliz-fransiz ittifaki yunanlar'a savasa dahil olmazlarsa dusman olarak goruleceklerini bildirdiler ve atina'yi bombalamkla tehdit ettiler. 1. constantine korkup isvicre'ye kacinca yerine ogullarindan alexander veya george'dan biri gececekti. basa ingilizler'in destekledigi alexander gecince 30 haziran'da yunanistan ingiltere ve fransa'nin yaninda savasa dahil oldu.

    temmuz ayinda artik savastan yavas yavas cekilmekte olan rusya son hamlesini yapacakti. romanya ordusuyla ortak operasyona giren rus ordusu dogu avrupa'daki alman ve avusturya askerlerine saldiri baslatti. rusya'da halk bir an once baris yapilmasini ve rusya'nin savastan cekilmesini istiyordu. bu saldirinin neden baslatildigi da zaten belli degildi. rusya'nin yeni savas bakani alexander kerensky savasta cok darbe yiyen rus ordusunun moral olarak dagildigini ve askerlerin maglubiyeti kaldiramayacagini biliyordu ve askerlerin moralini duzeltmek icin "bari savasi galibiyetle kapayalim" seklinde bir dusunceye sahipti.

    planlanana gore rus askerleri almanlar'a saldiracakti, cephede basarili olunacakti ve hemen sonrasinda savastan cekilinecekti. boylece savastan maglup olup cekilmenin psikolojisinden kurtulanacakti. tabi ki isler planlandigi gibi gitmedi ve rus ordusu bu cephede de birkac haftalik catismalarin sonunda maglup olarak ayrildi. boylece kume dusen bir takimin formalite macini da kaybetmesi gibi rusya da son catismasini kaybetmisti.

    ayni gunlerde lawrence'a bagli arap isyancilar urdun'de son kalan turk askerlerine saldirarak bolgeyi ele gecirdiler. bolgede binden az sayida turk askeri vardi ve urdunlu isyancilarin sayisi 5 bini geciyordu. osmanlilar ortadogudaki son topraklarini da kaybetmeye baslamisti.

    bu sirada savasan ulkelerdeki siyasi hava oldukca karisikti. rusya'daki devrim bircoklarina ilham vermis gibiydi. fransiz askerlerinin onemli bir kismi silah birakmisti ve savasmayi reddediyordu. hem fransiz hem alman halklari buyuk olcude savasin bitmesini istiyordu ama ortada bir sorun vardi. savasin basindan beri iki taraf da cephe savasiyla beraber propaganda savasi da yurutmustu. alman devleti israrla alman halkina fransizlar'in seytan oldugunu ve almanlar'in seytan'i yenmek zorunda oldugunu anlatirken fransiz devleti de fransiz halkina israrla ayni seyleri soyluyordu.

    hatta ingiliz ve fransiz medyasinda alman askerlerinden "atilla'nin mezardan kalkan askerleri" olarak sozediliyordu. iki taraf da karsi tarafla ilgili bir cok hikayeler uydurmustu. ornegin ingilizler "almanlar esir aldiklari askerlerin gozlerini oyup ellerini ve ayaklarini kestikten sonra ac kopeklerin onune atiyorlar" seklinde bir propaganda baslatmisti ve bu 1 seneden uzun sure boyunca ingiliz gazetelerinde ve radyolarinda tekrar edilmisti. almanlar da "ingilizler'in hiristiyanligi bitirmeye yeminli oldugunu ve savasi ingilizler'in kazanmasi halinde avrupa'da hiristiyanligin yasaklanacagini" soyluyordu. burada amac hem halktan kayitsiz sartsiz destek almak hem de askerlerin dusmana teslim olmasini engellemekti.

    yalniz bu geri tepecekti cunku 1917 yaz aylarinda iki tarafta da halk bikkindi ve savasin bitmesini istiyordu ama yine iki taraf da savasin kazanimsiz bitmesini istemiyordu. iki taraf da karsi taraftaki "canavarlarin" sonuna kadar cezalandirilmasini istiyordu. ingiliz halki almanya'nin parcalara bolunmesini isterken alman halki fransa'nin almanya'ya tazminat olarak verilmesini istiyordu. bu durumda savasin kayitsiz sartsiz bitmesi zordu ve iki taraftan biri galip gelmek zorundaydi.

    fransiz askerlerinin onemli bir kismi silah birakirken ingiltere'deki silah fabrikalarinda da grev baslamisti. ingilizler greve kalkan iscilere vatan haini damgasi vurmaya baslamisti. bu andan itibaren ingiltere ve fransa sadece almanya'dan degil ulkelerinde gerceklesebilecek olasi bir sosyalist devrimden de cekinmeye baslamisti. almanlar bunun farkinda olmadigi icin fransiz askerlerinin silah birakmisken saldiriya gecme firsatini elinden kacirdi. bu belki de almanya'nin savasi kazanmak icin eline gecen son firsatti. bir sure sonra fransa ve ingiltere'deki grevler son buldu.

    ingilizler'in bir sonraki hedefi belcika'yi isgal altinda tutan alman askerlerine saldirip onlari olabildigince geriye atmakti. ingiliz yoneticiler bu saldirinin baslamasi icin amerikan askerlerinin avrupa'ya gelmesinin beklenmesi gerektigini savunuyordu ama ingiliz generaller saldiriyi bir an once baslatmak istiyordu. okyanusun oteki tarafinda 1 milyon ile 3 milyon arasinda amerikan genci silahla idman yapiyordu ve tam olarak ne zaman hazir olacaklari belli degildi. belcika tarlalardan olusan yumusak bir zemine sahipti ve yagmur yagdiginda sel baskinlariyla beraber camurlu bir yuzey olusuyordu. bu da ingiliz askerlerinin ilerlemesini zora sokacakti. ingilizler'in bir avantaji vardi, o da savasin basindan beri kazilan 20 farkli tunelin kazimi bitmisti. bu tuneller alman askerlerinin bulundugu bolgeye kadar gidiyordu ve ingilizler tunellerin tamamini dinamitle doldurmustu.

    dinamitler ayni anda patladiginda o kadar buyuk bir patlama olmustu ki patlama denizin oteki yakasinda yani ingiltere'de bile duyulmustu. yuzlerce alman askeri parcalara ayrilmisti ve almanlar moral olarak da cokmus gibiydi. patlamalarin basarili olmasi uzerine ingilizler amerikan askerlerini beklemeden bir an once hucuma gecip belcika'daki almanlar'i bitirmek istiyordu. ingilizler bu firsati kacirdilar cunku ingiliz topcu birlikleri yeterince hizli hareket edemiyordu. topcu destegi olmadan kara birliklerinin hucuma gecmesi alman topcularina yem olunmasi anlamina geliyordu. ayrica ingiliz basbakani lloyd george hala belcika'ya amerikanlar olmadan yapilacak bir saldirinin gereginden fazla riskli oldugunu dusunuyordu. bu yuzden patlama sonrasi hucum emri verilmedi.

    ayni gunlerde almanya'da cok buyuk bir politik kriz baslamisti. basbakan bethmann-hollweg ile savasin basindan beri alman ordularini yoneten iki general olan hindenburg ve ludendorff arasinda cok buyuk anlasmazliklar vardi ve generaller imparator 2. wilhelm'e basbakani degistirmesi icin aylardir baski yapiyordu. wilhelm savas boyunca ulkenin yonetimini bu iki generale birakmisti ve ulkede fiili olarak askeri yonetim vardi ama durumu dengelemek icin bethmann-hollweg'in gorevinde kalmasi konusunda da diretiyordu. bunun uzerine iki general istifa ettigini acikladi ve wilhelm cilgina dondu. neyse ki bethmann-hollweg generallerin gorevlerine geri donebilmesi icin kendisini feda etti ve istifasini verdi. basbakan ile generallerin anlasamadigi konularin basinda belcika geliyordu. basbakan savasin bitmesi icin gerekirse belcika'dan cikilabilecegini soylerken generaller ne olursa olsun belcika, sirbistan ve rus topraklarinin bir kismini almanya'ya katmak istiyordu. bu da savasi uzatacakti.

    bosalan basbakanlik koltuguna dusuk profilli georg michaelis getirildi. bu arada alman meclisi toplanarak ortak kararla almanya'nin toprak kazanma gayesinden vazgecip savasi bitirmek icin adimlari atmasi gerektigini soyleyen bir bildiri yayinladi. bu da generallerin ve savas yanlisi diplomatlarin sozlerinin artik dinlenmedigi anlamina geliyordu. o gunlerde meclisin yaptirim gucu yoktu ve aldigi kararlar tavsiye niteligindeydi ama genel olarak halkin dusuncesini yansittigi soylenebilir. fransa'da savasin basindan beri hukumet bir cok kez el degistirmisti ama bu savasin gidisatini pek etkilemise benzemiyordu.

    sonbahar gelirken ingilizler'in bekledigi saldiri izni sonunda gelmisti. bundan sonra tarihcilerin passchendaele savasi adini verdigi yeni bir savas baslayacakti. bu savasta ingiltere, fransa, avustralya, kanada, yeni zelanda, belcika ve hindistan basta olmak uzere neredeyse abd haric tum muttefikler birlesip almanya'ya dalacakti.

    carpismalarin basinda 3 bin ingiliz topu 2 hafta boyunca alman mevzilerine 4 milyon top mermisi yagdirdi. bu savasin basindan beri yasanan en buyuk topcu saldirisiydi. bu bombardiman sirasinda almanlar 40 bin civari zayiat vermisti. ayrica ingiliz ve fransizlara ait 700 pirpirli savas ucagi cephedeki alman ucaklarini birer birer indirmisti ve alman hava kuvvetleri etkisiz hale gelmisti.

    ingilizler kara hucumuna gectiklerinde en basta 2-3 km'lik bir ilerleme gosterdiler ve epeyce basari kaydettiler ama ogleden sonra baslayan yagmur sonrasi askerlerin manevra kabiliyeti azalmisti zira ingilizler'in 2 haftadir surdurdugu yogun bombardiman sirasinda bolgedeki drenaj sistemleri buyuk olcude zarar gormustu ve etraf ay'in yuzeyi gibi kraterlerle doluydu. en ufak bir yagmur bile delik desik olan hatti suyla doldurup etrafi camur deryasina cevirmeye yetiyordu. yagmurla beraber sis de cikinca ingiliz topcularin isabet orani dustu. bunun uzerine alman otomatik silahlari calismaya baslamisti ve ingilizler buyuk olcude geri puskurtulmeye baslanmisti. ustelik ingilizler'in cepheye surdugu 50 kadar tankin tamamina yakini camura takildiktan sonra almanlar tarafindan kolayca imha edilmisti.

    ilk gun ingilizler 25 bine yakin zayiat vermisti. ingiliz general haig hukumete operasyonda daha onceki operasyonlarda oldugu gibi ingiliz zayiatlari fazla olursa hemen operasyonu kesecegi sozunu vermisti ama bu kez gunsonu raporu verirken o gunku zayiatlarin "hafif" oldugunu soylemisti. ayni gun vatikan'dan aciklama yapan papa iki tarafi da baris antlasmasi icin davet etmisti ama almanya'nin dusuk profilli basbakani bunu elinin tersiyle ittikten kisa bir sure sonra istifasini vermisti. bu da almanya'da yeniden bir hukumet krizi yasanacak demekti.

    belcika cephesinde yagmur siddetlenerek devam ediyordu. kara hucumunun ilk haftasinin sonunda ingilizler'le fransizlar'in zayiatlari 70 bine ulasmisti. bundan sonra yagmur durana kadar operasyon durduruldu. artik ne zaman yagmur dursa ingilizler hucuma geciyor, ne zaman yagmur yeniden baslasa hucum sona eriyordu. bu birkac hafta boyunca boyle devam etti ve sonunda ingilizler pek bir ilerleme kaydedemekle beraber epeyce agir zayiatlar verdiler. bundan sonra savasta taktik degisikligine gidilecekti. ingilizler yogun bir topcu atesinden sonra kosa kosa hucuma gecip makineli tufek atesi altinda telef olmak yerine yavasca hucuma kalkacakti ve birkac yuz metre ilerleme gosterdikten sonra siper kazip savunma mevzisi alacakti. boylece tek seferde birkac km toprak ele gecirmeye calisip her seferinde tokatlanmak yerine caktirmadan azar azar toprak kazanarak ilerleyeceklerdi.

    bu taktigi almanlar'in cozmesi zaman aldi ve ingilizler epeyce basari kaydettiler. almanlar caresiz kalmisti ve ingilizler'in dikkatini baska yere cekmek icin cephenin diger noktalarinda saldiriya gecmek istiyorlardi ama guneyde fransizlar hucuma gecince bu plan da suya dustu. belcika'da almanlar'in yardimina yeniden yagmur ve sel kosmustu ve ingilizler'in ilerlemesi yeniden durmustu. ingilizler agir toplarini katirlarla ve atlarla cekmeye calisiyordu ama cogu zaman 4-5 saatte 1 km bile yol alinamiyordu. cogu yerde atlar ve katirlar selde bogulmustu ve ingiliz askerlerinin arkasindaki korkunc topcu destegi epeyce azalmisti.

    ingilizler su anda tuttuklari mevzilerin belcika'nin soguk kis mevsimi icin uygun olmadigini bildikleri icin geri cekilip operasyona son verme karari aldilar. ingilizler geri cekilirken almanlar saldiriya gecmisti ve savas yeniden kizismisti. ayrica ingilizler askerlerinin bulundugu camurlu ve sel altindaki tepelere su ve yiyecek tedarik etmekte zorlaniyordu.

    bu arada italyanlar avusturya'ya karsi hucuma gecmisti ve pek askeri kalmayan avusturya yeniden almanya'dan yardim istemisti. kendisi zaten zorlanmakta olan almanlar az sayida askeri italya cephesine yolladilar. burada amac italyanlar'i durdurup avusturyalilar'in gotunu kurtarmaktan ibaretti. italyanlar zannedilenden
    daha zayif cikinca almanlar hic beklemedikleri anda 10-15 km'lik bir cephe hattinda ilerlemeye basladilar. bunun sonucunda italyan hukumeti dustu ve ulkede ic karisiklik basladi. almanlar italya cephesinde bu kadar kisa surede basariyi yakalamisken devam edip etmeme konusunda tereddut icindeydiler. bu cephede italyanlar kisa surede 300 binden fazla asker kaybetmelerine ragmen tamamen pes etmediler.

    bu arada belcika cephesi de kasim ayi itibariyle sona ermisti. ingilizler kagit uzerinde zafer kazanmisti ama "kazanilan 8 km'lik toprak icin kaybedilen 300 bin asker buna deger miydi" sorusu tartismaya acik. ingilizler'i teselli eden bir sey varsa o da almanlar'in zayiatlarinin ingilizler'le ayni olmasiydi. sonuc itibariyle almanlar'in asker sayisi daha azdi ve iki taraf ayni sayida kayip verirse almanlar'in askerleri daha cabuk bitmis olacakti. 300 bin zayiat ingilizler ve somurgeleri icin cok buyuk sayilmasa da almanya icin korkunc bir rakamdi. bu da savasin gidisatini degistiren sey oldu.

    aralik ayinda her iki taraf da hem fiziksel hem de psikolojik olarak yorgunluk yasadigi icin carpismalarin siddeti azaldi ve her iki taraf da dinlenmeye cekildi. bir ay sonra savasin son yili olan 1918'e girilecekti.

    1918 yilina girilirken ingiltere, fransa, abd ve italya ulkeler arasindaki koordinasyon sorununu cozebilmek icin tum ulkelerin politik liderleriyle askeri liderlerini bir araya getiren bir konsey kurdular. konseyde politik liderler "bugune kadar kac defa hucuma kalktik ve her seferinde yuz binlerce zayiat vermekten baska bir sey yapamadik. bu sene saldiri yapmak yerine almanlar'in kirilmasini bekleyelim" derken generaller bunun bir sacmalik oldugunu dusunuyordu. askerler her zamanki gibi almanya'nin kirilmak uzere oldugunu ve herseyin bir buyuk saldiriya baktigini iddia ederek yeni bir saldiri icin izin istemeye calisiyordu.

    almanya 1918 itibariyle tam anlamiyla yalniz kalmisti. avusturya tamamen tukenmisti ve uzatmalari oynuyordu. rusya savasdisi kalinca rusya'nin elinde esir olarak tutulan 400 bin avusturya askeri serbest kalmisti ve avusturya bu kisileri yeniden orduya dahil edip savasa katmak isteyince isyanlar cikmisti. askerlerin onemli bir kismi ya silah birakmisti ya da askerden kacmisti. osmanlilar'in eli kuzeyde ruslar'in savastan cekilmesiyle rahatladiysa da ortadoguda ingilizler'in ilerleyisi devam ediyordu ve arap topraklari birer birer elden cikiyordu. bulgaristan kendi halinde takiliyordu ve kimseye saldiracak hali yoktu. bu durumda almanya herseyi kendisi halletmek zorundaydi.

    almanlar'in en buyuk tesellisi cift cepheli savasin tek cepheye inmis olmasiydi. artik almanlar tum gucleriyle fransa cephesine yogunlasabilirdi. yine almanlar ingilizler'in er ya da gec yeniden saldiracagini bildikleri icin cephe hatti boyunca insa ettikleri savunma mevzilerini guclendirme karari almislardi. alman muhendis ve isciler sabah aksam haril haril calisarak gecilmesi cok zor bir savunma hatti kuruyordu ve mevcut hatlar da celik ve betonla guclendiriliyordu. alman savunma hattinda savasin basindan beri yavas yavas insa edilip son aylarda da takviye edilip elden gecirilen kaleler, duvarlar, siginaklar, tuneller, hendekler, mayin tarlalari, makineli tufek odalari, topraga sabitlenmis tanklar ve daha bir cok savunma araci mevcuttu. birinci dunya savasinin en populer savunma silahlarindan biri olan dikenli ve jiletli teller bile tek basina bir ordunun hucum gucunu yari yariya kesebiliyordu.

    savasin basindan beri ozellikle bati cephesinde iki taraf da onlarca kez hucuma gecmisti ve carpismalarin tamamina yakinini savunma yapan taraf kazanmisti. iki tarafin da savunmasi bir turlu kirilamiyordu. 3 senedir bir almanlar bir ingilizler hucuma geciyordu ve kim hucuma gectiyse her seferinde geride onbinlerce telef olmus asker birakip geri donmek zorunda kaliyordu.

    savasin bu sekilde kilitlenip kalmasi almanlar'in aleyhineydi cunku ingilizler disardaki somurge ve ittifaklari sayesinde her turlu urunu tedarik edebiliyorken neredeyse tum dunya'nin ambargosu altinda kalan almanlar aclikla terbiye oluyordu. boyle giderse almanlar acliktan telef olmus olacakti. ilginctir ki amerikan askerler fransa'ya gemilerle gelmeye basladiginda askerden cok turisti andiriyordu. askerler en iyi sekilde beslendigi icin iri yapiliydi ve kiyafetleri gicir gicirdi. onlari goren her iki taraftaki yorgun ve bitkin avrupali askerlerin travma katsayisi artiyordu.

    bir yandan aclik, bir yandan cepheye gelen amerikalilar derken almanlar bir sekilde savasin kilidini cozmek zorundaydi. diger bir deyisle almanlar sag kalabilmek icin zafer kazanmak zorundayken ingilizler'in boyle bir zorunlulugu yoktu. almanlar yeni bir saldiri taktigi gelistirmisti. buna gore yuz binlerce alman askeri bir arada hucum etmek yerine hucumcu askerler binlerce 10-15 kisilik gruplar haline bolunecek ve her grup birbirinden bagimsiz olarak ingiliz cephesinin arkasina sizmaya calisacakti. bu gruplarin yarisinin bile arka mevzilere sizmasi basari getirebilirdi. ingilizler sirtlarini denize vermislerdi ve olasi bir maglubiyette denize dokuleceklerdi. ingilizler'in cepheden cekilmesi fransa'yi tek basina birakip maglubiyete itecekti cunku amerikanlar henuz cepheye surulmek icin hazir degildi. bu taktik biraz olsun gerilla savaslarini andiriyordu.

    almanlar mart ayinin sonunda saldiriya baslamayi planliyordu. bu saldiridan once halledilmesi gereken bir mesele vardi, o da rusya'yla imzalanacak bir baris antlasmasi. almanlar rus delege trotsky'le masaya oturup gorusmelere basladiginda ortalik gereksiz yere gerilmisti. ruslar cephede maglup olduklarini kabul ediyorlardi ve baris antlasmasi icin sartlari konusmaya hazirdilar. almanlar en basta kayitsiz sartsiz baris antlasmasina yanasiyordu ama sonradan 2. wilhelm'i gaza getirmek icin "ruslar su anda cok zayif durumda ve istesek polonya, ukrayna gibi bolgeleri cok rahat alabiliriz" benzeri sozler soyleyen general ludendorff bir cuval inciri berbat etmisti. ruslar almanlar'in kendilerinden epeyce toprak kazanmasi sonucu sinirlenmisti. lenin sonunda "almanlar'la savasmayacagiz da baris da yapmayacagiz" diyecekti. buna gore rusya savastan cekilecekti ama almanlar aklini basina alana kadar baris antlasmasi da imzalanmayacakti.

    almanlar bunun uzerine yeni bir orduyla rusya uzerine yuruduler ve kisa surede 250 km'lik bir ilerleme kaydettiler. oyle ki turk ordusu bile kafkasya'ya asker cikartip azerbaycan civarini ele gecirmisti. sonunda rusya finlandiya, polonya, estonya, litvanya, beyaz rusya ve letonya basta olmak uzere bir cok dogu avrupa ulkesine bagimsizlik vermeyi kabul etti. bu rusya icin cok buyuk bir kayipti cunku bir kalemde rusya'nin nufusunun ucte biri, tarim alanlarinin %30'u ve sanayii alanlarinin yarisi elden cikmisti (ayni zamanda ulkenin bilinen demir rezervlerinin %75'i ve komur rezervlerinin %90'i elden cikmisti). almanya yeni bagimsizlik kazandirdigi bu ulkeleri kukla devlet haline getirip uzaktan yonetmek istiyordu. bunun icin de once bati cephesindeki savasin da hallolmasi gerekiyordu.

    almanlar yeni bagimsizlik kazanan dogu avrupa ulkelerinin kendisine sukran duyacagini ve bu ulkelerin almanya'ya asker yardiminda bulunacagini dusunuyordu ama bu gerceklesmedi. ustune almanya'nin korumasi gereken toprak alani buyudugu icin asker ihtiyaci da artacakti. ayrica rusya'ya imzalatilan agir antlasmayi goren ingiltere ve fransa almanya'nin hic de hafife alinmayacagini gormustu ve gelecekte baris icin pazarliklar basladiginda ellerini cok siki tutmalari gerektigini anlamisti. bu da almanya'nin aleyhine olan bir gelismeydi. acikcasi almanya rusya cephesinden kagit uzerinde epeyce toprak kazanmasina ragmen gercekte hicbir sey elde edememisti.

    21 mart 1918'de almanlar'in uzun zamandir beklenen ve savasa "tamam" veya "devam" diyecegi saldirisi basladi. bu saldiri sonunda ya ingiliz ordusu ya da alman ordusu cok buyuk bir darbe yiyerek dagilma noktasina gelecekti. yukarda bahsettigim uzre alman ordusu 10-15 kisilik binlerce kucuk gerilla grubuna ayrilmisti ve her grup birbirinden bagimsiz olarak hareket edecekti. ingilizler daha once boyle bir seyle karsilasmadigi icin ne olup bittigini anlamalari bile zaman alacakti.

    alman saldirisi yogun bir topcu atesiyle basladi. bu topcu atesi daha once ingiliz ve fransizlar'in gerceklestirdigi topcu ateslerinden farkliydi. ingilizlerle fransizlar saldiri oncesi topcu atesi actiginda bu ates 3-4 gun boyunca araliksiz devam ediyordu ve askerler ilk dakikalardan sonra olacaklari anladigi icin herkes siginaklara saklaniyor veya topcularin mevzilerinin disina cikiyordu. bu yuzden 4 gunluk bir topcu saldirisinda ilk yarim saat disindaki bolumde pek zarar goren olmuyordu. almanlar'in topcu saldirisi bundan farkliydi.

    almanlar'in ilk topcu saldisiri 5-10 dakika surdu ve ingiliz askerler hazirliksiz yakalandi. saldiridan sonra ortalik sessizlige boguldugunda ingilizler topcu saldirisinin bittigini dusunup siginaklarindan ciktilar ve hemen ardindan ikinci bir saldiri basladi. bir sure sonra bu saldiri da bitti ve yeniden ortalik sessizlige boguldu. ingilizler ne zaman "tamam saldiri bitti" diye dusunup siperlerinden ciksa hemen ardindan topcu saldirisi yeniden basliyordu. her seferinde de atilan top mermilerin tipi farkli oluyordu. bir topcu saldirisinda dusuk yogunluklu mermiler kullanilirken bir sonrakinde yuksek yogunluklu bombalar kullaniliyordu. bir saldirida sarapneller kullanilirken bir sonrakinde kimyasal gazlar kullaniliyordu. ingilizler bir sonraki saldirinin ne zaman, ne tarafa ve hangi yogunlukta gerceklesecegini bir turlu tahmin edemiyordu. bu saldiri planinin mimari bruchmuller isminde bir alman generaldi.

    aslinda ingilizler almanlar'in belcika'nin flanders bolgesinden saldirmasini bekliyordu ve ingiliz askerlerinin cogu bu bolgede kumelenmisti. almanlar'in saldirisi guneyde ingiliz-fransiz hatlarinin birlestigi yerde geldi. boylece panige sevkedilen ingilizlerle fransizlar'in hatti yarilacakti ve fransizlar'in kendi hatlarindan cekilip ingilizler'e yardim etmesi zor hale gelecekti.

    almanlar'in topcu saldirisi sisli bir havada gerceklesmisti ve bu da saldirinin etkisini arttirmisti. topcu saldirisi belli araliklarla yarim gun boyunca devam etmisti ve bundan sonra sira hucuma gecmeye gelmisti. alman askerleri gozun gozu gormedigi sisli havada hucuma gecmeye cekinse de yapilacak fazla bir sey yoktu. ingilizler'in ilk savunma hatti pek fazla direnis gosteremeden yikildi ve alman askerleri bu hatti cok rahat bir sekilde gectiler.

    ingilizler'in ikinci savunma hattina gelince bazi yerlerde bu hat da yarilmisti ve almanlar hem epeyce toprak hem de cok sayida muhimmat ele gecirmisti. bazi bolgelerde de alman ordusu hicbir ilerleme kaydedememisti. ingilizler epeyce zayiat verip zayiflasa da cesitli manevralarla kuzey-guney hattinda ilerleyerek denize dokulmekten kurtulmustu.

    operasyonun ikinci gununde almanlar yine bazi cephelerde ilerlemelerine devam ederken asil kirilmasi beklenen cepheler bir turlu kirilamiyordu. fransizlar ingiltere’ye yardim icin cok sayida asker yollamisti ve almanlar’in ikinci gunun sonunda tum hedeflerine ulasamamasi isi zora sokacakti. zaten kirilan cephelerde ne yapilacagiyla ilgili de cok buyuk bir kararsizlik vardi. ingiliz cephesini yaran alman askerleri bos arazide ilerlemeye devam mi etmeliydi yoksa geri donup ingilizler’i arkadan mi kusatmaliydi? bos arazide ilerlemenin hicbir faydasi yoktu, zira az sayida askerle belli bir toprak parcasi ele gecirilse bile elde tutulamazdi ve o askerler ikmal rotalarinin da disinda kalacakti. geri donup ingilizler’e saldirmak da riskliydi cunku artik surpriz elementi ortadan kalmisti ve ingilizler ilk saldirinin sokunu uzerlerinden atmisti.

    ucuncu gun fransiz askerleri cepheye ulastiklarinda karsilarindaki manzara dehset vericiydi. almanlar bu kez hem sag kanatta hem sol kanatta ilerleme kaydetmisti ve ingiliz hatti dusmek uzereydi. ingiliz askerleri kacmasin diye savuma hattinin arkasina silahli askeri polisler dizilmisti ve cepheyi terkeden askerlerin vurulacagi aciklanmisti. askerlerin cogu yorgun veya yaraliydi ve ingiliz komutanlar fransizlar’dan caresizce yardim istiyordu. ingilizler takviye 27 tumen asker isterken fransizlar ikinci gun 7 tumen ucuncu gun de 6 tumen olmak uzere 13 tumen asker yollayabilmisti. bu bile comert sayilirdi cunku fransizlar’in cephedeki askerleri kendilerine zor yetiyordu.

    almanlar ise kazandiklari onca basariya ragmen 3 gundur araliksiz hucum ettikleri icin yorgun dusmustu ve en fazla ilerleyen askerler ikmal yollarina en uzak kalanlar olmustu. bazi askerlerin yiyecek ve suya ulasmasi bile zora girmisti. bu da alman ilerlemesini yavaslatacakti.

    bu esnada almanlar bir baska taktiksel hata yaptilar. bu hata belki de almanya’ya savasi kazanabilecekken kaybettiren hata olacakti. ingiliz savunmasini asan almanlar amiens sehrine saldirabilecek durumdaydi ve sehir neredeyse savunmasiz durumdaydi. bu sehir stratejik bir oneme sahipti ve belcika ile fransa arasindaki tren yollarinin bulustugu ve ingiliz-fransiz askerlerinin ikmal yollarinin tam ortasindaki bir yerdi. almanlar’in burayi almasi demek ingilizler’le fransizlar’in birbirine yardim gondermesinin onune gecilmesi demekti ve almanlar’a savasi kazandirabilirdi.

    lunderdorff buyuk bir stratejik hata yaparak bu sehrin alinmasi yerine alman askerlerini 3 kanada ayirip 3 farkli sehri almalari icin hucuma yolladi. ayni zamanda almanlar 100 km mesafeden paris’i topcu atesine tutmaya basladilar ama bu stratejik olarak almanlar’a az sayida sivil oldurmekten baska bir sey kazandirmadi.
    dorduncu gunde aclikla ve susuzlukla bogusan alman askerleri ele gecirdikleri yerlesim birimlerini yagmalamaya karar verdi. almanlar fransizlar’in evlerine yagmalamak icin girdiklerinde umduklarindan cok daha fazla yiyecek ve icecek bulmuslardi. kendileri icecek su bulmakta bile zorlanirken fransizlar’in evleri sise sise saraplarla doluydu. bunu goren alman askerleri komutanlarinin kendilerine yalan soyledigini anlamisti, zira alman komutanlar israrla “bizim cektigimiz zorluklarin kat kat fazlasini fransizlar ve ingilizler de cekiyor” seklinde telkinde bulunuyordu.

    bu arada ingilizlerle fransizlar’in arasi epeyce acilmisti. ingilizler fransizlar’in yardima asker yollamada cimri davrandigini dusunuyorken fransizlar fazlaca comert olduklarini dusunuyordu. alman askerlerinin ilerlemeleri sonucu ingiliz-fransiz askerleri arasindaki bosluk giderek buyumeye baslamisti ve fransizlar almanlar’in ilerlemelerine devam etmeleri halinde guneye dogru geri cekileceklerini soylediklerinde bu ingilizler’i oldukca sinirlendirdi ve panige sevketti, zira bu ingiliz askerlerinin kendi baslarinin caresine bakmak zorunda olacagi anlamina geliyordu.

    besinci gunun sonunda alman komutanlar sonunda amiens sehrinin onemini anladilar ve bu sehrin dusmesi halinde fransizlar’la ingilizler’in cephedeki birlesmelerinin imkansiza yakin olacagini gorduler. alman askerlerine bu kez birkac gun once verilmis olmasi gereken amiens’i alma emri verilmisti ama fransizlarla ingilizler coktan sehirdeki savunmalarini guclendirmeye baslamisti bile.

    altinci ve yedinci gunde almanlar 15’er km ilerleme kaydedirken ingilizler de ayni mesafede geri cekildiler. iki ordu da yurume hizinda ilerliyordu ve carpismalarin siddeti azalmisti. ingilizler fransiz ordusunun basindaki philippe petain’e bir turlu soz geciremedikleri icin fransizlar’a basvurdular ve fransiz general ferdinand foch’un bati cephesindeki tum ordularin basina gecirilmesini istediler. kagit uzerinde ingilizler cephedeki tum askerlerin kontrolunu fransizlar’a birakiyordu ama gercekte petain’in basina patron gelmisti ve olasi bir maglubiyetten fransizlar sorumlu olacagi icin artik mecburen daha fazla caba harcayacaklardi.

    alman askerleri yagmacilik yaparak karinlarini doyuruyordu ama bu alman ordusunda disiplinin ortadan kaybolmasina sebep oldu. artik alman askerleri komutanlarini eskisi kadar dinlemiyordu ve askerler arasinda basibozukluk ortaya cikmisti. bir sekilde alman askerleri amiens kapilarina dayandiginda ingilizler coktan savunma pozisyonu almisti. almanlar’in topcu birlikleri epeyce geride kalmisti ve onlar gelmeden hucum baslayamazdi. bu yuzden alman ilerlemesi simdilik durmak zorundaydi. 10 gun boyunca iki taraf da siper kazarak hazirliklarini surdurmustu ve bu sure sonunda ingiliz savunmasi tamamen yerine yerlestigi icin sehrin kolay kolay alinamayacagi ortaya cikmisti.

    almanlar birkac hafta icinde biraz toprak kazanip ingiliz ve fransizlar’a 200 binden fazla zayiat verdirdiyse de kendileri de 160 bin asker kaybetmisti. operasyon almanlar’a savasi kazandirmadigi gibi zaman kaybettirmisti. artik amerikanlar cepheye surulmeye neredeyse hazirdi ve almanya’nin eli giderek zayifliyordu.

    artik savasta abd haric hicbir ulkenin “taze” askeri kalmamisti. ingiltere,fransa ve almanya surekli askerlik yasitini kuculterek cepheye yeni askerler surmeye calisiyordu ama artik cephedeki askerler cocuk denecek yasa gelmisti. is bununla da kalmamisti ve 40 yasinin uzerindeki erkekler de cepheye surulmeye baslanmisti. savastaki iki taraf da hem fiziksel hem de psikolojik olarak yorgundu. ulkeler hem siyasi, hem ekonomik hem de silahli guc olarak bitik durumdaydi. kimsenin yeni bir saldiri baslatacak hali yoktu. aslinda almanlar tam bu sirada baris antlasmasi cagrisi yapip belcika ile fransa’da aldigi topraklarin cogunu geri verseydi rusya’dan aldigi topraklarla yoluna devam edebilirdi ve psikolojik olarak da kendini bir “super guc” olarak kanitlamis olacagindan halki cok da mutsuz olmazdi. bununla birlikte almanya diplomasi olarak da cokusteydi ve savasin basindan beri yaptigi diplomatik hatalari devam ettirerek sonunu hazirladi.

    hemen hemen her hafta abd’den fransa’ya asker dolu gemiler geliyordu ve fransa’daki amerikan askerlerinin sayisi coktan 2 milyonu gecmisti. ustelik bu askerlerin yarisindan cogunun egitimleri tamamlanmisti ve birkac gun icinde 1 milyondan fazla amerikan askeri cepheye surulecekti. bu da neredeyse tum dunya’ya karsi tek basina direnen almanya’nin daha fazla direnmesini imkansiz hale getirecekti. kisaca abd ordusu bardagi tasiran son damla olacakti.

    savasta pilotluk yapan 2 oglu da sehit dusen ve savasin basindan beri yasadigi tum olaylardan dolayi psikolojisi altust olan alman komutan ludendorff bir turlu ingilizler’le baris masasina oturmaya ikna edilemiyordu. kendisi savasin basinda belcika’da, daha sonra da rusya’da ust uste zaferler kazandigi icin ingiltere’yi de yenebilecegine ikna olmustu. kendisi savasin bir diplomasi araci olduguna inaniyordu ve eninde sonunda pazarlik masasina oturulsa bile bundan once almanya’nin elinin mumkun oldugunca guclu olmasi gerektigini savunuyordu.

    9 nisan’da almanlar ludendorff’un gazina gelip yeni bir saldiri baslatti ama bu saldiri oncekilere gore cok daha ciliz kalmisti, zira iki tarafta da saglam asker kalmadigi icin yaralari agir olmayan askerler de cepheye surulmustu. alman ordusu adeta 40 km’lik bir maratonun sonunda dizlerinin bagi cozuldugu icin artik kosmaya hali kalmayan bir maratoncu gibiydi. operasyon o kadar zayifti ki operasyona bir zarif ama zayif bir kadin ismi olan “georgette” ismi verilmisti.

    aslinda operasyonun ilk gunleri almanlar icin hic de kotu gecmemisti. ingilizler boyle bir saldiriyi beklemedikleri icin hazirliksiz yakalanmisti ve almanlar toprak olarak ilerleme kaydetmisti. bazi bolgelerde ingilizler’le beraber fransizlar da geri cekilmeye zorlanmisti. bununla beraber carpismalarin ilk haftasi bittiginde almanlar’in yine cok onemli bir kazanim elde edemeyecegi, elde ettigi ufak toprak parcalarinin stratejik hicbir oneme sahip olmadigi ve kaybedilen 150 binden fazla askere degmeyecegi ortaya cikti. almanlar bu operasyondan hicbir sey elde edemediler ve geride yuz binin uzerinde zayiat birakarak daha da zayifladilar.

    15 mayis itibariyle ingilizler almanlar’a baris antlasmasi onerisinde bulundu. ingilizler’in pazarlik masasina oturmak icin tek istedigi sey almanya’nin belcika’dan cikip bu ulkeye bagimsizligini iade etmesiydi. bu almanlar icin bulunmaz bir firsatti cunku almanlar savas boyunca belcika haric bir suru toprak kazanmisti ve bunlarin yarisini bile elinde tutsa savasi kazanmis sayilirdi. alman halki baris istiyordu ama generaller hala bu savasin kazanilabilecegine inaniyordu. ludendorff “kesin zafer” kazanmadan savastan cikmamaya kararliydi.

    27 mayis’ta almanlar fransa’ya yeni bir saldiri baslattilar. plana gore once ingiltere-fransa hattinin guneyinde kalan bolgeye saldirilip dikkat cekilecekti, sonra da ingiliz-fransiz askerleri buraya yigilinca da yeniden savunmasiz kalan belcika’ya saldirilacakti. trenlerle saldiri bolgesine 4 bin alman topu ve 4 bin havan topu getirilmisti ve saldiri basladiginda tum bu toplar ayni anda ateslenecekti. bu da cephedeki ingiliz-fransiz askerlerine hic beklemedikleri bir sok yasatti. bu carpismada sonradan almanya’yi ele gecirecek olan adolf hitler de savasiyordu ve 12 fransiz askerini esir alarak ikinci demir hac madalyasini kazanmisti. carpismalarin ilk gunu almanlar dusmanlarinin sokundan faydalanarak 10 km’ye yakin bir mesafe kaydettiler ve fransizlar geriye puskurtuldu.

    bu kez almanlar’in en buyuk hatasi ilk gunun kazanimlarinin uzerine yatip dinlenmek yerine hic dinlenmeden saldirilara devam etmek oldu.alman askerleri 24 saat boyunca hucuma devam edip yorgun dusmustu ve daha fazla ilerleyecek halleri kalmamisti. ayrica alman ordusunun sag kanadiyla merkezi rahatca ilerlese de sol kanat direnisle karsilasmisti ve cakilip kalmisti. bu da ilerlemeye devam eden alman ordusunun sol kanattan mahrum kalacagi anlamina geliyordu. ikinci gunun sonunda vesle sehrine hakim tepeleri ele geciren almanlar buradaki fransiz muhimmatlarina el koydular ve gecici olarak da olsa savunma pozisyonuna gectiler.

    fransizlar bu hizla giderse paris’in bile tehlikeye dusecegini gordukleri icin panik halindeydi. ayni almanlar’in planladigi gibi kuzey cephe hatlarindaki askerler guneye tasinmaya baslanmisti. yalniz almanlar da bu operasyonu yurutmek icin aynisini yapmisti ve almanlar’in da kuzey hatlarinda fazla askeri yoktu. bu yuzden sifira sifir elde var sifir durumu olusmustu.

    simdi almanlar’in onunde iki secenek vardi. operasyonda basarili olan sag kanat ve merkeze asker kaydirarak operasyonun basarisinin devam etmesini saglayabilirlerdi veya basarisiz olan sol kanadi takviye askerlerle destekleyip basarili olmasini saglayabilirlerdi. ludendorf ne olursa olsun bu operasyonun basarili olmasini istiyordu ve belcika’dan getirttigi yedek askerleri cepheye surmeye baslamisti.

    haziranin basinda amerikalilar yardima gelmisti ve bu operasyon amerikalilar’in aktif olarak carpistigi ilk operasyondu. 6 haziran itibariyle almanlar kazandiklari topraklarin onemli bir kismini kaybetmisti ve elde tuttuklarini da agir kayiplar vererek tutabilmisti. bu operasyon da oncekiler gibi bol gollu (zayiatli) beraberlikle sonuclanmisti.

    bu carpismadan sonra ingiliz cephe hattini yarip fransa’da ilerlemeye baslayan ve paris’e 80 km mesafeye kadar yaklasan cok sayida alman askeri kapana kisilmisti cunku ingilizler yarilan cephe hattini yeniden kurmustu ve simdi almanlar’in geri cekilip alman cephe hattina donebilmesi icin bu hatti yeniden yarmalari gerekiyordu.

    fransa’nin icine daha fazla ilerlemeleri de mumkun degildi cunku ikmal yollari ingilizler tarafindan kapatilmisti. fransa’daki belleau ormaninda kisilip kalan 5 tumen alman askerine amerikalilar basta olmak uzere koalisyon askerleri saldiri duzenlemisti. ormandaki carpismalar 1 ay devam etti ve sonunda almanlar agir kayiplar vererek geri cekilmek zorunda birakildi.

    bu da yetmezmis gibi cephede yayilmaya baslayan ispanyol gribi salgini yuzunden 200 bine yakin alman askeri 1 ay icinde telef olmustu. alman ordusunun artik tutunacak pek hali kalmamisti.

    bundan sonra 4 temmuz’da toplam 93 dakika suren hamel savasi yasandi ve uzun zaman sonra ilk kez hucuma kalkan ingiliz-fransiz-amerikan tarafi amiens sehrine yakin duran ve sehri tehdit eden alman askerlerini bolgeden tamamen temizlemeyi basardi. bolgedeki 6 bin alman askerinden yarisi ya oldurulmus ya da esir alinmisti ve geri kalan alman askerleri careyi kacmakta bulmustu.

    almanlar savasi kaybettiklerini anlamisti ama artik ellerinde ne kaldiysa son bir saldiri yapip son sanslarini deneyeceklerdi. bu kumarda herseyini kaybeden bir adamin son care olarak oturdugu evi masaya koymasina benziyordu. almanlar ingilizler’i tamamen belcika’dan atip savasdisi birakmak icin 52 tumenlik bir ordu kurmustu ve 15 temmuz’da bu ordu saldiriya gececekti. her zamanki gibi saldirinin basinda almanlar dusmani surprize ugratarak kazanimlar sagladiysa da 500 kadar tankla kontra ataga kalkan amerikanlar almanlar’in ilerlemesini durdurmaya yetmisti. almanlar agustos’un ilk haftasinda geri cekilirken geride 150 bin zayiat birakmislardi.

    bu almanlar’in savastaki son saldirisiydi ve almanlar artik savastan maglup ayrilmisti. muttefikler bu carpisma bittikten hemen 3 gun sonra almanlar’i bitirmek icin 3 ay surecek olan “100 gun hucumu” adli operasyonu baslattilar. ingiltere, fransa, abd ve belcika cepheye 6 bucuk milyon asker surmustu ve alman tarafinda onemli bir kismi hasta ve sakat olmak uzere 3 milyon asker kalmisti. bu askerlerin de onemli bir kismi silah birakmisti ve verilen emirlere itaat etmiyordu.

    ludendorff “emre itaat etmeyen alman askerlerinin vatana ihanet sucundan idam edilmesi” emrini verdi. ingiltere ve fransa savasin basindan beri bu tur bir uygulamaya sahipti ama almanlar ilk kez boyle bir karar almisti. birkac hafta once italya cephesinde cok pis tokatlanan avusturya savastan cekilmek icin diplomatik girisimlere baslamisti ama ingiltere’den “artik cok gec guzel kardesim” cevabini almisti. dogu avrupa’daki sehirlerde almanya karsiti gosteriler giderek artiyordu. osmanli devleti arap topraklarinin tamamina yakinini kaybetmisti ve yikilmasina sayili gunler kalmisti.

    9 agustos’tan itibaren saldiriya gecen muttefikler almanya’ya tokat ustune tokat atiyordu. her gun ortalama 7 bin alman askeri telef olmaktaydi. gerci muttefiklerin kayiplari da asagi yukari ayni seviyedeydi ama asker sayisi olarak 2 kat daha fazla olduklari icin pek koymuyordu. muttefikler bir saldiriyi bitirir bitirmez yeni saldiriya basliyordu. almanlar’da pek askeri vasita kalmadigi icin askerler yuruyerek veya kosarak geri cekilmek zorunda kaliyordu. butun bunlar da yetmezmis gibi yunanistan’da konuslanmis olan fransiz, italyan ve sirp askerler de balkanlarda saldiriya gecmisti ve almanlar burada da toprak kaybetmeye baslamisti. ustelik bu kez savasa yunanistan da dahil olmustu. bulgarlarla almanlar en basta basarili bir savunma yapsa da sonunda mermi ve muhimmatlari tukenince geri cekilmek zorunda kaldilar.

    eylul ayinin sonunda ludendorff alman askerlerine bati cephesinde geri cekilmeyi yasakladi ve eldeki mevzilerin son askerin son kan damlasina kadar savunulmasini emretti. cephedeki alman komutanlar bu emri harfiyen yerine getirecek degildiler ve cephelerde alinan maglubiyetler sonrasi askerlerin geri cekilmesine buyuk olcude izin vereceklerdi. ekim ayinda carpismalarin siddeti giderek artiyordu ve her iki taraf da 200’er bin zayiat vermisti. savasin bu tempoda devam etmesi iki taraf icin de mumkun degildi. iki taraf da kahramanca olumune carpisiyordu ve ise sadece askerler ve toplar degil binlerce tank ve savas ucagi da dahil olmustu. ekim ayindaki bir aylik donemde sadece bati cephesinde atilan bomba miktari savasin ilk yilinda tum cephelerde atilan tum bombalarin toplamindan daha fazlaydi.

    ludendorff savasin basindan beri ilk kez muttefiklerle masaya oturup baris antlasmasi yapmak istiyordu. aslinda kendisi baris antlasmasindan cok 1-2 ay ateskes yapip alman ordusunu yeniden yapilandirmak ve savunma mevzileri kurup savasa kaldigi yerden devam etmek istiyordu ama buna kimseyi ikna edemezdi. bu noktada alman ordusu belcika’dan tamamen atilmisti ve fransa’daki tum toprak kazanimlarini da kaybetmisti. aslinda almanlar acisindan bu bile basari sayilirdi cunku 3 ay boyunca 6 bucuk milyon asker tarafindan saldiri ustune saldiri duzenlenmesine ragmen almanya savasin basinda sahip oldugu topraklarin hicbirini kaybetmemisti. simdilik sadece savasta kazanilan topraklar kaybedilmisti. ornegin ikinci dunya savasinda almanya savasi kaybettiginde dusman askerleri berlin’e girmisti ve almanya’nin hemen hemen tum sehirleri isgal edilmisti. birinci dunya savasinin sonunda ise almanya orijinal topraklarini neredeyse tamamen muhafaza etmeyi basarmisti.

    sonradan ulkeyi ele gecirecek olan hitler israrla alman ordusunun cok erken pes ettigini, savas devam etse muttefiklerin o kadar zayiatla ilerlemeye devam etmesinin mumkun olmadigini, almanya’nin savasa cok rahat devam edebilecegini iddia ederek epeyce taraftar toplamisti. hitler’e gore savasin almanya daha belcika ve fransa’dan yeni atilmisken bitmesi ihanetti. peki baris antlasmasi nasil saglanmisti? simdi ona gelelim.

    ilk olarak alman basbakani hertling istifa etti. daha sonra berlin’deki meclise askerler tarafindan haber salindi ve “savasi kaybetmek uzereyiz” dendi. bunun uzerine abd ve ingiltere’yi barisa ikna edebilecek yeni bir hukumet kurulmasina karar verildi. kurulan yeni hukumetle verilmek istenen mesaj “almanya demokrasiye geciyor” mesajiydi. yeni basbakan prens max oldu. prens max alman imparatoru wilhelm’in uzaktan akrabasi oldugu icin almanlar’in degistigi konusunda ingilizler ikna olmus degildi. bunun uzerine alman meclisi prens max liderliginde toplandi ve abd baskani wilson’a hitaben “14 ilkenin tamamini kabul ediyoruz, acilen baris antlasmasi yapilsin” diyen bir mektup yazildi. wilson da cevap olarak “14 ilkenin tamamini kabul ediyorsaniz ve isgal ettiginiz tum topraklardan cekilecekseniz baris antlasmasi imzalamaya haziriz” dedi. ludendorff hala “kis mevsimi geliyor, birkac hafta sonra kar yagislari basladiginda amerikanlar mecburen saldiriyi kesecek” diyerek meclisi savasa devam konusunda ikna etmeye calisiyordu.

    alman politikacilar baris istiyordu ama asker kesimi hala savasa devam etmek istiyordu. baris gorusmelerini sabote etmek isteyen bir alman komutanin emriyle irlanda-ingiltere arasinda seyahat eden bir yolcu gemisi batirildi ve 450 kisi hayatini kaybetti. ingilizler ve amerikalilar kizgindi. abd baskani wilson almanlar’a bir mektup yolladi ve “bundan sonra baris gorusmeleri yapacaksaniz benimle veya ingiliz yoneticilerle degil cephedeki generallerle yapacaksiniz” dedi. wilson almanya kendi askeri kesimine fazlaca guc verdigi icin onlari protesto ediyordu. almanlar baris icin ingiliz ve amerikan generalleri ikna etmek zorundaydi ve bu kisiler almanlar’a zaten kizgin oldugu icin yapilacak olan antlasmanin sartlari daha da sert olacakti.

    bu arada avusturya-macaristan imparatorlugu macaristan’in cikmasiyla dagilmisti. ayrica imparatorluk icindeki hirvatlar, cekler, slovaklar ve cesitli milletler bagimsizligini ilan etmek istiyordu. abd’de kongre secimlerine 2 hafta kalmisti ve wilson’un partisinin kongredeki cogunlugu kaybetmesine kesin gozuyle bakiliyordu. wilson bu yuzden vakit kaybetmeden bir an once baris antlasmasi imzalanmasini istiyordu. ikinci mektubundan kisa bir sure sonra ucuncu bir mektup yazan wilson almanya’ya “eger pazarliklar hemen baslamazsa bundan sonra pazarliklari degil almanya’nin teslim olusunu konusuyor olacagiz” diyerek gozdagi verdi. ona cevabi bu kez alman kongresi yerine asker kesimi, yani ludendorff verdi ve “gerekirse sonuna kadar savasacagiz ama asla teslim olmayacagiz” dedi.

    cephede avusturya cokunce italya da cesaret bulup kuzeye dogru ilerlemeye baslamisti. almanlar’in artik tutunacak dali kalmamisti. alman ordusundaki bir cok general ve alman meclisindeki bir cok vekil baris icin gerekirse ludendorff’un gorevden alinmasini, yetmezse imparator wilhelm’in de gorevden alinmasini savunmaya basladi. hem mecliste hem de orduda anti-ludendorff’cu kesimin sesi giderek yukseliyordu. ornegin bir alman amiral 3 savas gemisini denize cikartip ingilizler’e saldirmaya karar verince gemi murettebati isyan bayragi cekmisti ve emirlere itaatsizlik yapmisti.

    sonunda 26 ekim’de ludendorff baskilara dayanamayarak istifasini verdi. ayni gun alman meclisi acil olarak toplandi ve wilson’a bir telgraf yollayip “tum sartlarini kabul ediyoruz” mesajini gecti. wilson bu kez bir kezban gibi trip atmayi uygun gormus olacak ki almanlar’in mesajina 9 gun boyunca cevap vermedi. bu surecte osmanlilar ve avusturya kayitsiz sartsiz teslim oldugunu acikladi ve almanya’da cesitli isyanlar cikti. bazi alman vilayetleri bir an once baris antlasmasi imzalanilmazsa bagimsizlik ilan edip ayri ulke kuracagindan bahsediyordu. her ne kadar savasi muttefikler kazandiysa da savasin sonunda almanya 2 milyon (ayrica avusturya, osmanlilar ve bulgaristan da 2 milyon), muttefikler 5 bucuk milyon asker kaybetmisti.

    taraflar masaya oturdugunda sadece savasi bitirecek degil ayni zamanda savasi baslatan almanya’yi agir bir sekilde cezalandiracak sartlar ortaya atildi. ornegin almanya bundan sonra 100 binden fazla asker bulunduramayacakti ve alman deniz kuvvetlerinin boyutu ingiliz deniz kuvvetlerinin 5’te biriyle sinirlandirilacakti. almanya savastaki diger ulkelere uzun yillar boyunca tazminat odeyecekti ve muttefikler bir sure boyunca almanya’nin icislerine karisabilecekti. yine orta avrupa’da bir cok devlete bagimsizlik verilecekti. almanya’nin avusturya’yla birlesmesi yasaklanmisti. bunun gibi almanya’yi cezalandiracak bir cok madde vardi. 1930’larda hitler almanya’nin basina gelince bu maddelerin hepsini tek tek cope atacakti ve bu da ikinci dunya savasina sebep olacakti.
    iste bu da birinci dunya savasinin hikayesidir.

    ikincisi icin: (bkz: adolf hitler/@diesel1907)

  • 35. ersin düzen

    o kadar deneyimli, sesi kaliteli, maça heyecan katan, eğitimli, yılların emekçisi trt spikeri varken, sırf yandaş olduğu için euro 2016 finalini anlatan vasat altı eleman.

  • 36. türkiye'de kitapların aşırı pahalı olması

    her yıl milyarlarca türk lirası ödenerek ülkenin bütün il halk kütüphanelerine satın alınan kitaplar yollanılıyor.

    il halk kütüphanelerine üye olmak ücretsiz. kitapları ücretsiz alarak süresi içinde okumak ücretsiz.

    iki örnek:

    1. türkiye'nin iyi kütüphanelerinden istanbul taksim'deki atatürk kitaplığı yeni ve popüler kitapları da satın alıyor. açık rafta istediğiniz üç-dört kitabı kendiniz seçin, yazın hava sıcaksa kışın hava soğuksa içerdeki rahat soğutulmuş/ısıtılmış masalarda okuyun sonra eve götürün. aşağıdaki kafesinde çay içerken de kitap okuyun.

    2. muğla il halk kütüphanesi de (ülkedeki bütün il halk kütphaneleri gibi) ücretsiz biçimde eve kitap götürmenize izin veriyor. işin güzel yanı, il halk kütüphanesine üye olanlar muğla sıtkı koçman üniversitesi kütüphanesinin yüz bini aşkın kitabını da eve götürecek biçimde ücretsiz oraya da üye olmuş sayılıyorlar. (internet üzerinden süreyi uzatmak da mümkün)

    evet kitap fiyatları pahalı olabilir ama... mülkiyet hırsı olanlar için.

    kitap okumak (her popüleri bulamasanız da) bu ülkede akıllı olanlara bedavadır. bedava!

  • 37. neslihan atagül

    [qizlaaar, acilin ben de yorum yabcam dsakjdsa]

    ya resmen neden birbirleriyle evlendikleri belli olmus bence.

    halbuki fotograflara bakinca, sadece yakisikli bi cocukla, guzel bi kiz goruyorsun. vidyoya gecince "haaaaaa" oluyorsun. o neydi ki oyle giz?! o hele bi hareketleri var birbirlerine cektikleri ustuste evet dedikten sonra? anlamsizca hareket cekiyolar dsajkdsa bi uyum, senkronizasyon hicbi sey yok. kendi aralarindaki ozel bi anlasma sekli olsa neyse. nikah sahitleri de zaten "ediyoruz beybi" diye cigirdilar nikah memuruna, dogru duydum di mi, herkes mutlu, herkes birbirini tam bulmus iste. arkadasi, akrabasi, esi, herkes catlak olsa gerek. e tebriks hakkaten! bi de mutluluklar bu arada, gelinlik de evet dehsetengiz derecede guzelmis.

    goruntuler neden dugun istemedigimi bir kez daha hatirlatti bana ayrica. imdb 9.2 puanli thriller mubarek, korku icinde izledim, terledim. sen koru yareppim. konsoloslukta sadece imza atmak isteyen beyler eqlesin.

  • 38. zeynep ılıcalı vs şeyma subaşı

    içlerinden birinin "benim kocam beni aldatacak, üstüne bir de o kadından çocuk yapacak, ben onunla evli kalmaya devam edeceğim ve sonra asil, gelinliği hak eden, hanımefendi vs vs vs olarak anılacağım. vay arkadaş!.." diye düşündürten iki kadın arasında yapılan bir kıyaslama. öbür kadını onaylayarak yazmadım. ikisini de yolda görsem tanımam...

  • 39. pokemon go

    yeni bir bug çıktı tam pokemonu yakalıyorum poke topuna giriyor oyun orda kalıyor arkadaş var mı benimle aynı anıya ortak olan.

  • 40. 8 kasım 2016 abd başkanlık seçimleri

    biraz daha bilgi ve istatistik vereyim.

    -bugun abd'deki en buyuk 15 sehrin 11'inde adaylardan bagimsiz olarak demokratlarin ezici ustunlugu var. ortalamaya vurunca metropollerde demokratlarin oy orani %65'lerdeyken sehirlerin disindaki banliyolerde bu oran %45'e ve koylerle ufak kasabalarda %35-40'a dusuyor.

    -universite mezunlari arasinda demokratlarin oy yuzdesi %60-65 civarinda dolasiyor. master/doktora seviyesinde bu oran bolumden bolume degisse de %80'e kadar yaklasiyor. yine bir sehirdeki universite mezunlarinin sayisiyla demokratlarin oylari arasinda pozitif korelasyon mevcut.

    -son 13 secimdir ohio eyaletini alan taraf her zaman secimi de kazanmis. bunun sebebi cogu eyalette ya cumhuriyetcilerin ya da demokratlarin ezici bir ustunlugu varken ohio iki tarafin da ustunluk saglayamadigi, ustunluk saglayanin da abd'nin onemli bir kisminda da ustunluk sagladigi eyaletlerden biri. son 13 secime baktigimizda "bu eyaleti alan her zaman secimi kazanmis" diyebilecegimiz tek eyalet ohio. son anketlere gore hillary ohio'da burun farkiyla onde gozukuyor ama bu her an degisebilir.

    -hemen hemen her secimde demokratlarin %10'u cumhuriyetci adaya, cumhuriyetcilerin de %10'u demokrat partili adaya oy veriyor. 1992'de clinton'un kazandigi secimde oy kullanan demokratlarin %23'u clinton'a oy vermezken cumhuriyetcilerin %27'si bush'a oy vermemezlik etmis. gerci o secimde uc aday oldugunu da not etmek lazim. bu secimde isler biraz degisik olacak gibi, zira cumhuriyetciler icinde trump'i sevmeyen, demokratlar icinde de hillary'i sevmeyen epeyce insan var.

    -gecmis secimlerde genelde amerikali erkekler iki partiye esit olarak oy verirken kadinlar hangi partiye daha cok oy verdiyse secimlerin galibi de o parti olmus. ornegin 1992'de erkeklerin %49'u clinton, %51'i bush'a oy verirken kadinlarin %54'i clinton'a oy vermis ve clinton kazanmis. obama'nin secilmesinde de en buyuk rolu kadin oylari oynamis. ayrica abd'de kadinlarin oy verme orani erkeklere gore daha yuksek. kadinlara oy hakki ilk kez 1920'de verildi.

    -tarihsel olarak zencilerin %80'i, asyalilarin %65'i ve latinlerin %54'u demokratlara oy veriyor.

    -2000'den beri demokratlarin nufusa orani artarken cumhuriyetcilerin nufusa orani azaliyor. bunun sebeplerinden biri disardan gelen gocmenlerin ve genc jenerasyonlarin genelde demokratlara destek vermesi. cumhuriyetcilerin lehine olan bir istatistik varsa o da cumhuriyetcilere oy veren kesimlerin ortalamada daha cok cocuk sahibi olmasi (yalniz demokratlara oy veren zenciler de cocuk sahibi olma konusunda hic geri kalmiyorlar).

    -ronald reagan ve richard nixon kendi zamanlarinda 50 eyaletin 49'unu kazanarak eze eze secim kazanmislar. reagan'in kazanamadigi tek eyalet minnesota ve nixon'in kazanamadigi tek eyalet massachusetts olmus. 1988'den itibaren hicbir secim ezici bir ustunlukle bitmemis. 1988 ile 2012 arasinda yapilan 6 secimde kazanla kaybedeni ortalama 2-3 milyon oyluk bir fark belirlemis (abd nufusu 310 milyon).

    -son 100 yilda 4 defa toplamda daha az oy olan taraf secimi kazanmis. bu en son al gore'dan 500 bin daha az oy alip secimi kazanan george w bush zamaninda gorulmus.

    -bugune kadar hicbir eyaleti kazanamadan en fazla oy alma rekoru 1992'de 20 milyona yakin oy alan ama hicbir eyaleti kazanamayan bagimsiz aday ross perot'a aitmis.

    -1888 yilinda secimleri kazanip baskan olan benjamin harrison 9. baskan william harrison'un torunuydu. boylece o zamandan baslayan ve gunumuzde bush ailesiyle devam eden "ayni aileden baskan olan birden fazla sahis" gelenegi baslamis oldu. clinton baskan olursa bu gelenegin hala canli oldugunu gosterecek.

    -her ne kadar bir eyaleti kazanan aday o eyaletteki tum delegeleri elde etmis olsa da ozellikle 1800'lerde ve 1900'lerin basinda bir cok secimde bir eyaleti kazanan kisiyle o eyaletteki delegelerin oy verdigi kisi farkliydi. ornegin 1892'daki secimlerde 5 eyalette delegelerin bir kismi eyaleti kazanan adaya oy vermedi.

    -turkiye'de nasil denize kiyisi olan sehirlerde muhafazakarlarin aldigi oylar azaliyorsa aynisi abd'de de gecerli. iki okyanusun kiyisi ve michigan golunun cevresinde genel olarak demokratlarin hakimiyeti var. bati yakasi tamamen demokratlarin oy deposuyken dogu sahilleri de (guney ve kuzey) carolina'lar ve florida haric demokratlarin cebinde denilebilir.

    -secimlerde mevcut adaylardan birine oy vermek istemiyorsaniz kendi istediginiz herhangi bir adaya da oy verebiliyorsunuz. bunun icin oy vermek istediginiz kisinin ismini yazmaniz yeterli ("write in" deniyor). tabi secimleri trollemek isteyen binlerce amerikali "superman", "batman", "spiderman", "mickey mouse", "chuck norris", "hz isa" gibi hayali kahramanlara oy veriyor. bu secimde her ne kadar hillary adayligi kazanmis gibi gozukse de bir cok demokrat bernie sanders'in ismini yazmayi dusunuyor.

    -bu secimlerde sadece baskana degil cogu zaman eyaletlerdeki cesitli kanun ve kurallara da karar veriliyor. ornegin en son baskanlik seciminde california eyalette idam cezasinin kalkip kalkmamasini oyladi ve az farkla idam cezasini devam ettirmeye karar verdi. bir baska ornek vermek gerekirse oregon'da esrarin legallesmesi oylandi ve eyalette esrar yasagi kalkti. ornegin bu secimde oregon'da saatlik asgari ucretin 15 dolara cikip cikmamasi oylanacak. california'da esrar konusunun bir kez daha oylanmasi dusunuluyor.
    ---------------------------------------------
    bununla beraber soyle bir not ekleyeyim. simdi her ne kadar "abd'deki baskan aslinda sembolik biri, abd'yi baskan yonetmiyor" geyiklerini sacma bulsam da gercek su ki abd baskaninin ortalama bir amerikali'nin gunluk hayatina olan etkisi sifira yakin cunku gunluk hayati etkileyen kanunlar buyuk ihtimalle yerel yonetimler tarafindan eyalet ve county bazinda belirleniyor. ornegin bir eyaletteki ehliyet alma sartlari, alkol satis sartlari, hangi suca ne kadar ceza verilecegi, satis vergisi, egitim sistemi, yollardaki hiz siniri gibi bir cok sey yerel yonetimler tarafindan belirleniyor. bu yuzden amerikalilar'in onemli bir kismi sandiga gitmiyor.

    soyle dusunuyorum da bir oregon comari olarak abd baskaninin clinton veya trump olmasinin benim gunluk hayatima etki yapabilecek tek bir sey var. oregon'daki orman arazilerinin %60'i federal devlete ait ve bu arazilerin yonetimi de federal devlette. su ana kadar devlet buradaki agac kesimlerine izin vermedi ve ormanlarin tamamini halka acti. clinton secilirse bu aynen boyle devam edecek ama trump ormanlarin bazilarini odun sirketlerine vererek agac kesimine hiz vermek istiyor. bu durumda ormanlarin bir kismi halka kapatilabilir. aha benim hayatima clinton veya trump'in yapabilecegi tek etki simdilik budur.

  • 41. 11 temmuz 2016 pazartesi işbaşı yapılacağı gerçeği

    az dişinizi sıkın, şunun şurasında 11 eylül kurban bayramına ne kaldı arkadaşlar.

  • 42. adet sancısına iyi gelen şeyler

    battaniyeyi örtünüp uyuyun. mevsim yaz ise "battaniye mi örtünülürmüş" demeyin. insan o dönemde nerede serin, soğuk şey varsa çekiyor kendine. çorapsız 1 saniye bile geçirmeyin. uyuyun.

  • 43. jose ernesto sosa

    besiktas mustafa pektemek'i gondermek istiyor, adam gitmiyor. kapi gibi sozlesmem var niye gideyim diyor. hakli. bunun gibi 3 buyuklerin onlarca ornegi var. gitsin diye para verilenler, kiralik gonderip maasi cepten odenenler vs..
    bu orneklerde "eee onu sozlesme imzalarken dusunecektin, adam hakli, profesyonel futbolcu, gitmez tabi" diyen koçerolar, simdi sosa konusunda kendileriyle celisiyor.

    evet, kalmak istemeyen adamdan hayir gelmez. ve evet, teror de gitmek istemek icin makul bir bahane. biz bile siktirolup gitmeye yer ariyoruz. ama oyle istedigim anda, istedigim takima giderim, bonservis umursamam, sozlesme siklemem, idmana cikmam ile olmaz o is. o zaman sozlesme tek tarafli, sadece kulubu baglayan bir sey haline gelmis olur.

    ozetle, sosa gitmek istiyorsa once efendi gibi idmanlara cikmaya basalayacak. sonra makul bir bonservis getirecek kulup bulacak. bulamazsa cebinden tamamlayacak. amrabat nasil dusuk maasa imzalamisti gs'ye gelmek icin, madem sosa da hanimi ikna edememis ve sozlesmesine ragmen gitmek istiyor, o zaman kendisi de fedakarlik yapacak.

    tabi bu sirada besiktas da hayvan gibi bonservis istemeyecek, 6-8m euro bandinda guzel bir paraya razi olacak ve iyi bir b plani yaratacak.

    ibne basina not: besiktas'ta sosa krizi haberlerinin yaninda biraz da, a takima idmana alinmayan, gonderilecek kulup bulunamayan diego haberleri yapin. serefsizlik yapmayin.

  • 44. oku çalış evlen çocuk yetiştir emekli ol öl

    insanlık tarihindeki yaygın bir alternatifi olan, "doğ-savaş-öl" e göre, tercih edenler olacaktır sanıyorum.. olum binlerce yıldır sistem bu şekilde yürüdü lan. seninki yine iyiymiş.

  • 45. 2016 turizm krizi

    kazıkçı işletmelerin artık köşe yazılarına kadar faş edilmesine sebep olan krizdir.

    ancak unutulmasın, 90'lı yıllarda başlayan ve geçtiğimiz yıllara dek süren, "şu restaurantta şunu yedik, bunu içtik, tatlıyı indirdik, servisine bayıldık, işletmecisinin önüne yattık.." temalı yazı dizileriyle sayfa sayfa goygoy yapan magazinciler de unutulmamalı.

    (bkz: şenay düdek)
    (bkz: kenan erçetingöz)
    (bkz: aykut ışıklar)

    turistik tesislerdeki kalitesizliği ört bas eden, kişisel himmeti uğruna standart irtifasını görmezden gelen, ziyaret ettikleri bütün işletmeleri vasatlıklarına rağmen yere göğe sığdıramayan görgüsüz kalemşörlerimizi anmamız şart.

    her birinin mevcut varoşlaşmada, büyüyen çomarlaşmada, ürettikleri vandal tüketim kültürü nedeniyle sorumluluğu çok fazladır. zira bu kalemşörler zenginlerden ziyade, lüks hayatlar sürenlere özenen ama süremeyecek olan orta ve düşük gelirli kitlelere yönelik köpürtmeli gazetecilik yapıyorlardı. zamanında bu işlerden de hepsi çok iyi paralar kazandı..

    kısacası türkiye, her aşamada ektiğini biçiyor.

  • 46. türk kızlarının hepsinin zengin erkek araması

    gençliğin ne kadar şuursuz ve hedeften saptığını gösteren durumdur.

    "zengin erkek" ne demektir bir oturup düşünün.

    bugün bir erkeğin "zengin" olması için bir kaç seçenek var :

    1-uyanıktır, voliyi vuracak bir iş yapmıştır - akpli belediyeye asfalt satıyordur mesela.
    2-aileden zengindir. sabancıdır mesela.
    3-sayısal loto vs cıkmıştır.
    4-okumuş, çalışmış, bir şeyler inşa edip değer yaratmış ve bunu paraya çevirebilmiştir.

    para, kadınların erkekte esas aradığı bir çok özelliğin varlığını gösteren bir "temsil"dir. zira dünyamız başarılı olan insanları çoğu zaman parayla ve statüyle ödüllendirmektedir.

    "başarılı olmasa parası olmazdı" önermesi çoğu zaman geçerlidir.

    elbette aileden zengin olmasına rağmen ezik sinik erkekler var.
    voliyi vurup parayı bulmasına kıro, cahil, hödük, hanzo erkekler var.
    çalışmış ve değer yaratmış olmasına rağmen çekilmez insanlar olan erkekler de var - bakınız steve jobs.
    şansa çıkan parayı sayısal lotoyu yazmıyorum bile.

    zengin aileden gelen erkeklerin çoğunluğu fakirlere kıyasla daha uzun yaşıyor.
    http://money.cnn.com/…my/life-expectancy-rich-poor/
    zengin aileden gelen erkekler, aile işinde çalışmasa bile ortalama 10% daha fazla para kazanıyor:
    http://money.cnn.com/…her-poorer-families-earnings/
    kafayı çalıştırıp kısa yoldan parayı bulan adamlar "en azından kafası çalışıyor, kolay kolay açta açıkta kalmayız" mantığıyla arzulanabilir.
    değer yaratan ve bunu paraya çeviren erkekleri yazmıyorum bile. zaten en tepedeki en arzulanan erkekler.

    hadi zengini geçtim, düzgün bir kurumsal kariyer yaparak asgari ücretin atıyorum 10-15 katı parayı kazanan bir erkek de özellikle türkiye için gayet zengindir. yatlar katlar hamamlar olmasa bile evi, arabası, emeklilik planı ve cocugu için üniversite bütçesi vardır.

    kadınların bu türden bir erkek araması gayet normal. hatta başka türlü erkek arayanlara direk salak gözüyle bakıyorum ne yalan söyleyeyim.

  • 47. lionel messi

    bu adamı beğenmeyenleri bir türlü anlamıyorum.

    götünümü siktirsin daha ne yapsın sahada? asist yapar hem de ronaldo'nun hayal edemeyeceği kadar, gol atar, adam çalımlar 3-4 kişiyi ipe dizer, frikik istatistiği bile ronaldo'dan daha iyi. gelir geriye oyun kurar, kırmadığı rekor kalmadı herifin. dünyanın en sert savunmalarını mütemadiyen sikip attı. daha ne yapsın amk?

    çıkmış adam ronaldo'dan daha kötü diyor. ronaldo kupada 2 gol atmış, finalde de oynamamış. bu adam kupa amerikada 5 gol 3 asist yaptı. oynadığı takımdaki spastikler karşı karşıya atamıyorsa bu adam ne yapsın?

    oğlum gizli gaysaniz açıklayın. kasmayın. ronaldo çok kaslı, çok yakışıklı, bitiyoruz deyin siz de, biz de rahatlıyalım. yoksa akli argümanlarla ronaldo'dan daha kötü demek normal değil.

  • 48. ekşicep

    önümüzdeki günlerde yeni sürümünü aktif etmeyi umuyorum.

    aklıma geldiği kadarıyla değişikleri yazayım;

    - engellediğiniz yazarların açtığı başlıkları sol frame'de gizleyebileceksiniz.
    - bulunduğunuz başlığa yeni entry girilmişse otomatik olarak görebileceksiniz. yani siz sayfayı okurken yeni entry girilmişse sessiz sedasız son sıradaki yerini alacak.
    - yenile butonuna bastığınızda sayfayı en üste çekmeyecek. bulunduğunuz pozisyonu hatırlayacak.
    - cihazınızı salladığınızda önceden tanımladığınız bir görevi yerine getirecek. joker butonunun sallamalı hali yani.
    - entry'lerdeki menüde engelle butonu da olacak. engelle butonuna ulaşmak için profil sayfasını açmanıza gerek kalmayacak. profil sayfası açıksa, başka bir yere dokunduğunuzda pencere kapanacak.
    - başlangıçta gösterilen ipuçları tam ekran olmayacak. mesaj geldiğinde açılan pencere gibi, ufak pencerede gösterilecek. üzerine dokununca hemen kapanacak.
    - mesaj geldiğinde açılan pencereye dokunulunca direkt olarak gelen mesaja gidilecek. mesaj içeriğinin pencere içerisinde gösterilmesi pek efektif olmadığı için eski haline dönülecek.
    - olay butonunda biriken başlıklarda olduğu gibi yanlış sayfa açılması sorunları düzelecek.
    - her şeyi gizle seçeneği aktifken ana menünün sabit kalmasıyla ilgili sorun düzeltilecek.
    - hızlı menü içerisindeki şükela butonu daha doğru olarak çalışacak.
    - entry içerisinde birden fazla spoiler varsa, birine basıldığında diğerleri de aynı anda açılacak.
    vs. vs.

    ufaklı tefekli birçok hata düzelttim ama şu yeni özelliklerin çalışması biraz karışık olduğu için ve epey yeri etkilediği için ekstra şeyler yaratmış olabilirim. göreceğiz artık o.0
    ben kullanıyorum şu an, sorun çıkmazsa önümüzdeki hafta sizler de kullanabilirsiniz.

    uygulama açıkken uyku moduna girmemesi için de bakıcam. sorun çıkmazsa onu da yeni sürüme eklerim.

  • 49. 27.dönem başbakanı kemal kılıçdaroğlu

    mümkün olmayan olay. insanlar kendine benzeyen adama oy veriyor. namuslu şerefli, insan gibi konuşan insan, namuslu şerefli, insan gibi konuşan insana oy verir. uzun adam mesela her söylediğinden çark etti ama oyu nerdeyse değişmedi, sebep? milletin aynası adam, mahalle ağzından tut, her türlü alavere dalavere..

    halka benzeyen adam da chp'nin başına gelemez.

  • 50. 9 temmuz 2016 fehman hüseyin'in öldürülmesi

    yine gelmiş goygoy takımı, "ölmüş olsa ne farkeder" diye soruyor, "sorunu çözer mi" diye soruyor. bazıları da "yalan haberdir" diyerek olayı sulandırmanın telaşına düşmüşler. olm elinizin altında internet var girin biraz araştırma yapın burada böyle şarlatanlık yapacağınıza. ölmüş olması ne demek biliyor musun? yıllardır suriye'yi kürtleştirmeye çalışan bir terör örgütü liderinin ortadan kaldırılması demektir bu. sahadaki terörist hiçbir şeydir, lider kadrosunu dağıttınız mıydı bu iş biter. terör örgütlerindeki hiyerarşiden bile haberiniz yok. el bağdadi öldürülse ışid'in hali ne olur bi düşünün bakalım? el bağdadi öldürüldüğünde de çıkıp "ne oldu bu sorun çözüldü mü" diye soracak mısınız mesela? "ışid'i neden anlamaya çalışmıyorsunuz, sorunlarını neden dinlemiyorsunuz" diye soracak mısınız? pkk'yı, ypg'yi, kck'yı anlamayı teklif eden insanın ışid destekçisinden hiçbir farkı yoktur. ayrıca terör örgütü liderleri insanüstü varlıklar değil, öyle gözünüzde bunları büyütüp "kesin yalandır" deyip zırlamayın sağda solda. müjdeyi veren el hamis tugayları. yani öyle aa'nın masa başında hazırlayıp servis ettiği bir haber değil. aa'nın o bölgede rejime ve rejimin destekleyip sünni arapların üzerine saldığı terör örgütleriyle mücadele eden güçlerle iletişim halinde olduğunu sağır sultan bile biliyor. sizin zorunuza giden, bir gelişme olduğunda işinize gelmeyince kabul etmekte zorlanıyorsunuz. beklentiniz aslında çok kısa bir sürede suriye'nin kuzeyinin kürtleştirilmesi şeklindeydi. bölgeden pkk ve ypg yandaşı olmayan kürtleri, sünni arapları sürüp atmak veya onları sindirerek topraklarına arazilerine çökmek şeklindeydi ama ters tepki gelince, direniş haseke, lazkiye, humus, hama, rakka, idlib, der'a, halep çevrelerinde giderek daha da büyüyünce bölgeyi terör örgütleri marifetiyle kürtleştirme planınız işlemedi. şimdi de zırt pırt çıkıp "fehman hüseyin öldürülse ne olacak sorun çözülecek mi" diye soruyorsunuz. bölgeyi yeniden şekillendirmek isteyen güçlerin piyonluğunu yaparak insanların canına malına mülküne namusuna saldıranların karşı direnişle karşılaşması şok edici bir detay değil. bunda hiçbir sürpriz taraf yok. selahaddin tugayı olur, tel hamis tugayı olur, nureddin zengi tugayı olur, sahil şahinleri tugayı olur, tel rifat tugayı olur, ensar tugayı olur ne olduğu önemli değil bölgede nefret ekersen nefret biçersin barış diye diye herkese saldırırsan o insanlar da örgütlenip sana haddini bildirirler. bu aslında bu kadar basit bir olay. ondan sonra da gelip "fehman hüseyin öldürüldü de ne oldu sorun çözüldü mü" diye zırlarsın buralarda. hem silahla sorun çözmeye kalkacaksın hem de aynı yöntem sana uygulandığında bundan şikayet edeceksin. öyle bir dünya yok.