debe başlıkları

Ekşi Sözlük Debe Listesi

Rastgele
Hepsini aç
  • 1. hepimiz ensar'ız

    hükümete yakın 150 vakfın ensar vakfına destek bildirgesinin özeti. hükümetin doğrudan desteği yetmemiş, şimdi beslemesi "sivil kurumlar"ı seferber etmiş.

    http://www.cumhuriyet.com.tr/…hepimiz_ensariz_.html

    bizce de hepiniz ensar'sınız, hepiniz kapatılmalısınız.

  • 2. oyumu lambalıya verdim ak parti'ye vermedim

    "hayatımız kimlerin oylarıyla s*kiliyor" sorusunun cevabı olan teyze.

  • 3. hoşlandığım beyi arıyorum

  • 4. erdoğan karşıtlarını hüzne gark eden fotoğraf

    gerçekleri yansıtmayan bir fotoğraftır.

    fotoğraf çekimine geç kalmış. 00:55'te gözükmüyor. sırada yok. sonradan aralardan ittire kaktıra geçmeye çalıştığı için gülüşmelere sebep olmuştur. 1:02'ye dikkat. obama'nın sağ arkasında kulak kabartmış "acaba ne diyorlar?" bakışı seziyoruz.
    https://www.youtube.com/watch?v=lifsuvqazyw

    not : sırf bu pozu verebilmek için bile geç kaldığını düşünebilirim. önceden düşünülüp uygulanmış olması çok muhtemel.

  • 5. 1 nisan 2016 rusya'nın bm'ye kanıtlar sunması

    ilk aşama haberin kaynağıyla dalga geçmekti. bu aşamayı hallettik.

    ikinci aşamada ise "sırf tayyip gitsin diye" ve "akp'ye düşman olduğunuz için" ile başlayan cümleler kurulacak, yazıların ana fikri "ben de akp'yi sevmiyorum ama birlik olmalıyız herkes üzerimize oynuyor" şeklinde olacak.

    üçüncü aşama, bu habere inananları ve paylaşanları vatan hainliğiyle suçlama üzerine kurulacak.

    ----------

    okuduğumuzu anladık mı cevap verelim:

    belge teslim edildi deniyorsa bir haberde, belge teslim edilmiştir. belge teslim edildiği iddia edildi dese, tamam. veya türkiye'nin ışid'e destek verdiği iddia ediliyor deseler, ok. iddia edildi haberciliğinden nefret ederim. ama rusya bm temsilcisi, bm'ye belgeleri teslim etti deyince, haberin kaynağı çok önemli olmuyor artık.

    dua edin de o malum tırları doğru düzgün açıklayabilsinler. bir ülkenin içine bu kadar sıçılmaz. bir tarafta abd reza'yı kaptı, akp tarafı tutuştu. diğer tarafta rusya, ışid ile türkiye arasında bağ var, belgeleri sunduk diyor. yine akp tarafı tutuşuyor.

    böyle ülke mi yönetilir amk? her yasadışı olayda türkiye'nin adı geçiyor artık ve ben türkiye'de yaşayan bir insan olarak utanıyorum ve kızıyorum. sırf şu "ışid ile tr arasında bağ var belgeleri sunduk" lafı bile benim tüylerimi diken diken ediyor. bu ne ya? nereye kadar gidecek böyle? türkiye yarın neyle suçlanacak?

    türkiye hep orta seviye bir ülkeydi, kendi halinde takılırdı, bölgesel bir ağırlığı vardı. geldiler başa, 80 senelik ülkeye, teröriste destek veriyor dedirttiler, kara para aklama merkezi dedirttiler. gerçekten çok üzülüyorum lan. artık olay muhaliflik falan değil yani. ülkenin hâline üzülüyorum. türkiye cumhuriyeti, gelebileceği en kötü noktada. ekonomi falan düzeltilir illa ki, ama bu devletin imajını nasıl düzelteceksin daha?

  • 6. dünya düz olsaydı en uzak nereyi görmemiz

  • 7. güzel trans vs çirkin ve şişman kız

    ikisinin de kurtulmak istediği fazlalıkları vardır.

  • 8. bütün entry'lerini silen yazarlar listesi

    kullanıcı girişi yapan insanlara çok rahat şekilde seçim opsiyonu tanıyabilme yeteneğiniz olmasına rağmen bunca zaman neden insanları hiç dinlemediniz vallaha ben anlamadım. teknik olarak size yük bindirmiyorsa çok basit bir şey gibi görünüyor çünkü. hemen de yaptınız sonrasında aslında. ayrıca ben her seferinde devamına okuyayıma basıyorum mesela. basmadığım hiç olmuyor. demek ki bu benim işimi kolaylaştırmak yerine zorlaştırıyor. onu da sevmedim. ama genel olarak her ne kadar beyaz tema gözlerimi rahatsız etse de, devamını okuyayım'ı sevmesem de bunlara çok takılmazdım. arka plan rengi griden beyaza döndü diye olmadı bu olaylar. kaç kere söylenmiştir bu ama olsun bir de ben diyeyim dedim. hepsi birikti ve patladı sonunda.

    yani bu siteyi gerçekten kullanan, her gün bir şeyler yazan, benimseyen insanlar sürekli bir şeylerden şikayetçi, evet kitle zaten tepkili bir kitle ama hiç mi umursanmaz abi kitle tepkili diye. konuşur konuşur susarlar diye düşünülüyor herhalde. sustular da hakikaten.

    adamların yapabileceği bir şey yoktu ki, yazıyorlar yazıyorlar olmuyor, eleştiriyorlar umursanmıyorlar, bi daha eleştiriyorlar yine cevap yok. insanları çaresiz bıraktınız. adamlar sinirli, bir şeyler olsun istiyorlar cevap bile verilmiyor, server'ına daş mı atacaklardı napacaklardı? yani bu adam yazar demeyelim de ekşi sözlük'te yazan kişi diyelim hadi, yazan kişinin yapabileceği maksimum eylem silmek olur. çok makul bir tepkiydi aslında. ben de hesabımı dondurdum bekledim noluyo diye.

    debe'nin ilk çıktığı zamanla şimdiki hali arasında dağlar kadar fark var. gündem hareketliyse üç-beş tane güzel şey oluyor. onun harici ırkçısından, @ 2'sine, su veren itfaiyesinden, ete para vermeyincisine. bi başlıyorsun okumaya hepsi 5-10 dakikada bitiyor. bunu site yönetimi de biliyor, çöplüğe dönüşmeye başlayan yeri düzeltmek yerine, çöplüğü karıştırıp buldukları güzel şeyleri yeni bir sitede paylaşmaya karar verdiler. benim ekşi şeyler'den anladığım bu. ama biz burdayız? nasıl olacak yani.

    kullanıcı sözleşmesinin değişmesi, ara sıra değişip değişmediğini kontrol edersiniz falan diye madde eklenmesi:

    -araba anahtarı, cüzdan, anahtarlık, cep telefonu. hepsi tamam çıkabiliriz.
    -ekşi sözlük kullanıcı sözleşmesi peki?
    -2 gün önce kontrol etmiştim ama...
    -ya değiştiyse?

    ne güzel hukukmuş bu. ben size hukuki olarak bakmıyordum ki. ben next next diyen adamım sözleşme mi umrumda olurdu benim. ama bu art niyet, bu kendini düşünme, bu haber vermeden bi şeyler yapma yani seziyorum hissiyatımı değiştirdi, bakışımı değiştirdi. en son da dakikada 2 entry silme olayıyla bende film koptu.

    çok yoğunluk olduğu için öyle bir kural getirildiği söylendi, 1 milyon entry silinmiş olabilir. aradan 1 ay geçti nerdeyse, benim hesabım dondurulmuş şekilde duruyordu. ben de ortalık rahatladı, silen sildi zaten kural falan kalmamıştır herhalde bi deneyeyim nolacak bakayım dedim. trafik olmasın diye gece yola çıkan adamım sonuçta, aynı mantık. ama noldu? kural duruyor. 1 haftada 1 milyon entry silinmiş daha sonra 2 haftada 50 bin bile değil söylenene göre. yani 10'da 1'i yoğunluk olamaz, neden dakikada 2 entry kuralı hala duruyor?

    sildim ben de. sildirseydi silmeyecektim. 3 sene önce falan olsaydı siteyle kavga ederdim bi de. artık biraz dingin ve biraz da dingilleştim. napayım yani burası böyle bir yer olduysa burası artık böyle bir yerdir. ben de ona göre davranırım. zaten son 2 senedir yazamıyordum.

    bir de benim ayrı bir sebebim var, her yazdığımdan sonra bu debe yüzünden yeni bir kişiye deşifre oluyordum. olayı kısmen değiştiriyorum, bütün isimleri değiştiriyorum olayda geçen. ulan ne biçim kamufle ettim kendimi diye yazıp gönderiyorum. ( birazdan örnek atacağım entry'de geçen italyanın adını değiştirmek için google'a italyan erkek isimleri yazmışlığım var. ayrıca adam fransızdı bu arada...) ertesi gün şöyle mesaj geliyor bak:

    http://imgur.com/tvwqyiz

    biz o kadar hazırlığı taşa yapıyoruz sanki. burda bi de tutturmuşlar atıyor diye. neyse konuyu iyice dağıtmıyım.

    yazıyı yazıyorsun nereye gidiyor belli değil olay tamamen kontrolümden çıktı. sabah işyerine gidince herkes debe'yi okuyor. 1.4 milyon takipçisi olan yer facebook'ta sonuçta dayanamadım artık tükendim lan. hesabı kapatınca twitter'dan direkt mesaj ile, mail yoluyla entry'lerin yedeklerini isteyenler, "ne demek hesap kapatmak entry'ler nerde" diyenler oldu. halk bunu soruyor gibi oldu ama isteedi derken toplam 5 kişi falan istedi işte. ben de blog açayım entryleri bloga koyayım tarihleriyle beraber bari dedim, okumak isteyen varsa okusun diye. daha sonra işsizlikten baya bi uğraştım, insanlık için dandik benim için büyük bi site yaptım. bundan sonra yazıları burdan paylaşıcam, kontrolsüz bir kalabalık olmayacağı için rahat rahat yazarım diye düşünüyorum yalnız tam olarak yolun bundan sonrasına katırlarla devam edicez tarzı bi yer oldu, geçen sitede bir şey denerken 30 saniyeliğine twitterda paylaşmışım, site 15 kişiyi kaldıramadı. siteden daha çok aile evi gibi şu an. komşudan sandalye falan alın öyle gelin yani.

    https://www.jun-misugi.com/

    ekşi sözlükteyim de aynı zamanda uçurulmadığım sürece burda da yazmaya devam edicem ama eskisi gibi değil tabi. galatasaray fenerbahçe maçında gol olunca 15 kişi gol yazdıktan sonra bir gol de ben yazarım. yok o kadar değil şaka.

    her ne kadar eskisi gibi olmasa da hala benim için gündem takip etmede 1 numaralı yer. milliyette falan haberlere tıklayamıyorum çünkü nefret ediyorum.

    not: siteyi tam hazır olmamasına rağmen 1 nisan'da paylaştım bilerek, çünkü kesin çökecek. 15 kişi gelmesini bırak, geleceklerini duyunca bile bi kötü oluyor garibim. çöktükten sonra ne sitesi olm 1 nisaaan dicem. ama sonra girmek isteyen girer diye umuyorum.

  • 9. erdoğan'a demokrasi vaadini hatırlatacağım

    aynı anda hem amerikayı hem rusyayı nasıl kendine düşman eder bi insan? hitler misin amk.

  • 10. iki kızım var ensar vakfı'na emanet edeceğim

    normal bir beyandır.

    biliyorsunuz bu tür vakıflarda kız çocuklarına asla dokunulmaz.

  • 11. şaka maka ülkenin kalkınması

    saka maka derken, saka gibi harbiden. kalkinma nedir, bence once bunu netlestirmek lazim.
    sonra da 4.5g (ozunde 4g'dir) ornegini gorunce nedense direkt somali'de var miymis diye baktim. 2014'ten beri varmis.
    eyorlamam bu kadar.

  • 12. iş bankası'nın can dündar'a faizsiz kredi vermesi

    bunu yazmak için kaç para aldığını merak ettiğim troll beyanı.

  • 13. suriyeli çocuğa yapılan 1 nisan şakası

    allahsızlık değildir.

    allahsızım fakat böyle bir şaka yapmak aklımdan geçmez.

    bizzat müslüman kardeşim deyip de götümüzde bağırttığınız adamlar tarafından yapılmış şakadır.

    edit: bir zamanlar bu entrynin bir üstünde videodaki durumun "allahsızlık" olduğunu ifade eden bir başka entry vardı.

  • 14. her gördüğü kızı sözlükte arayan asosyal embesil

    korkak bir tavuktur. hatta düdük makarnasıdır.

    bu sik kafalılarda biraz beyin olsa zaten kızla bir şekilde iletişime geçerler. ama asosyallik kanlarına işlemiş. kız onu bulsun diye araba ilanı verir gibi sözlüğe ilan veriyor. böyle cesaretsiz bir erkekle hangi kız birlikte olmak ister onu da anlamış değilim.

  • 15. vodafone arena

    millet delirdi yemin ederim. bitse de gitsek bitse de gitsek dıptıs dıptıs. la olm bu nedir la ahahhaha.

  • 16. 1 nisan 2016 reza zarrab'ın işbirliği haberi

  • 17. aydın doğu demirkol

  • 18. levent'te gördüğüm kumral kız

    formatı siken kızdır.

    umarım travesti çıkar ve önce o seni bulur.

  • 19. 2 nisan 2016 der spiegel kapağı

    insanlar akp'nin yarattığı tahribat ile demokrasi kültüründen o kadar uzaklaşmışlar ve sindirilmişler ki şu basit karikatürü bile büyük bir terbiyesizlik olarak yorumlayabiliyorlar.

    hadi dünyada olup bitenlerden o kadar uzaksınız da bari bu ülkede 90lı yıllarda siyasiler içn çizilmiş karikatürleri açıp bir bakın da demokratik görgünüz artsın.

  • 20. ders notunu vermeyen üniversiteli kız

    bunlardan tıp fakültelerinde de vardır. hatta bazıları abartıp çirkefliği dini boyutlara indirgeyip:

    "notlarımı veremem; kul hakkı oluyor. ben bunları kendim için çıkardım; sana verirsem vermediklerimin hakkına girerim..."

    gibi aşırı sayko açıklamaları falan oluyordu.

    çekilmez insanlardır efendim.

  • 21. survivor 2016

    önüne gelenin yunus günçe'ye atarlanmaya veya eziklemeye çalıştığı bir ortam oluştu. bu hayatta en sevmediğim samimiyetsizlik; güçlü olanın güçsüz olanı ezme hakkını kendinde görmesi... iki tane topu doğru yere atabildiği ya da biraz daha hızlı koşabildiği için başka bir insana laf sokma veya aşağılama hakkını kendinde gören insan tiplemeleri... adam sporcu falan değil öyle bir iddiası da yok ama bir bakıyorum atakan isimli adam kendince azarlıyor, kimseye gıkını çıkaramayan yattara laf sokuyor, mehmet denen karakteri oturmamış (atakan'ın tasmalı köpeği olsa o kadar olur) tip üzerine yürüyor, nagihan denilen tipleme tuba özay la konuşurken yanımıza gelmesin istemiyorum tribine giriyor (bu arada yunus'un oyları çok olsaydı yan yan yanına giderdi, tıpkı atakan'a yaptığı gibi) .

    bu hayatta tutunamayan insanların kaderi bu; güçlünün, bencil ve kendini beğenmiş, "bir tokat da ben atayım" modunda şefkatsiz davranışları. survivorda oyun yeteneği eksikliği, gerçek hayatta başka türlü zayıflıklar... çok benziyor. fazla abarttığım ve fazla ciddiye aldığım düşünülebilir ama ben hayatta merhamet ve şefkate inanıyorum... sahip çıkmaya, moral vermeye, ayakta tutmaya ve el uzatmaya...

    bana göre yunus en mantıklı, makul ve zeki olanları ve kimseye bir saygısızlık yapmıyor. yunus'un orada tüm tutunamayan ama naif insanları temsil ettiğini düşünüyorum ve sırf bu nedenle acun'un bu salakça programında yunus'a oy atacağım. hayatımda ilk defa bir tv programına oy atmış olacağım.

  • 22. ölünce çok üzülünen film karakterleri

  • 23. kaleye geçen kızların kalçasına şut çekmek

    biz ellemeye göt bulamıyoruz adamlar toplan vuruyor amk. sikerler ya yeter!

  • 24. diyarbakır şehirken paris köy bile değildi

    o da bişey mi!
    istanbul fethedildiğinde amerika kıtası bile yoktu
    edit: küçük amerikadan sevgilerle

  • 25. şaka maka bilgisayar virüslerinin ortadan kalkması

    virüsler artık bilgisayarınıza girip onu çökertmek istemiyor. mümkün olduğunca çok kullanılsıb ki bilgisayar, kredi kartı bilgileri, kişisel bilgiler, hesap şifreleri, mailler ele geçirebilsin.

    yani, virüsleri artık hevesli gençler değil, deneyimli hacker'lar geliştiriyor. ondan.

  • 26. 1996 chicago bulls vs 2016 golden state warriors

    aradaki 20 sene kazanır.

    çünkü bu maçı 20 sene önce yaparsanız bulls, bugün yaparsanız warriors kazanır.

    çünkü oyun aynı değil.

    warriors'un çok daha komple, çok daha teknik, çok daha hızlı ve zevkli bir takım olduğunu düşünüyorum.
    bulls ise michael jordan'dan başlayarak tüm takıma yayılan aşırı maskülen bir tavırla oynuyordu.
    evet diğer takımlar sert savunma yapıyordu evet ama bulls da warriors tarzı small ball oynamıyordu sonuçta. en basitinden jordan'ın 6. şampiyonluğuunu getiren son şutta bryon russell'a belden teması ile nasıl dengesini bozduğunu hatırlatırım.

    20 sene önce oynansa warriors sahayı ağlaya ağlaya terkeder.
    bugün oynansa bulls faul problemine girer. teknik olur, sportmenlik dışı olur, diskalifiye olur. hepsi olur valla.

    o sebeple bu iki dönemde de oynasa, bu takımlarla mücadele edebileceğini düşündüğüm san antonio spurs camiasını başta gregg popovich ve tim duncan olmak üzere saygıyla anmak lazım.

  • 27. gaziantep büyükşehir belediyesi'nin yeni logosu

    başıma bir şey gelmeyecekse beğendiğim çalışma. şurada tüm projeyi anlatmışlar.

    https://vimeo.com/154375727

    kullanım alanı ve gelişimi tasarımı falan hoşuma gitti. bütçesi de ideal geldi bana.

  • 28. pislik kindar bencil saygısız şımarık yıkıcı erkek

  • 29. calla black'in çalışanlarını aşağılayan afişi

    bu mesai anlayışının hala neyini savunuyorlar anlamıyorum. bi' adam siki taşşağına denk bir şekilde istediği şekilde elinde olan işi zamanına yetiştirebiliyorsa, sikerler öyle mesai saati zorbalığını.

    sonra neymiş efendim, gün içinde yaptığın geyik miş. zaten bu mesai sistemi, o yakındığın geyiğe insanı alıştırıyor, yoksa sen ver adama yetişme zamanını(kasmadan) adam ister sabah ister akşam çalışsın ama yapsın, amacınız bu değil m izaten ? işleri yetiştirmek. yok ama sen potansiyeli farklı olan 2 adamı da sabah 9 da ofise bekleyip 6:30 da çıkmasını isteyeceksin sonra da potansiyeli geçtim iş paylaşımı bile aynı olmayan 2 adamdan bütün gün orada durarak çalışmalarını - olmayan işlerinde(kimisinin işi çok oluyor, kimisinin o gün işi az oluyor/ keza bu adamların çalışma hızları ve biçimleri bile farklılık gösterir) çalışmasını bekleyeceksin.

    not: başlangıç mesai sisteminin eleştirisidir. firma eleştirisi değil, at o elinde ki bıçağı kanzuk!

  • 30. erdoğan yandaşlarını hüzne gark eden fotoğraf

    amerika'lılar hala kimi lider gördüklerini gösteren fotoğrafıdır...

    http://i.hizliresim.com/bdebgd.jpg

  • 31. tesla model 3

    bu ulkede bunu sarj etmek icin benzin kadar elektrik ucreti almazlarsa ben de bir sey bilmiyorum. bak gor. turkiye'de hicbir farki olmayacak otomobildir.

    gerekirse genel elektrige benzin kadar zam gelir. "yok ya yapmazlar" diyebiliyor muyuz? tabii ki hayir. orospu cocuklari. devrim yaratan teknoloji haberine bile sevinemiyorum sizin yuzunuzden.

  • 32. avrupa vs amerika

    bu "amerikalilar gerizekali, avrupalilar super kulturlu" geyigi de defalarca curutulmesine ragmen yillardir bitmedi. ortalama iq'lara bakiyoruz abd ortalamasi 100, avrupa ortalamasi 99, arada 1 puanlik bir fark var (sadece almanya, ingiltere gibi gelismis avrupa ulkelerinin ortalamasina bakinca da ortalama 101, yani yine fark 1 puan). nufusa orantili olarak universite mezun oranlarina, iki bolgedeki muhendis/doktor oranlarina bakiyoruz yine arada neredeyse hic fark yok. akademik yayinlara, patentlere filan bakiyoruz, abd uzak ara onde. kisi basi ortalama kitap okuma, muze ziyaret etme, tiyatroya gitme gibi istatistiklere bakiyoruz ve yine arada yok denecek kadar az fark var. kisaca bu geyik tamamen sehir efsanesinden ibaret.

    amerika'da aptal, cahil, koylu insan cok var ama avrupa'da da var, baska yerlerde de var. gecen sene illinois'te kus ucmaz kervan gecmez bir koyde yasiyordum ve evimin karsisinda misir tarlasi vardi. tarlanin sahibi olan koylu adami her hafta kutuphanede goruyordum. ayda bir cocuklarini alip 230 km uzakliktaki chicago'ya gidip muze gezisine cikartiyordu. adama "turkiye'nin basbakani kim?" desen bilmez ama bu onu cahil yapmaz (ornegin ben de polonya'nin veya bulgaristan'in basbakanini bilmiyorum). ha bu arada kus ucmaz kervan gecmez yerde 10 bin kitaplik kutuphane vardi.

    arastirmalara gore gecen sene bir amerikali ortalamada 12 kitap okumus. yetiskin nufusun %75'i en az bir kitap okurken %25 gecen seneyi hic kitap okumadan gecirmis. ornegin ingiltere'de bu oran %66-33 seklindeymis. yine ortalama bir amerikali gecen sene haftada 5 saat 15 dakikayi kitap okumaya ayirmis. avrupa'da da bu ortalama 5 bucuk saat civarinda dolasiyor. kitap okuma istatistikleri olarak abd, ingiltere, almanya, fransa ve kanada arasinda yok denecek kadar az fark var.

    2013 yilinda abd'de piyasaya 304 bin kitap cikmis ve cin'den sonra dunya'da en fazla kitap cikartan ulke abd (nufusa orantilayinca ingiltere'den sonra yine az farkla ikinci sirada). sadece akademik yayinlara baktigimizda abd uzak ara dunya lideri. abd hem kisi basina dusen kutuphane sayisi hem de kutuphanelere yapilan yatirim olarak avrupa'nin onde gelen ulkeleriyle (ingiltere ve almanya gibi) ayni seviyede ve avrupa genel ortalamasinin uzerinde. ulkede toplam 120 bin kutuphane var ve ulkede 2,800 kisiye bir kutuphane dusuyor. abd'de kisi basi satin alinan kitap sayisi avrupa'ya gore %20 daha fazla ama satin alinan her kitap okunmadigi icin bu istatistik tek basina bir sey ifade etmeyebilir.

    ortalama iq'lara gelince abd'deki ortalama iq puani 100. zaten akademik iq testleri abd'yi norm alarak hazirlandigi icin ozel olarak abd ortalamasi 100 getirilecek sekilde hazirlaniyor. eger abd ortalamasi 100'un uzerine cikarsa bazi sorular zorlastiriliyor, 100'un altina duserse bazi sorular kolaylastiriliyor. buradaki amac bir norm olusturup insanlar arasinda karsilastirmalar yapabilmek (yani bugunku 100 iq ile 50 yil onceki 100 iq ayni anlama gelmiyor).

    avrupa'daki ortalama iq'lara baktigimizda almanya, hollanda, italya 102 ortalamayla abd'nin 2 puan onundeyken, ingiltere, isvec ve isvicre 101 ortalamayla abd'nin 1 puan onunde. bir cok avrupa ulkesinde ortalama iq ayni abd'de oldugu gibi 100 puan. bazi avrupa ulkelerinde ortalama 95-96 civarinda da dolasiyor (ornegin turkiye ve yunanistan) ama genel ortalama 99, yani abd ile yaklasik olarak ayni.

    abd'de 25-64 yas arasinda yani calisma yaslarinda olup universite diplomasi olan kisilerin orani %40. avrupa'da en yuksek oran %44'le norvec'e ait. polonya, hollanda ve ingiltere'de bu oran %40'da. avrupa'nin geri kalan ulkeleri bu konuda abd'nin gerisinde kalirken (ornegin fransa'da %30, almanya'da %22) avrupa ortalamasi abd ortalamasinin altinda kaliyor.

    akademik makale ve patentlere baktigimizda abd her listede ya en basta gozukuyor ve avrupa'da abd ile bu konuda rekabet edebilen ingiltere ve almanya disinda pek bir ulke yok. bu makale ve patentleri muhendislik ve tip gibi teknik alanlara sinirladigimizda abd ile avrupa arasindaki fark daha da aciliyor.

    2014 yilinda amerikan muzeleri 850 milyon bilet satmis. bu biletlerin bir kismini abd'yi ziyaret eden yabanci turistler satin almis olsa da ezici bir cogunlugunu amerikalilar almis. istatistiklere gore muzeleri sosyal ve ekonomik duzey olarak her duzeyden insan ziyaret etmis, yani muzeler sadece zengin kesime hitap etmemis. amerikan muzelerinin amerikan ekonomisine yillik katkisi 21 milyar dolari asmis durumda ki bu dunya'daki 90 ulkenin gdp'sinden daha yuksek bir rakam. abd ve avrupa'da muzede harcanan zaman oranlari birbirine cok yakin. yine amerikan tiyatrolarina gecen sene 48 milyon kisi ziyarette bulunmus. nufusa orantilayinca bu bir cok avrupa ulkesiyle ayni seviyede. abd'lilerin 3'te 2'si sinemaya en az bir kere giderken ortalamada kisi basina sinema ziyareti olarak abd'nin uzerinde olan tek avrupa ulkesi izlanda, o da cok kucuk bir farkla.

    demek ki "avrupalilar super kulturlu, amerikalilar aptal" geyigi sehir efsanesinden ibaret. hangi istatistige bakarsak bakalim abd ile avrupa basabas gidiyor ve bir cok istatistikte abd onde gidiyor.

    bununla beraber bir geyige daha cevap vereyim, o da "abd'de kultur yok" geyigi. anlatilan bir hikayeye gore bir gun kadinin biri picasso'ya gider ve resmini cizdirir. picasso 5-10 dakikada resmi cizip bitirir ve kadindan epeyce yuklu bir ucret ister. kadin da "alti ustu 10 dakika emek harcadin, niye bu kadar para istiyorsun?" deyince picasso "10 dakika degil, 30 yil + 10 dakika" diyerek ayari vermis. evet abd'nin tarihi 225 yildan ibaret ama abd uzaydan inen kisiler tarafindan kurulmadi. abd'yi kuran avrupalilar'di ve avrupa'dan goc ederken yanlarinda avrupa kulturunu de getirdiler. bunun en buyuk kaniti bundan 226 yil once yazilan amerikan anayasasidir. abd ilk kuruldugu gunden itibaren sehirlesmeden muhendislige kadar hemen hemen her alanda avrupa kulturunun izlerini gorursunuz. olaya picasso gibi bakarsak abd tarihi 225 yil degil 2 bin yil + 225 yildir ve ulkede 2 bin yillik eski binalarin ve kalelerin olmamasi bu gercegi degistirmez. kultur eski bina ve arkeolojik eserlerle olsaydi bugun dunya'nin en kulturlu milletleri bagdat, sam, kahire gibi tarihi sehirlerde yasayan araplar olurdu.

    avrupa ile amerika'nin karsilastirilmasina gelince, bu bir tercih meselesidir. bazilari avrupa'da daha mutludur bazisi abd'de daha mutludur. olaya ekonomik olarak bakarsak orta-alt ve alt gruplar icin avrupa, orta-ust ve ust gruplar icin abd daha rahattir. sundan supheniz olmasin, her ikisi de ortadogudan bir cok konuda en az 100-200 yil ilerdedir. dunya'nin en basarili 500 universitesi icinde 100'den fazla amerikan universitesi (ilk 10'da 7 tane), dunya'nin en basarili 500 sirketi icinde 200'e yakin amerikan sirketi var.

    bunun disinda avrupalilar daha cok tatil yapar, amerikalilar daha cok para kazanir, avrupalilar daha cok vergi odeyip daha cok sosyal hizmet alir, amerikalilar daha az vergi odeyip daha ucuza gecinir. avrupa'da iskandinavlar haric her yerde futbol en populer sporken iskandinavlarda buz hokeyi en populer spordur. abd'de en populer spor sehirden sehre degisse de amerikan futbolu gayet populerdir. avrupalilar amerikalilar'a gore daha cok dil bilirler. amerikalilar icinde latin ve asya kokenlileri saymazsak ingilizce disinda dil bilen nadirdir (gerci bu son yillarda degismeye basladi ve yeni nesil amerikalilar ikinci dil ogrenme konusunda daha yetenekli ve azimliler).

    bu arada yukarda verdigim istatistiklerin cogunda cin, japonya ve guney kore avrupa'yi da abd'yi de geride birakmis durumda. bu da ilginc bir ayrinti olarak not edilsin. daginik bir yazi oldu ama neyse.

  • 33. 1 nisan 2016 etiler saray muhallebicisi rezaleti

    ucuz kurtulunan rezalet.

    müessesenin sahiplernin kim olduğunu düşününce, arkadaşa cüzdanını, telefonunu ve diğer değerli eşyalarını da kontrol etmesini öneriyorum.

  • 34. 1 nisan 2016 fenerbahçe anadolu efes maçı

    (bkz: #59665550)

    fenerbahçe'nin kazandığı maçın bitimi sonrası, geçen sene gibi, bu sene de fenerbahçe'yi bileğinin hakkıyla yenemeyenlerin, "fenerbahçe efes'e neden maç satmadı" diye ağlayanların ortalığa saçıldığı maç.

    adamlar futbolda fenerbahçe'ye karşı şampiyonluk yarışı veren (her sene adı değişir) takıma yatmanın legalleştiği, fenerbahçe'ye karşı köpek gibi oynamayanın şikeci ilan edildiği yerde böyle bir yüzsüzlükle, "fenerbahçe maça neden asıldı, neden yatmadı, maçı neden satmadı" diyebiliyor.

    adamlardaki kafa bu. ilerki turlarda fenerbahçe'yi tutmayacakmış. sen tutsan ne, tutmasan ne lan değişik.

  • 35. sözlük'teki reklamlardan bıkmak

    yeter artık dediğim durum. ya mobilden giriş yapıyorum. her taraf reklam. devamlı yanlışlıkla elim değiyor başka sekmeye geçiyorum. bir yazıyı okuyorum hop elim reklama değiyor. değmemesi imkansız çünkü çok fazlalar. bir de bir tek bende mi oluyor bilmiyorum ama entry'leri okurken tam ortada çıkıyor. mesela iki entry'nin arasına koyuluyor ve aşağı inemiyorum kenarlardan falan sürüklemem gerekiyor. bir de şöyle reklamlar var mesela aşağı inmek için sürüklüyorsun ama gitmiyor ya bana yan yan ürünleri sıralıyor. sen entry'leri okumak için çabaladıkça o hala inmiyor hala ürün sıralamaya çalışıyor. belki anlatamadım bunu ama olsun. şöyle işte link pırtsa ve ya olmamışsa söylersiniz. keşke biraz kullanıcıları düşünseniz. ben bunun yine sözlük yönetimi tarafından pek umursanacağını sanmasam da belirtmeden edemedim çünkü bıktım artık. reklam reklam reklam her yer reklam. yahu "insanları da bu kadar kasmayalım,rahat rahat yazilari okusunlar yazsınlar" demek yerine nedir illa bu bizi rahatsız etme durumlarınız anlamıyorum. sirf bir iki reklam daha fazla sıkıştırmak için nedir bu çabanız ?

    yani yeter be. daha ne kadar soğutacaksınız sözlükten.

    edit: ekleme

    edit: konuyu cahilliğe falan getiren arkadaşlar olmuş ama,burda konu herhangi bir uygulama vs değil. yani "şu uygulamayı bilmeden gelip hala reklamlardan şikayet eden cahiller vs vs.." gibi cümle kuracağına önce neden buna mecbur oldugunu,sonra da sözlüğün nasıl bir ticari kuruma dönüştüğünü düşün. öyle bir ticari kuruma dönüşmek ki kullanıcılar reklamlar yüzünden entry okuyamıyor doğru düzgün. konuyu anlamadan gelip ahkam kesiyorsunuz ya,kutluyorum.

  • 36. orta kafa gol tarzı debe entry'leri

    iki yazarın anlaşarak birinin orta yapması, diğerinin de bu ortayı planlanan şekilde gole çevirmesi şeklinde gerçekleşen debe entry'leridir. yani günlük hayatta bu iki yazar bir espri buluyor, sonra biri, diğerinin bu espriyi sözlükte yaparak debeye girmesini sağlayacağı ortamı, gerekli başlığı açarak hazırlıyor. ortam hazır olduktan, yani başlık açıldıktan sonra da seri bir şekilde önceden planlanan espri yapılıyor ve debeye giriliyor.

    uzun süredir bazı debe entry'lerinin bu şekilde ortaya çıktığından şüphelenirdim ama çok da umursamazdım. zira çok da mühim bir mevzu değil. ama bugün artık bir tanesi o kadar bariz bir şekilde kendini gösteriyor ki, bu durumu tek başına kanıtlamaya yeter sanıyorum. işte o entry:

    (bkz: alternatif bet sitesi isimleri /@emre islekk)

    17:08'de libertasviajante ortayı yapıyor ve 17:09'da emre islekk yapılan ortayı güzel bir kafa vuruşuyla gole çeviriyor. başlık açıldıktan saniyeler sonra 2. entry'i giren amanieee'nin olayın içerisinde olup olmadığı belli değil, ama o da olayı daha doğal göstermek için dahil edildiyse gerçekten takdir edilecek bir çalışma söz konusu demektir. (şimdi amanieee'nin entry'lerine baktım da, o da bu tayfanın elemanı, yani kuvvetle muhtemel olaya dahil)

    diğer bir ihtimal de şu ki, bu 3 yazar da aslında aynı kişi, yani emre islekk... zira aşağıdaki entry'lerden de görüleceği üzere libertasviajante ve amanieee yememiş içmemiş bu emre islekk'e methiyeler düzmüşler. bu arkadaşlar ya emre islek'in ezik yancıları, ya da bizzat kendisi...

    http://i.hizliresim.com/wkp2jp.png
    http://i.hizliresim.com/3ll8k5.png
    http://i.hizliresim.com/rkpyjz.png
    http://i.hizliresim.com/pzn4oj.png
    http://i.hizliresim.com/kb8r5y.png

    bu arada özellikle enteresan olan bir şey var ki, o da debe'ye giren entry'de emre islekk'in bariz şekilde bir bahis sitesinin reklamını yapmış olması... yani tüm bu tezgah, debe'ye girdikten sonra reklam yapmak için kurulmuş bile olabilir.

    bu mevzu sözlük yönetimi tarafından ciddiye alınır mı, bu tip durumlarda bir yaptırım uygulanır mı bilmiyorum. ama dikkate değer bir durum olduğunu düşünüyorum şahsen.

  • 37. sözlük yazarlarının benzetildikleri ünlüler

    ya bacım bi siktirin gidin ya hahaha aynen yine mankenler havada uçuşmuş.

    benim de jon kortajarena amk hahaha

  • 38. 1 nisan 2016 can dündar erdem gül yargılaması

    bence olmaması gereken yargılamadır.

    karşıt fikirde olan bir arkadaş mesaj atabilir mi? medenice anlamak istiyorum.
    demokratik bir hukuk devletiyiz. herkes de hukuğa uymak zorunda. herkes.

    ortada silah götüren bir tir var mi? var
    bu tir bu adamlar haber yapmadan önce zaten medyada haber oldu mu? evet
    bu konu ile ilgili başbakan ve cumhurbaşkanı konuştu mu? evet
    önce ilaç vardı dediler mi? evet
    silah yok dediler mi? evet
    içinden sadece ilaç mı çıktı? hayır
    silah çıktı mı? evet
    görüntüler yayınlanınca sahte dediler mi? evet
    sahte dedikleri görüntüler için dava açıldı mı? evet
    mit'in başka ülkeye silah göndermek gibi bir görev tanımı var mı? hayır
    hükümetin böyle bir görev tanımı var mı? hayır
    ister türkmenlere ister başka yere gitsin bu bizim yasalarımıza göre suç mu? evet
    uluslararası yasalara göre suç mu? evet
    bu suça hangi mevkideki insan karıştıysa yargılanmalı mı? evet
    burada bir vatana ihanet var mı? hayır (çünkü o silahların gitmesiyle vatanın alakası yok)
    burada bir casusluk var mı? hayır (konu zaten yapılan haberden önce başbakan ve cumhurbaşkanı tarafından televizyonda konuşulan bir konu)
    ortada bir devlet sırrı var mı? hayır olsa olsa hükümet sırrı var. hükümet ve devlet farklı şeyler. devletin başka ülkeye gizlice silah gönderme gibi hem yerel hem uluslararası olarak illegal olan bir görevi yok. olmayan görevde devlet sırrı olabilir mi? olamaz.

    eee o zaman bu insanlar neye dayanarak bir vatana ihanetten bahsediyor? devlet sırrından bahsediyor? casusluktan bahsediliyor?

    yani bunları diyen adamların mantığı ne argümanı ne cidden merak ediyorum biri bana anlatsın lütfen.

  • 39. 2 nisan 2016 obama'nın erdoğan yorumu

    (bkz: itin götüne sokulmak)

    (bkz: konuş kardeş ağzın bal yesin)

    su veren itfaiyenin hortumuna ne yapacağımı biliyorsunuz, dünyada demokrasi ve özgürlüklerden yana kim varsa susmasın ve konuşsun ki, bizim sesimizin yetmediği yerlere, düşüncelerimiz ulaşsın.

    4 tane "devletin" polisinin eleştiri sahibini sabahın erken saatinde evini basıp yaka paça, darp, taciz ve küfürler eşliğinde gözaltına almasını bekliyoruz diyeceğim ama pardon
    orası türkiye değildi değil mi ? göt ister.

    bir de şu ibnelikleri var bu çomarların. eğer eleştiriyi yapan kişi türk vatandaşı ise anayasaymış kanunmuş say gitsin, koy amına diyerekten adamı bir gece ansızın tutuklar ve suçunu dahi söylemeden aylarca hapishanede aylarca yargılanmayı bekletir. bunun gibi çeşitli zulümleri uygular, devleti babalarının bakkalıymış gibi kullanırlar.

    fakaaat eğer ki bu kişi şekil a'da olduğu gibi güçlerinin yetmediği biri ise. hemen hassaslaşır ve ağlamaya başlar sayın amına kodumunun karaktersizleri, "sen öncö köndönö bak şöröfsöz amarıgalı katiller".
    tamam sil salyanı.

  • 40. turkcell hatlarımızı iptal ediyoruz kampanyası

    istiklal caddesine greenpeace'çi gibi eleman saldıklarına göre epey işe yaramış kampanyadır.

  • 41. 1.4.2016 ido'daki uzun saçlı ela gözlü güzel kadın

    ankaradan idoya nasıl bindin kardeş.

    ankaraya deniz gelmiş abazalar deniz yoluyla istanbula gelmiş.

  • 42. öğrenildiğinde ufku iki katına çıkaran şeyler

    `tarihteki en ilginç dolandırıcılık hikayelerinden biri`

    bu konudaki ilginç psikolojik yöntemlerin ipuçlarını içeriyor. şöyle söyleyeyim bir adam olmayan bir ülkeye götürme vaadiyle tam 250 kişiden 200 bin sterlin para topladı. onları gemiye bindirip ıssız bir adada bıraktı.. adam dolandırmak için olmayan ülkenin olmayan parasını bastı..

    ekim 1822’de gregor macgregor adlı bir iskoç çarpıcı bir duyuru yaptı. sadece bir bankacının oğlu olmadığını, honduras’taki kara nehir boyunda kurulu poyais ülkesinin de prensi olduğunu açıkladı.

    macgregor'un takma adla yazdığı kitapta hayali poyais ülkesi böyle resmedilmişti

    galler’den biraz daha büyük bu topraklar o kadar verimliydi ki mısırlar yılda üç kez ürün veriyordu. suları tertemizdi ve nehir yataklarında altın bulunuyordu. ağaçlar meyve doluydu. yurtdışında, böyle cennet gibi bir ülkede yeni bir hayat kurmak iskoçya’nın karanlık ve yağmurlu havası, kayalı toprakları karşısında çok cazip görünüyordu.

    poyais’in tek eksiği, bu kaynakların tam kullanımını sağlayacak yerleşimciler ve yatırımcılardı. o zamanlar orta ve güney amerika’ya yatırım yapmak revaçtaydı ve poyais iyi bir seçenek gibi görünüyordu.

    iskoçya’nın kendi kolonileri yoktu. bu yeni ülke onun için yeni dünyaya atlama tahtası olabilirdi.

    siz olsanız böyle bir dolandırıcılığa aldanır mıydınız? macgregor usta bir pazarlamacıydı ve birçok insanı tuzağına düşürmüştü.

    iki taktik

    usta dolandırıcılar, ikna çabalarını, insan motivasyonunun iki yönüne yöneltirler: insanın bir şey yapmak için harekete geçmesini sağlayan eğilim ve bunu yapma isteklerini engelleyen atalet. 2003’te iki amerikalı sosyal psikolog bu iki ikna taktiğini formüle etti.

    iskoçyalı macgregor'un kendisine 'prens' unvanı yakıştırmadan önceki hali

    alfa adı verilen birinci taktik bir şeyin cazibesini artırmayı içeriyordu. önerilen şeyin mükemmel bir fırsat olduğu, sizin de onu yapacak en iyi kişi olduğunuz, bundan ne kadar kazançlı çıkacağınız vs. fikri aşılanıyordu. ikincisi omegaydı ve direnişi kırmayı hedefliyordu. yani sizi, yapılan önerinin kolaylığına ve bundan kaybedecek hiçbir şeyiniz olmadığına ikna etmeye yönelikti.

    psikologlar bazı insanların kazanç odaklı düşündüğünü, bazılarının ise kayıp ve hatalardan sakınmaya çalıştığını belirtiyor. yani alfa ve omega taktikleri birlikte bu iki yaklaşım tarzını da kapsamış oluyor.

    macgregor’ın getirdiği teklifler de işte böylesi bir karma içeriyordu. örneğin gazetelerde röportajlarını yayımlatmış, poyais’e yerleşmenin ya da yapılacak yatırımların kazançlarından söz etmişti. daha fazla ikna edilmeye ihtiyaç duyanlara, küçük bir adada yaşamın nimetlerini anlatan bir kitabı okumalarını tavsiye ediyordu (onu yazan ise thomas strangeways, yani macgregor’un kendisiydi). bu broşürde adada kaçırılmaması gereken fırsatlardan söz ediliyordu elbette.

    ikna kuralları

    macgregor’un yaklaşımı, getirdiği öneriyi daha cazip kılmak için başka taktikler de içeriyordu. psikologlar, insanı ikna etmede kullanılan altı kuraldan söz ediyor:
    1- karşılıklı fayda: ben senin sırtını kaşırım, sen de benim
    2- tutarlılık: bugün de dün inandığım şeye inanıyorum
    3- sosyal onay: bunu yaptığım için aidiyetim olacak
    4- arkadaşlık ya da hoşlanmak
    5- kıtlık: acele etmek lazım, yoksa bitecek
    6- otoriterlik: neden söz ettiğinizi biliyorsunuz

    macgregor, poyais ülkesinin parasını da böyle tasarlamıştı.

    macgregor içgüdüsel bir şekilde tam da bu taktikleri kullanmıştı: size bu fırsatı kimse vermez; yatırımlarınızla örnek olacaksınız; bu fırsat her zaman ele geçmez; kitabı yazan dr. strangeways bu konuda otoritedir; bana güvenmiyorsanız ona güvenin; güvenilmez biri olsam gazetelerde röportaj yapılmazdı…

    olmayan ülke

    macgregor’un bu taktikleri işe yaramıştı. 200 bin sterlin para topladı. yedi gemi dolusu insan atlantik okyanusu’nu aşıp poais’e yerleşmek için başvurmuştu. eylül 1822 ve ocak 1923’te 250 yolcu taşıyan iki gemi bu hayali adaya doğru yola çıktı. ama iki ay sonra vardıkları yer bir yıkıntıdan başka bir şey değildi.
    poyais diye bir yer yoktu. yolcular honduras’ın ıssız bir kıyısına getirilmişti. gelenlerin ancak üçte biri sağ kalacak ve oradan geçen bir gemiye binerek belize’ye götürülecekti. britanya donanması diğer beş gemiyi geri iskoçya’ya gönderdi. macgregor ise fransa’ya kaçmıştı.

    burada da poyais propagandası yapmaya devam etti. birkaç ay içinde yeni yatırımcılar ve yolcular buldu. fakat pasaport işlemleri konusunda fransa ingiltere’den daha dikkatli çıktı. adı sanı duyulmamış bir ülkeye gitmek için son zamanlarda bu kadar başvuru olması yetkililerin dikkatini çekmiş, konuyu araştırmak için bir komisyon kurulmuştu.

    macgregor tutuklandı. daha sonra kısa bir süre edinburgh’ta kalıp poyais dolandırıcılığına maruz kalanların gazabına uğrayınca kaçmak zorunda kaldı. 1845’te venezuela’nın başkenti caracas’ta öldü.

    bu makalenin ingilizce aslını bbc future sayfasında okuyabilirsiniz.

  • 43. götü kalkmamış güzel kız

    kendine güvensizlikle yaftalanır.

  • 44. kimseye kendini kanıtlamaya çalışmayan insan

    kendini, kendine kanıtlamıştır.

  • 45. abd'de dolaşan we love erdoğan kamyonları

    maliyetinin cumhurbaşkanlığının örtülü ödeneğinden karşılanıyor olması muhtemeldir. zira bir cumhurbaşkanının yabancı bir ülkede propagandasına kamu parasının harcanmasının hiçbir hukuki ve ahlaki açıklaması olamaz.

  • 46. makrodalga

    kendisine destek olan ekşisözlük halkına, her konuda arkamızda olduğunu hissettiren hukukçulara, kocaeli'de yaşayıp yardım eli uzatan yazarlara, iyi dileklerini sunan herkese ev arkadaşım ve kendi adıma çok teşekkür ederim.

    merak etmeyin, şimdilik herhangi bi sorun yok. iyiyiz.

    bu arada, süreç boyunca ne zaman yardıma ihtiyacımız olsa anında dönüt veren pek sayın aysun kılınç ve mehmet nazım gençtürk olmak üzere desteğini esirgemeyen bütün avukat büyüklerimize sonsuz teşekkürler.

  • 47. recep tayyip erdoğan

    memleketin yüzde ellisinin dine karşı hazımsızlık duyduğunu zanneden uyanıkların adamı.

    evet kürtaj uludere'dir, sezaryen cinayettir, reza bey ise hayırseverdir, yusuf yerkel danışmanımdır, kupon araziler benden sorulur, oğlumun vakfına hayrına milyon dolarlık yardımlar yağıyor arkadaşlar...

    bilime, araştırmaya ayrılan bütçe diyanete ayrılanın yanında kuş kalır. deprem vergileri yola savrulur. havuz medyasına, yandaşlara vatandaşın parası hiç edilir.

    ergenekon ayağına insanları içeri atılır, insanlar basbas bağırmasına rağmen soruların çalındığı inkar edilir, pkk'nın ışid'in ülkenin dört bir yanında yuvalanmasına izin verilir... çok şey yapmayın.

    sıkıntı çıkarsa paralelden olmuştur. kandırıldık vs.

    çekemeyen anten taksın.. yok dur neydi.. "müslümanlığı hazmedemiyormuş" erdoğan karşıtları evet.

    ahahahha.... paralı, adi şerefsizler sizi.

  • 48. tinder

    arkadaş ben anlamıyorum bunu. 3 4 defa başıma geldiği için yazıyorum zira manyak değilim bi kere karşılaştığım bişeyi genelleme yapıp buraya yazmam.

    adım adım ilerleyelim.

    1. eşleşme

    eşleştikten sonra mesaj atılan kadın birey kafadan soğuk soğuk konuşuyor. yani genel yapın o kadar sıcak olmasa da ya insan gibi konuş ya da hiç konuşma. mesaja cevap vermeyen vb de cabası. sonra direkt olarak "ben buraya geyiğe geldim" diyenler var mesela. efendim abazanlarla kafa buluyormuş. ben anlamıyorum, bir erkek ya da bir kadın bir ilişki, flört, ya da seks gibi bir beklenti dışında neden tinder'a girip, gerçek amacı için kullananlarla dalga geçer. yani manava girip karpuz isteyene"a karpuz yiyor bu" diye konuşuyor musun? gerizekalı!

    2. tanışma evresi

    arkadaşlar bir insan amacı belli olarak biriyle tanışınca önce ona niyetinden bahseder sonra da buluşma talep eder. bunun farklısını ben bu yaşıma kadar görmedim. barda tanışsan da bu böyledir, sokakta tanışsan da, internette tanışsan da emminoğlunun arkadaşı olsa da. yani tanışırsın, konuşursun ve buluşursun. daha çok yeni yaşadığım bir hadiseyi anlatayım. bir hanımla eşleştik. konuşma çabama karşılık verdi sağolsun. sonra buluşalım dedik 1-2 defa, olamadı. bu arada bu buluşma talebinde 2 taraf da mutabık kaldı. ondan sonra ben 3 4 defa bu akşam müsaitsen buluşalım dedim ve kendisi meşgul olduğunu söyledi. ben de bidaha bişey demedim. 1 ay sonrasında kahve içelim mi diye sorduğumda da tepki şu oldu. "bu ısrarcı ve anlaşılmaz tutumundan dolayı senden uzak duruyorum" götümün kenarı hanım, benden uzak duruyormuş. pardon da napacaktım? ağzımı açıp bekleyecek miyim ? kahve içelim dedim yani ne dedim?

    3. yakınlaşma evresi

    tinder gibi bir uygulamada durum nedir, talep nedir, bunların hepsi belli. ya sevişmek için ya flört için ya da gerçekten ilişki için ilk intibah oluşturan insanla eşleşmek istersin. bazı gerizekalılar, "burdan sevgili olmaz kesinlikle" diye caka yapıp arkadaş edinebileceklerini iddia ediyorlar ama burası da saçma. yani sevgiline güvenmen gerekiyor da arkadaşlarını orospu çocuklarından mı seçiyorsun? sonrası genelde şöyle olur. "ben arkadaş olmak istiyorum, tinderdan eşleştik diye illa bişey olması mı lazım?" evet sayın amınakoyduğum bişey olması lazım. arkadaş edinmek için ben "a bu kadınla sevişmiycem o zaman arkadaş olayım" diyerek, arkadaşlarımı neden alt kategoriden sayayım.

    özetle;

    amacı doğrultusunda kullanılmamakta, ülkemizdeki herşey, her kurum gibi suistimal edilmektedir. esasen, amacına yönelik kullanılsa ne kadar da harika olur?

  • 49. turkcell'e twitter üzerinden verilen muazzam ayar

    ensar vakfı skandalıyla gündeme gelen turkcell'e yönelik twitter'daki "cayzade" kullanıcı adlı şahıs tarafından verilen ayar. tek cümleyle helal olsun arkadaş.

    http://i.hizliresim.com/vabzdj.jpg

    (bkz: turkcell hatlarımızı iptal ediyoruz kampanyası)

  • 50. tarihteki ilk istiklal marşını kürtler yazmıştır

    sikat, ingiltere'nin belki de ciddiye alınabilecek tek düşünce kuruluşudur, öncelikle bunu belirtmekte fayda var. diğer yandan profesör sakik'in kitabını ben de okudum. japonlarla kürtler arasında kurulan ilişkiyi bugün benim diyen profun kurabileceğini sanmıyorum. sakik, sikat belgeleri ile, 32000 yıllık tabletleri harmanlayarak bir dünden bugüne kurtler ve japonlar külliyatı çıkartmış ortaya. her iddianın belgelerle desteklenmesi neticesinde diyebiliriz ki, tarihteki ilk istiklal marşını kürtler japonlara yazmıştır. istek marş olarak dönemin japon radyolarında birinci sıraya yükselmişliği de vardır bu marşın.